• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Konya -2 °C
  • Anayasa Değişiklik Teklifi Yasalaştı! İşte Yeni Kanunun Getirdikleri
  • Sadık müşteriye ayrıcalık geliyor
  • İçişleri'nden valiliklere kritik 'kargo' uyarısı!
  • Anayasa Değişiklik Teklifi Yasalaştı! İşte Yeni Kanunun Getirdikleri
  • Sadık müşteriye ayrıcalık geliyor
  • İçişleri'nden valiliklere kritik 'kargo' uyarısı!

Cihanda En Büyük Devlet

Ali Akpınar

Cihanda En Büyük Devlet: Sıhhat

 

-Tıp Bayramı’nın Hatırlattıkları!-

 

Koca cihan padişahı Kânûnî Sultan Süleyman devlet ve hayat tecrübesini şöyle özetler:

Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi,

Olmaya devlet cihanda bir nefes-i sıhhat gibi.

Bu meşhur beytinde, o zaman yeryüzünün en güçlü devletinin başı olan Kânûnî, devletin önemine dikkat çektikten sonra, sağlık gibi bir başka büyük devletin önemini de vurgular. Gerçekten de toplumun rahat ve huzuru için devlet gereklidir ve önemlidir. Sıhhat de öyle. Peygamberimiz bir hadislerinde insanların çoğunun aldandığı, farkında olmadığı, kıymetini bilemediği iki büyük nimetten birinin sağlık olduğunu haber verir. İki büyük nimet vardır ki insanların çoğu bunlarda aldanmıştır: Sağlık ve boş vakit.

14 Martta kutlanan Tıb bayramı bize şunları hatırlattı:

Dilimizde meşhur bir söz vardır, Yarım doktor candan, yarım hoca dinden eder diye. Bu anlamlı söz üzerinde biraz durmak istiyoruz. Bu sözde iki mesleğin birlikte zikredilmesi son derece önemli ve anlamlıdır. Zira doktorluk ve hocalık, toplumun beden ve ruh sağlığını koruma ve idame ettirme de son derece önemlidir. Ruh ve beden olarak iki temel unsurdan oluşan insanın iki yönlü sağlıklı olması bu meslek erbabına bağlıdır. Sağlıklı bir toplumun oluşmasında ve hayatın sağlıklı bir şekilde devam ettirilmesinde her iki meslek erbabının büyük ölçüde paraya düşkün olduğu, hizmetlerinde para kazanmayı öncelediği de bir vakıa ve hatta tedavisi gereken bir marazdır.

Bugün insanımızı yakından ilgilendiren önemli sorunların başında, tıp ve din hizmetleri, yani beden ve ruh sağlığı konusunda yetkin olmayan hemen herkesin kendini söz söyleme noktasında görmesi gelmektedir. Sözgelimi, bir mecliste böbreğinizin taş yaptığını söylemeye görün, orada bulunanların pek çoğundan farklı ilaç ve öneri alabilirsiniz. Belki de en son konuşanın orada bulunuyorsa bir doktor olduğunu görürüz. Bir de orada doktor yoksa reçete önerenlerin sayısı daha da artacaktır. Aynı şekilde dini bir mesele gündeme getirildiğinde, ‘Ben hoca değilim ama, bu bence şöyle olmalıdır..’ gibi cümleleri sıkça duyabiliriz. Kültürümüzde, Yarım doktor candan, yarım hoca dinden eder, sözü yaygın olarak kullanıldığı halde insanlar birbirlerini candan ve dinden ettirmeyi sürdürmektedirler.  Oysa asıl hedef insanların sağlığını korumak ve onları dine kazandırmaktır.

Bize göre bu sorumsuzluğun en başta gelen sebebi her iki alanda da yeterli sayı ve yetkinlikte doktor ve din hizmetlisinin bulunmayışıdır. Demek ki yeterli sayıda olmak yetmiyor, yetkin ve etkin olmak da gerekiyor.

İnsanları dinden ve candan etmemek için, verimli, etkili, sağlıklı, sürekli, kalıcı ve habî (Allah rızasını önceleyen) hizmet gerekir. Bunun için de önce bilgili ve bilinçli olmak lazımdır. Her iki alanda çalışanlar, sürekli bilgilerini artırmak ve kendilerini yeilemek zorundadırlar. Öte yandan her iki alanın birbiri ile ilgisi ve birbirine ihtiyacı vardır. İki meslek erbabı da birbirleriyle irtibatlı çalışmalıdırlar. Meşhur bilim adamı Alexis Carrel bu konuda şunları söyler:

İnsanın iç organları en mükemmel şekliyle ibadet ve dua anında çalışır. Muhataplarım istedikleri kadar bu görüşüme itiraz etsinler. Ben mevcut tıbbî imkânlarımızla tedavi edemediğimiz pek çok tehlikeli hastalığın dua ile iyileştiğine tanık oldum.” (Alexis Carrel, Duâ)

Yaratılışta asıl olan sağlıktır, hastalık sonradan ve arızîdir. İnsan ömrünün çok büyük bir kısmı sağlık içerisinde geçer.  Ne hazin ki sağlıklı haline şükretmek çoğu insanı aklına gelmez, ama hastalanınca sızlanmalar, ahû vâhlar arşa çıkar.

Kur’ân ve Sünnette yeme-içme, ibadet, temizlik ve benzeri pek çok konu ile ilgili olarak yer alan ölçüler bizim, doğuştan getirdiğimiz sağlığımızı koruyup devam ettirmeyi hedefler. Hastalık gelmeden sağlığının kıymetini bil buyuran Peygamberimiz de bugün tıbbın çok önemsediği Koruyucu Hekimlik konusuna vurgu yapar.

İslam’a göre şifa kaynağı Yüce Allah’tır. Tedavi için yapılması gerekenleri yapmanın yanında şifayı Allah’tan istemek gerekir. Kur’ân’da Hz. İbrahim peygamberin şu sözü yer alır: "Hastalandığımda O'dur, bana şifa veren". (26 Şuara 80) Rabbimizin bir adı şifa kaynağı, şifa veren anlaına eş-Şâfi’, bir diğer ismi de yaraları saran anlamına el-Cebbâr’dır. Yine O, Tabîbe’l-Kulûb/ kalblerin doktorudur.

Kur’ân’da maddî ve manevî hastalıklarla ilgili olarak şifâ kavramı altı ayette geçer. Kur’ân bize hastalığın sınav sebebi olduğunu söyler ve bu sınavın en güzel örneklerinden Hz. Eyyub’u, onun dillere destan sabrını bizlere örnek olarak sunar:

Kulumuz Eyyûb'u da an: Hani o, Rabbine "Şeytan, bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu" diye seslenmişti. Ayağını yere vur, işte yıkanacak ve içilecek serin bir su, demiştik. (38 Sa’d 41)

Rivayetlere göre Hz. Eyyub Peygamber, ayağını yere vurunca hem sıcak, hem de soğuk su çıkmıştır. O, yerden fışkıran soğuk suyu içiyor, içinin yangınlığı geçiyor; sıcak kaplıca suyu ile yıkanıyor, vücudu iyileşiyordu.

Su, başlı başına hayat ve şifa kaynağıdır. Yeryüzünün her yerinde çeşit çeşit sular lütfeden Yüce Yaratıcı, bu şekilde kullarının türlü dertlerine deva ve şifa vermeye devam etmektedir.

Peygamberimiz, hastalıktan kurtulmak için tedavi yollarına başvurma konusunda şu önemli uyarıyı yapar: “Tedavi olunuz, Allah her hastalığın şifasını da yaratmıştır. Ancak haram olan şeylerle tedavi olmayınız.”

Hasta ziyaretlerine büyük önem veren, hastaları ziyaret eden ve onlara dua eden Efendimiz, bizlere şöyle seslenir: "Bir hastanın yanına girince O'nu uzun yaşayacağına dair ümitlendirin. Bu umutlandırma kaderi değiştirmez, ama hastanın gönlünü hoş eder."

Peygamberimizin sağlıklı kalmaya yönelik olarak yaptığı yönlendirmeleri oldukça fazladır. Hadis mecmualarında Kitabu’t-Tıb bölümleri vardır. Tıbbun’Nebevî olarak bilinen sünnetteki bu konudaki yönlendirmeleri şu başlıklarda özetlememiz mümkündür:

Temizlik, genel olarak vücut temizliği, özel olarak ağız temizliğine büyük önem vermiş, bunları ibadetin temel şartı saymıştır. ( Taharet ve Misvak)

İnsanları oruc tutmaya, az yemeye teşvik etmiştir. Acıkmadan sofraya oturmamak, doymadan sofradan kalkmak peygamberimizin sünnetidir. ( perhiz)

Kan aldırmak ve dağlama yoluyla tedaviye dikkat çekilmiştir.

Zemzem, ne için içilirse ona şifadır buyurularak zemzem suyuna, bal şerbeti, mantar gibi tabii yiyeceklere dikkat çekilmiş, seyahat sıhhat sebebi sayılmıştır.

Tedavî olmak emredilmiş, ancak haramla tedaviye izin verilmemiştir.

Kur’ân tüm hastalıkların deva kaynağı olarak gösterilmiş ve duaya büyük önem verilmiştir. (Moral tedavi, psikolojik tedavi)

Sağlıklı kalın, sağlıcakla kalın ve sağ olun efendim!

 

 

 

 

 

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim