• BIST 97.533
  • Altın 145,745
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Konya 8 °C
  • FETÖ, Görmeze başkalarının eliyle operasyon çekiyor!
  • FETÖ'den yeni tehdit: 2 buçuk ay sabredin!
  • Bakan açıkladı: 'Ramazan ayının ilk haftası...'
  • FETÖ, Görmeze başkalarının eliyle operasyon çekiyor!
  • FETÖ'den yeni tehdit: 2 buçuk ay sabredin!
  • Bakan açıkladı: 'Ramazan ayının ilk haftası...'

Her gün Aşûra..

Ramazan Altıntaş

İslam tarihinde Hz. Peygamber’in Mekke’den Medine’ye hicreti, bir dönüm noktasıdır. Bu maksatla Hz. Ömer halifeliği döneminde hicreti tarih başı kabul etmiştir. Bu tarihten itibaren İslam âleminde 1 Muharrem hicrî takvimin başlangıcı olarak kutlana gelir. Bu maksatla Müslümanlar 1 Muharrem’i her sene yeni bir yılın başlangıcı olarak kabul ederler. Eğer bugün milyonlar bu durumdan bîhaberse, bu durum onların değerler alanında ne kadar savrulma ve yozlaşma içinde yaşadıklarını gösterir.

Muharrem ayı, birçok ilklerle doludur. Bunlardan birisi, Muharrem ayının 10. gününün   ‘aşure’ günü olarak benimsenmesi ve o günün önemine binaen Müslümanların hem ibadet ve hem de sosyal içerikli hayır-hasenat yapma bakımından büyük bir faaliyet içinde olmalarıdır. Bu güne anlam veren ve o günün değerini artıran unsurların başında, ana kurucu referans sistemimiz olan Kur’an ve sünnette bahsedilmiş olması gelir.  Fecr Suresi’nin ikinci âyetinde; “on geceye yemin olsun” buyrulur.  Bazı Kur’an yorumcuları burada geçen ‘on gece’ ibaresini muharrem ayının aşure günü’ne kadar geçen zaman dilimi olarak yorumlamışlardır. Elbette başka yorum yapanlar da olmuştur. Dikkat edilirse bu âyet on güne yeminle başlamaktadır. Eğer Kur’an’da Yüce Allah bir şeye yeminle başlıyorsa, bahsedilen konunun kadri kıymetinin büyük oluşuna dikkat çekilmek suretiyle bizden uyanık olmamız ve işaret edilen konunun gereğini yapmamız istenir. O halde aşure gününe işaret ediliyorsa, Müslümanlardan bugünle ilgili güzel davranışlarda bulunmaları beklenir.  İşte bütün bir İslam âleminde bu maksatla Müslümanlar sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın bir gereği olarak on çeşit üründen oluşan aşure çorbası yaparak yoksullara ve komşulara dağıtırlar. Hiç şüphesiz karşılıksız ve sırf Allah’ı razı etmek adına yapılan bu davranışlar, insanlar arası ilişkilerin güçlenmesine, hoşgörü kültürünün yaygınlaştırılmasına, yardımlaşma duygularının yaşatılmasına ve sevginin büyütülmesine katkıda bulunur.

Diğer taraftan muharrem ayının onuncu gününün Müslümanlar nezdinde faziletli kabul edilmesi Allah’ın muharrem ayının onuncu günü, 10 peygambere on ayrı keramet ihsan ettiğine inanılmasına da dayandırılır. Rivayetlere göre, insanlığın ilk atası Âdem (a.s) ve Havva annemizin tevbesi aşura günü kabul edilmiş, insanlığın ikinci atası Nuh (a.s)’ın gemisi Cûdi dağına aşura günü demirlemiş, Hz. İbrahim peygamberin oğlu Hz. İsmail o gün doğmuş; Hz. Yusuf’a hasretinden dolayı Yakup Peygamberin kapanan gözleri o gün açılmış, Hz. Yusuf zindandan o gün kurtulmuş, Eyyub a.s. tutulduğu hastalıktan o gün şifa bulmuş, Hz. Davud’un tevbesi o gün kabul edilmiş, Ninova bölgesine gönderilen Yunus (a.s) balığın karnından o gün kurtulmuş, Hz. Musa’yı takip eden Firavun ve ordusu sulara o gün gömülmüş ve Hz. İsa o gün dünyaya gelmiş ve Allah katına yükseltilmiştir.

Tarihte muharrem ayı ve aşure günü sadece Müslümanlar tarafından değil, tâ câhiliye döneminde müşrikler tarafından da kutsal bir ay ve gün olarak kabul edilirdi.  Hatta aşure günü anısına müşrikler oruç tutarlardı. İslam’ın Mekke döneminde Hz. Peygamberin de bu orucu tuttuğuna dair rivayetler vardır. Ayrıca Muharrem ayı ve aşure günü Ehl-i kitap olan Yahudi ve Hıristiyanlar tarafından da kutsal kabul edilmiştir.  Hz. Peygamber Mekke’den Medine’ye hicret edince bu orucu tutmuşlar ve Müslümanlara da tavsiye etmişlerdir.  Bu konuda hadis külliyatımızda birçok rivayet vardır. Hicretin 2. yılı Ramazan orucu farz kılınınca Hz. Peygamber: “Aşûre orucunu isteyen tutar, isteyen terk eder” buyurmuşlardır. Bu tarihten itibaren Ehl-i kitaba muhalefet etmek için Müslümanlar bu orucu, ya muharremin 9. ve 10. günleri veyahut da 10. ve 11. günleri tutarlar. Öyleyse biz de sünnet olan bu orucu tutmalıyız. Çocuklarımıza bu günün önemini ve değerini anlatmalıyız. Zaten Anadolu’da Sünnisiyle Alevisiyle bütün Müslümanlar bu oruca büyük değer verirler; hem oruç tutarlar ve hem de aşure çorbası yaparak ikramda bulunurlar. Son zamanlarda büyük şehirlerimizde devlet erkânının da yakın ilgi göstermesiyle aşure günü bir festival havasında kutlanmaya başlanmıştır. Bütün sivil kuruluşlar şehirlerin farklı yerlerinde halkımıza aşure çorbası ve tatlı ikram etmektedirler. Bu güzel geleneğin nesilden nesile taşınması ve canlı bir şekilde yaşatılması gerekir. Çünkü bizi millet yapan, bizi kaynaştıran ve birliktelik hamurumuzun mayası, çimentosu işte bu paha biçilmez dini değerlerimizdir.

İslam âleminde muharrem ayı denildiği zaman Müslümanları eleme boğan önemli hâdiselerden olan Kerbelâ faciası akla gelir.  Hicri 61. yılda muharrem ayının 10. günü Hz. Peygamber Efendimizin cennet gençlerinin efendisi diye nitelendirdiği Hz. Hüseyin (a.s) 55 yaşındayken Kerbelada aç susuz bırakılarak hunharca şehit edilmiştir. Dünya Müslümanları bu olaydan büyük üzüntü duymuşlar ve hala da duymaktayız. Bir nevi Kerbela olayı, muharrem ayının maneviyatı üzerine acılar ekmiştir. Bütün Müslümanlar olarak tarihin bu şekilde tekerrür etmemesi için çaba harcanmalı, bugünü ‘yas günü’ ilan etmenin yerine, geleceğe dair güzel duygular beslemeli ve hayırlı işlerin adımları atılmalıdır.  Bugün de emperyalist güçler İslam dünyasının her tarafında etnik ve mezhepsel farklılıklar üzerinden yeni Kerbelalar yaşatmak istemektedirler. Sünnisiyle, Şiisiyle, Alevisiyle vb. bu tuzakların farkında olmalıyız. Çare, “hergün aşuredir/bütün bir yeryüzü kerbela’dır” fehvasınca hareket etmededir. Son zamanlarda maalesef ülkemizde de kalplerimizi birleştiren değerlerden beslenen insanımızı emperyalist güçler ve onların uzantıları olan oryantalistler şiddet ve ayrımcılık dilini kullanarak parçalamak istemektedirler. Buna asla fırsat verilmemelidir. İşte muharrem ayı ve bu ayda cereyan eden Kerbela faciası bizlere birlik ve dirlik ruhunu kazandırmak için vardır.

Yüce Allah bu acıları bir daha ümmete yaşatmasın!. Bu duygular içerisinde bütün kardeşlerimin aşure gününü kutlar, Yüce Allah’tan başarı, sağlık ve mutluluklar getirmesini dilerim.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim