• BIST 90.383
  • Altın 144,560
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Konya 4 °C
  • Kanada'da Kur'an-ı Kerim'e çirkin saldırı!
  • Araç sahiplerine müjde! İndirim geldi
  • İsmailağa Cemaati referandum kararını açıkladı
  • Kanada'da Kur'an-ı Kerim'e çirkin saldırı!
  • Araç sahiplerine müjde! İndirim geldi
  • İsmailağa Cemaati referandum kararını açıkladı

Hikmetini anlayamadığım durumlar

Murat Kayacan

Bir olayı okurun ibret alması için aktardığımızda o olay üzerinde önce düşünüp sonra onu aktarmamız hem bizim tutarlılığımız hem de okurun faydalanması açısından fevkalade önemlidir. Aktardıklarımız hem vahye hem de akla uygun olmalıdır ki, hikmeti konusunda akl-ı selim sahipleri ikna olsun. Bu tür bir dikkat, İslam kültüründeki zaafları, İslam karşıtlarına fırsat vermeden bizim gidermemizi sağlayacaktır. Bu bağlamda –hiçbir hikmet içermediğini iddia etmeksizin- birkaç aktarım üzerinde duralım.

Ele almak istediğim birinci aktarım Veysel Karâni’nin annesine olan saygısı bağlamında sıkça zikredilen şu olaydır: “Yemen’de yaşayan Veysel Karâni daima Rasulullah’ı görmek isterdi. Bir gün anasına şöyle dedi: “İznin olursa Rasulullah (s)’ı görmeye gideceğim. Kısa bir süre için hizmetini aksatsam bile gitmeme izin ver.” Annesi de ona, “Yalnız bir şartla, evinin kapısından başka yere gitmeyeceksin.” dedi. Karâni Rasulullah (s)’ın kapısına gitti. Hz. Ayşe ona Rasulullah (s)’ın mescitte olduğunu, onu orada görebileceğini söyledi. Bunun üzerine Karâni de Yemen’e döndü ve annesine “Rasulullah (s) evinde değil, mescitte imiş. Sana asi olmaktan korktum. Bu kadar yol gittiğim halde, onu göremedim.” Bu olay üzerine düşündüğümüzde, Karâni’nin gereksiz yere “lafızcı” davrandığını görmekteyiz. Ziyaret ettiği mekân Medine’de bulunan Mescid-i Nebevi yakınındaki Rasulullah’ın evi ise aradaki mesafe oldukça azdır. Muhtemelen annesinin isteği, Rasulullah başka bir şehirde ise Karâni’nin oraya gitmemesidir. Yoksa oğlunun mescidin avlusundaki evden mescide gitmemesini ve geri dönmesini istemiş olması akıl kârı değildir. Karâni mescide gitseydi bile annesine karşı gelmiş olmazdı. Yemen’den kalkıp Medine’ye gelmesine müsaade eden annesi, niçin bir adım yerdeki mescitte bulunan Rasulullah (s)’ı ziyaret etti diye oğlunun kendisine asi olduğunu düşünsün? Bu olay doğru ise Karâni’nin anneye itaati yanlış anladığı kanaatindeyim.

Değinmek istediğim ikinci aktarım ise Hz. Peygamber (s)’in, Abdullah b. Ebi’l-Hamsa ile randevulaşması hakkındadır. Abdullah Rasulullah (s)’a verdiği buluşma sözünü unutup onu “üç gün” sonra hatırlar. Sözünün “eri” olan Hz. Peygamber’i “üç gün” sonra randevu yerinde bulunca mahcup olur.[1] Bu haberde de bir tuhaflık söz konusudur. Rasulullah kendisine söz veren kişinin sözünü yerine getirmediğini görünce, orada niye o kadar uzun süre beklesin? Kısa bir süre beklemesinin ardından gitmiş olması daha makuldür. O kadar beklemesi büyük bir vakit kaybıdır. Bu kadar süre beklemediğini düşündüğüm için bu naklin gözden geçirilmesi gerektiğini ve örnek alınamayacak bu tavrı Rasulullah (s)’ın göstermediğini düşünüyorum. Güzel vurgulara da sahip bir yazıda bu olayın “hikmetli bir olay” olarak aktarılmasının ardından, çağdaş dönemden İslam Hukukçusu Faruk Beşer’in başından geçen bir olay nakledilmektedir. Beşer bir elektrik tesisatçısı ile randevulaşır. Ancak geç kalan elektrikçiyi Beşer arar ve elektrikçi bir saat on dakika geç olarak randevuya gelebileceğini söyler.[2] Bu iki aktarımdan en azından birisi hikmetli değildir. Ya “Rasulullah randevulaştığı Abdullah’ı üç gün beklememiştir.” dememiz gerekir. Ya da bu olay sahih ise Faruk Beşer Rasulullah (s)’ı örnek almamış ve üç gün beklemeksizin elektrikçinin tavrından şikâyetçi olmuştur. Bana doğru gelen Rasulullah’ın böyle bir şey yapmadığı ve Beşer’in de uygun tavır gösterdiği şeklindedir.

Son aktarımımız da Mehmet Aydın’ın[3] başından geçen bir olaya dairdir. Bir gün Aydın’ın ailesine ait inek onlardan habersiz komşunun tarlasına girerek otlar. Bunu gören annesi ineğin sütünü üç gün yere sağar. Aydın da, “Anne niçin böyle yaptın? Yere sağacağına bizim kediye verseydin.” der. Anası yüzüne sert bakarak, Aydın’ın meslek kariyerinin son basamağına gelmesine rağmen unutamadığı şu sözü söyler: “Evladım! Ben kedime de haram yedirmem.”[4] Bu aktarımda “haramdan uzak durmanın güzelliğine” bir vurgu varsa da İslam açısından ve akli zaviyeden Aydın’ın annesinden beklenen inekleri hangi komşunun tarlasından yediyse ineğin sütünü sağıp o komşuya vermesi ve helallik istemesidir.

Aktarımların yaygınlığı, ya da doğru bulanların yetkinliği/çokluğu o olayların vahye ve akla uygunluğunu tartma konusunda bizi zaafa uğratmamalıdır.

Dua: Ramazan ayınız bereketli olsun. Allahu Teala Esed ve rejimini Ramazan Bayramına kavuşturmasın.



[1] Ebu Davud, Edep, 82.

[2] Tan, Zeki, “Bütün Varlıkların Başat Özelliği: Doğruluk”, Kur’anî Hayat, Derg., C. 5, S. 25, İst., 2012, s. 37.

[3] Bu, 58. Hükümette devlet bakanlığı yapmış olan Mehmet Aydın olmalı.

[4] A.g.m., s. 35.

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim