• BIST 89.573
  • Altın 146,325
  • Dolar 3,6382
  • Euro 3,9067
  • Konya 10 °C
  • Galatasaray FETÖ'cülerden temizlenmeli
  • Bugün seçim olsa hangi parti yüzde kaç oy alır?
  • Selin Sayek Böke koalisyonları öve öve bitiremedi
  • Galatasaray FETÖ'cülerden temizlenmeli
  • Bugün seçim olsa hangi parti yüzde kaç oy alır?
  • Selin Sayek Böke koalisyonları öve öve bitiremedi

Ramazan algısı

Ramazan Altıntaş

 

Selçuklu Belediyesi ve KONTV işbirliği ile hazırlanan İftar Programında sunucu M. Fatih Çıtlak’la “Ramazanı İdrak” üzerine konuştuk. Bilindiği gibi dünyevileşme, modern bir afet olarak gittikçe Müslümanları sarmakta ve bunun sonucunda da hayatın her alanında olduğu gibi Ramazan algılarında da derin çatlaklıklar oluşturmaktadır.

Bir şeyi algılamak, onu idrak etmek demektir. Mecazi anlamda, suya, kovanın ulaşması için birbirine bağlanan ipe “derk”, bir şeyin en son noktasına ulaşmasına da idrak denilir. Meselâ, çocuk idrak etti dediğimiz zaman, onun temyiz çağına ulaştığı kastedilmiş olur. Bu anlamda “Ramazan ayını idrak” etmek, müdellel bilgiye dayalı bir tefekkür neticesinde bir anlam ifade eder. Bilmeden, bir şeyi derinliğine anlamak ya da ona nüfuz etmek mümkün değildir. O, ancak, âdet düzeyinde kalır. Gerçek anlamda ibadet aşamasına geçemez.

İslam’da ibadetlerin, ibâdet-i mersûme denilen şekil şartları kadar, hikmet merkezli mana boyutları da önemlidir. Şekil şartlarından mana boyutuna birlikte geçilmediği takdirde, yapılacak ibadetlerin kişinin zihnî, kalbî ve ahlakî hayatında olumlu anlamda değişime yol açması düşünülemez. Şekil-mana bütünlüğünden mahrum bir ibadet algısı, her ne kadar fıkhın şartlarına uygunsa da o ibadetten elde edeceğimiz derin kavrayışı yakalamak imkânsızdır. Böyle bir kimsenin durumu, merhum Necip Fazıl’ın benzetmesiyle, bir kimsenin bal diye cam kavanozun dışını yalamasına benzer. Hâlbuki gerçek bal, kavanozun kendisi değil, onun içindeki öz gıda maddesidir. Öyleyse ibadet hayatında iç ve dış birlikte bulunduğu zaman bir anlam ifade eder.

Eğer bugün yaşadığımız toplumlarda bizi iyi ahlaki yönde değiştirmesini istediğimiz Ramazan algısında bir sorun varsa, bunu öncelikle bilgi, idrak, sevgi ve kavrayış alanlarındaki noksanlıklarımızda aramak gerekmektedir. Oruç, namaz, dua, itikâf, Kur’an, şehr-i ramazan gibi kavramlar, Kur’an ve sünnet bütünlüğü bağlamında bir Müslüman’ın hayatında neyi ifade ediyor? Bu soruya verilecek sağlıklı cevap, aynı zamanda bu ibadetler hakkındaki tutumumuzu da belirleyecektir. Bugün, belki insanların imanını ölçebilecek henüz sihirli bir alete sahip değiliz ama kişilerin dindarlık kalitelerini ölçebilecek ölçekler geliştirilmiştir. Artık bu dindarlık düzeylerinin kalitesini tespit etmek mümkündür. Mevcut dindarlıkları ölçme ve değerlendirmeyi bir takım sorular üzerinden de yapabiliriz:

Bir Müslüman düşünelim. Ramazan orucunu tutuğu halde, doğrudan veya dolaylı bir şekilde hala haksız kazanç sağlamaya devam ediyorsa, bile bile haram liaynihi sahasında ticaret yapıyorsa, bu insan Ramazanı algılamamış demektir.

Bir Müslüman düşünelim. Ramazan orucunu tuttuğu halde, eliyle ve diliyle hala insanları kırıp-dökmeye devam ediyorsa, aile hayatında terör estiriyorsa, bu kimse Ramazanı istenilen düzeyde algılayamamış demektir.

Bir Müslüman düşünelim. Ramazan orucunu tuttuğu halde, bilmem sayısal anlamda şu kadar hatim okuduğu halde, çoluk-çocuğunun dini hayatıyla ilgilenmiyorsa, henüz İslami bir yaşantı biçimi bu kimsenin yakın semtine uğramamışsa, onun hayatında Kur’an sadece hatim okuma ya da okutma düzeyiyle sınırlandırılıyorsa, böyle bir insanın Ramazan algısı yanlış demektir.

Varlıklı bir Müslüman düşünelim. Büyük şehirlerin bilmem kaç yıldızlı otellerinin salonlarında varlıklı kimselere iftar veriyor ve fakirler, garibanlar bu sofraların yakın semtine yaklaştırılmıyorsa, bu insanın ramazan algısı su alıyor, demektir.

Bir Müslüman düşünelim. Zekâtını, fitre ve sadakalarını hakkıyla vermediği halde, israfa dayalı çılgın müsrif bir hayat biçimi yaşıyorsa, bu insan hala Ramazan ayını hakkıyla idrak etmemiş demektir.

Bir Müslüman düşünelim. Bugün dünyanın değişik yerlerinde Müslümanlar acı çekiyorsa, böyle bir Müslüman da ticari hayatında hala bu acı veren zalimlerin finansman kaynaklarına bile bile su taşımaya devam ediliyorsa, bu insan, ramazan ayını idrak etmemiş demektir.

Bir müslüman düşünelim. Aynı iftar sofrasında, ayrımcılık yapıyor, kendisi ve yakın avanesine köfte-kebap ikram ederken, sözde çağırdığı yoksullara kuru fasulye, patates yemeği ikram ediyorsa, bu Müslüman ramazan ayını gerçekten idrak etmemiş demektir. Bu misalleri çoğaltmak mümkündür.

O halde, gelin Ramazan algımızı bir daha derin bir muhasebeden geçirelim. Müflis bir tüccar konumuna düşmeyelim. Ramazan ayı, maneviyat alanında bizim için hasat ayına dönüşsün. İşte o zaman Ramazan ayını idrak etmenin neşvesine ve amacına ulaşmış oluruz.

Hayırlı ramazanlar dileğiyle.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim