• BIST 89.695
  • Altın 145,930
  • Dolar 3,6136
  • Euro 3,9258
  • Konya 8 °C
  • Avrupa'da yaşayan gurbetçiler referandum için oy vermeye başladı
  • Ertem Şener'den Hakan Şükür'e Çok Sert Tepki: Buraya Hainler Bağlanamaz
  • Meteoroloji uyardı: Bu illerde yağış bekleniyor
  • Avrupa'da yaşayan gurbetçiler referandum için oy vermeye başladı
  • Ertem Şener'den Hakan Şükür'e Çok Sert Tepki: Buraya Hainler Bağlanamaz
  • Meteoroloji uyardı: Bu illerde yağış bekleniyor

Bir Eğitim Önderi Olarak Peygamberimiz

Ali Akpınar
İnsana bilmediği şeyi öğreten, tüm her şeyin ismini öğreterek Adem'in şahsında insanlığı eğiten Yüce Rabbimiz, peygamberleri eğitim ordusunun önderleri olarak göndermiştir. Peygamberler, Yüce Rabbin eğitim ve öğretiminden geçerek ilâhî bilgiyi kuşanmışlar, onun gereklerini önce kendileri yaşamışlar ve bu konuda insanlığa en güzel örnekleri sunmuşlardır. İşte vahiy destekli o eğitim ordusunun son halkası Hz. Muhammed”dir. O, “Ben muallim peygamber olarak gönderildim”, “Beni Rabbim terbiye etti ve ne güzel terbiye etti” buyurarak kendisini insanlığa takdim etmiş ve her konuda olduğu gibi eğitim-öğretim alanında da en güzel örnekliği bizlere sunmuştur. Onun hayatı eğitimcilerin yolunu aydınlatan nice canlı örneklerle doludur. Biz bu yazımızda Onun hayatından bazı kesitler sunarak konuya açıklık getirmeye gayret edeceğiz. Peygamberimizin insanları eğitirken izlediği yol ve yöntemleri maddeler halinde şu şekilde özetleyebiliriz:O, herkese değer verirdi: Seviyesi, kapasitesi, yaşı, işi ne olursa olsun her insan Onun muhatabı ve davetinin konusuydu. Hiçbir insanı, bu adam olmaz, bu yola gelmez, bunun yaşı geçmiş, bunun kalbi mühürlenmiş diyerek dışlamazdı. Yolda giderken soru sormak için önüne geçen ihtiyar bir kadını uzun uzun dinlemiştir. Adî b. Hatim Onu şöyle anlatır: “Ona misafir oldum. Yolda yaşlı bir kadını uzun uzun dinledi. Evinde altıma minder atıp kendisi yere oturdu. Onun bir kral değil, bir peygamber olduğunu anladım.” Çocuklarla, kölelerle, çobanlarla ve hatta delilerle bile yakından ilgilenmiştir. Nitekim O @, bir defasında aklından noksanı olan bir kadını bile kırmamış, istediği sokağın kenarına oturup onu dinlemişti. Kısaca O, bu bizden değil, bu adam olmaz, bunun yaşı geçmiş, bu günahlara batmış diyerek hiç kimseyi davetinin dışına atmamıştı.İnsanlara aklî seviyelerine göre konuşurdu: Yüce Rabbimiz bile, meramı anlaşılsın diye insanların diliyle insanlara seslenmiştir. Peygamberimiz de her insanın anlayabileceği şekilde onlara hitap ederdi. Onun konuşmalarında anlaşılmaz ifade ve örnekler yer almazdı. Verdiği örnekler her seviyedeki her insanın anlayabileceği şeylerdi. O, hayattan kopuk olarak değil, bizzat hayatın içerisinde konuşur; içinde yaşadığı toplumun hastalıklarını teşhis ederek onlara pratik çözümler üretirdi. Nitekim O, şöyle buyurmuştur: “İnsanlara bildiklerini anlatın. Siz Allah ve Rasülünün yalancı çıkarılmasını mı istersiniz?” “İnsanların seviyelerine ininiz.” “Çocuğu olan çocuklaşsın.”Eğitim ve Öğretimde Uygun Zamanı ve Mekanı Kollardı: O her zamanı ve her mekanı davet için kullanır, ama davete en uygun olanı seçerdi. Ama O’nun mesai anlayışı günün her saati idi. O, dinlenmesini öteki dünyaya bırakmış, gecesini gündüzüne katarak çalışan bir insandı. En acılı günlerinde bile, hikmetli uyarılarıyla etrafındakileri aydınlatmaya devam ederdi. Özel günler, düğün, taziye, mescid, ev, kır, yol vb. onun davet için değerlendirdiği fırsatlardı. Onun her mekanda davetini sürdürmesi, Mekke'de Darü'l- Erkam'ı, Medine'de Ashab-ı Suffa'yı kurması yaygın ve örgün eğitime ne kadar önem verdiğinin açık belgeleridir.İkna Edici Bir Konuşma Tarzı Vardı: O insanlığa sevdalı insanın nazarında bir kişinin gerçekle tanışması, dünya ve içindekilerden çok daha hayırlıydı. Hurma ağacını taşlayan bir çocuğa, “Yavrucuğum ağacı niçin taşladın? Diye sormuş, çocuk “Açtım, yemek istiyordum” deyince, “Yavrucuğum bir daha ağacı taşlama, altına düşenlerden ye” buyurmuş ve başını okşayarak çocuğa dua etmişti. Bu uygulamasıyla O, önce yanlışın nedenini araştırmış, problem için çözüm yolları önermiş, söz ve fiiliyle şefkatle olaya yaklaşmış ve dua ederek çocuğa manevi takviyede bulunmuştur.“Ben zina etmek istiyorum” diyen bir gence, “Aynı şeyin kız kardeşine, kızına, halana ve teyzene yapılmasını ister misin?” diye sormuş, delikanlı “hayır” deyince, “Senin zina etmek istediğin kadın da birinin kızı, yahut kız kardeşi, yahut da halası, teyzesi değil midir?” buyurarak onu bu işten vazgeçirmiştir.“Eşim siyah bir çocuk doğurdu, ondan şüpheleniyorum” diyen bir adama, “Kırmızı develerin arasında boz olanı yok mu? Bu nereden karışmış olabilir?” diye sorarak onun aklını vardırmıştır. Bu örnekler bize, problemi olan her insanın rahatça problemini ona açabildiğini ve Onun da problemlerin çözümü için onlarla yakından ilgilendiğini ve onları ikna edici cevaplar verdiğini göstermektedir.Anlaşılmak için konuşurdu: Anlaşılsın diye tane tane konuşur ve sözünü üç defa tekrarlardı. Jest ve mimikleriyle konuşmasını etkili ve canlı bir hale getirirdi. Hayatın dışından ütopik örneklerden kaçınır, ağdalı konuşmalarla edebiyat yapmaktan kaçınırdı. O’nun hikmetli sözlerinde her seviyedeki insanın, seviyesine göre anlayacağı şeyler, çıkartacağı dersler olurdu.O, hep kolayı tercih ederdi: Nitekim O, “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin” buyurmuştur. O’nun sunduğu alternatif çözümler, herkesin anlayabileceği ve uygulayabileceği şeyler türündendi.Muhatabını mahcup etmezdi: İsimlerle değil icraatlarla uğraşırdı. Hata yapanları ifşa etmemeye özen gösterirdi. “İçinizden bazıları şöyle şöyle yapıyorlarmış..” gibi genel ifadelerle yanlışları düzeltmeye çalışırdı. O, kusurları araştırıp ortaya çıkarmayı değil, örtmeyi severdi. Her soruya cevap vermez, bilmediği şey hakkında konuşmazdı: Son derece anlamlı, kısa ve öz konuşurdu. Gereksiz ayrıntılara girmez, ama anlaşılmak için konuşurdu. Lüzumsuz sorulara cevap vermezdi. Nitekim O’nun mektebinde yetişen ashabı da, kendilerine yöneltilen her soruya cevap vermekten kaçınırlardı. Onlar ‘Allah ve Rasülü en iyi bilir’ demeyi alışkanlık haline getirmişlerdi.Hediyeler vererek insanların gönlünü kazanmaya çalışırdı: O’nun davet metodu sadece anlatıma dayanan tek yönlü ve pasif bir metot değildi. O, muhataplarına soru cevaplar yöneltir, onları dinler, onların özel meseleleriyle ilgilenir, onların gönlünü alabilmek için pek çok yolu dener, hikmetli espriler yapardı. O, akrabalarından başladığı ilk davetine yemek ziyafeti vererek başlamıştı. Güzel işler yapanlara dünya ve Ahiret mükafatları vererek yahut vadederek taltif eder, bu şekilde başkalarını da güzel insan olmaya teşvik ederdi. O kendisi hediye verdiği gibi, hediye de kabul ederdi. Ama hiçbir hediyeyi küçük görmezdi.O, hep büyük düşünür ve büyük hedefler gösterirdi: En kritik ve zorlu anlarda bile ümitsizliğe düşmemiş, hep Allah'ın yardımına güvenmiş, yeni çıkış yolları aramış ve Hakkın hakimiyeti konusunda asla şüpheye düşmemiştir. Mekke'nin en zorlu şartlarında bile ashabına moral vermiş, Hendek savaşının en sıkıntılı anlarında yine büyük fetih müjdeleri vererek ashabını geleceğe ve büyük hedeflere hazırlayarak manen takviye etmiştir. Onun İran, Bizans, İstanbul gibi merkezlerin fethedileceğini müjdeleyen sözlerini biz, manevi takviye taktikleri olarak değerlendiriyoruz.Bıkkınlık ve yılgınlık hiç göstermezdi: Davetinde O, son derece azimli ve kararlıydı. O, “Ya Hakkın hakimiyeti ve insanların hidayeti, ya da bu uğurda ölüm” parolasıyla yola çıkmıştı. Mekke'deki bunca işkence ve eziyete rağmen O asla yılmamış, davasından vazgeçmemişti. Müşriklerin uzlaşma tekliflerine karşı “Bir elime güneşi, öbür elime ayı verseniz, Ben yine de bu yoldan dönmem. Ya Allah nurunu tamamlayacak, ya da bir başıma bu uğurda can vereceğim!” diye karşılık vermişti. Davet yolunun tıkandığını gördüğünde yeni çıkış yolları aramış, ashabını önce Habeşistan'a, sonra da Medine'ye yönlendirmişti. Taif'te davet için yeni zeminler aramış, taşlanmasına rağmen asla ümitsizliğe düşmemiş, “Allahım! Yeter ki Senin gazabına uğramayayım! Gerisi hiç önemli değil!” diyerek bu konudaki azim ve kararlılığını göstermiştir. .Asla büyüklük taslamaz, övülmekten hoşlanmazdı: Kendisine “Ey efendimiz, ey efendimizin oğlu!” diye seslenen bir kişiye şöyle karşılık vermiştir: “Ey insanlar! Böyle aşırı sözler söylemeyin. Şeytan sizi yanıltmasın. Ben Abdullah oğlu Muhammedim. Allah'ın elçisiyim. Beni Allah'ın çıkardığı mertebeden daha yukarı mertebelere çıkarmayın.” O, davetinin karşılığını insanlardan değil, yalnızca Allah'tan beklerdi. Bu nedenle doğru bildiği yoldan asla taviz vermez ve kimseye minnet etmezdi.Onun hayatı belli bir düzen ve disiplin içerisindeydi: Onun davranışlarında rastgeleliğe, başıboşluğa asla rastlanmazdı. Her şeyi belli bir düzen ve disiplin içerisindeydi. Sözgelimi O, giyinip kuşanmasına, temizliğine, kısaca tüm işlerine sağdan başlardı. Zira O başarmak için, disiplinli, düzenli ve ölçülü olmanın gereğine inanmıştı.Özetle söylemek gerekirse Peygamberimiz Hz. Muhammed, her alanda olduğu gibi eğitim-öğretim alanında da bizler için en güzel örnektir. Davetçi konumunda olan tüm Müslümanlar, O'nun hayatını bu gözle ve dikkatlice okumalı, Onun hayatındaki eşsiz tablolardan çıkarılması gereken dersleri çıkarıp kendi hayatlarında uygulamaya koymalıdırlar. Davet yolunda ilerlerken izlenen yolları ve gelinen noktayı, O’nun yöntem ve hedefleriyle test etmeli ve başarısızlığın, yahut hedefe varmadaki gecikmenin nedenleri tespit edilmelidir. İşte ancak o zaman Onun en güzel örnek (Üsve i Hasene) oluşu anlamlı hale gelmiş olacaktır. Onu tanımadan Onun yolunda olmak, Ona yaraşır ümmet olmak ve Onun şefaatine mazhar olmak asla mümkün olmayacaktır. Dünya ve Ahirette Onun ulaştığı doğru hedeflere ulaşmak da ancak Onun metodunu izlemekle mümkün olacaktır.
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim