• BIST 89.695
  • Altın 145,860
  • Dolar 3,6136
  • Euro 3,9258
  • Konya 3 °C
  • Avrupa'da yaşayan gurbetçiler referandum için oy vermeye başladı
  • Ertem Şener'den Hakan Şükür'e Çok Sert Tepki: Buraya Hainler Bağlanamaz
  • Meteoroloji uyardı: Bu illerde yağış bekleniyor
  • Avrupa'da yaşayan gurbetçiler referandum için oy vermeye başladı
  • Ertem Şener'den Hakan Şükür'e Çok Sert Tepki: Buraya Hainler Bağlanamaz
  • Meteoroloji uyardı: Bu illerde yağış bekleniyor

17/25 Aralık’ın sahibi çıktı

Derviş Argun

İran’a konulan uluslararası ambargoyu Türkiye lehine deldiği iddiasıyla maruf,  Reza Zarrab bu dönemde ABD’ye neden gider? Gider de tutuklanacağını bilmez mi? Hiç şüpheniz olmasın, tabii ki bilir. Onun ambargo döneminde sayısız kez ABD’ye gitmiş olması bu tutuklamayı yaşamayacağının garantisi değildir. Çünkü bundan sonra 17/25 Aralık operasyonunu tüm dünya ABD üzerinden dinleyecek. Bir farkla ki; ABD hangi bakanın hangi rüşveti aldığı iddiasıyla  ilgili değil.  ABD’nin ilgili olduğu kısım,  Reza Zarrab üzerinden Cumhurbaşkanı başta olmak üzere Türkiye’yi uluslararsı hukuku çiğneyen küresel bir suçlu konumuna itebilmek. Bu sebepledir ki,  WikeLaks belgelerinin ağır ağır ve Çin işkencesi gibi ara ara açıklandığı ya da ABD’li ajan Snowden’in ritmik aralıklarla ABD’nin akordunu bozduğu gibi muhtemeldir Reza Zarrab’ta bizim canımızı sıkabilir. Zarrab, 17/25 Aralık sürecinin organize olmuş bir sebebi mi? Yoksa sonucu mu? Onu şimdilik bilme şansımız yok. Bunlar çok karmaşık bir puzle’in bir bakışta fark edilemeyecek ve ilk yerleştirilmesi gereken parçaları. Süreç içerisinde parçalar yerini buldukça, kim hangi köşeyi kimin için tutmuş biz de öğreneceğiz.

İran’a konulan ambargonun ne insani ne de hukuki olmadığını tartışmaya bile gerek yok. Ambargonun devam ettiği neredeyse 35 yıllık dönemde İran’ın bunu, şu veya bu yöntemlerle defalarca aştığını hem ABD hem de Avrupa çok iyi biliyor. Kaldı ki ABD kendisi bile 1986 yılında ortaya çıktığı gibi Yarbay North eliyle İran’a defalarca silah satarak bu ambargoyu delmiştir. 1986 yılında ortaya çıkan bu durumun hangi yıldan bu yana devam ettiği ise meçhul.  Avrupalı ve Uzakdoğulu şirketlerin ambargoyu hiç uygulamadıklarını bilmeyen yok. Şimdi tüm dünya bir şekilde İran ile ticaret yaparken İran’ın sınır komşusu Türkiye’nin bu ambargoya uymasını beklemek ancak aptallık olur.  İran’a dönük ambargo kalktıktan ve tüm küresel şirketler akbabalar gibi İran’a çöreklendikten sonra bunları konuşmanın bir anlamı yok. İran, artık küresel şirketlerin yeni ve en bakir pazarı. İran, ne Afrika kıtası gibi yoksul ne de Avrupa kıtası kadar gelişmiş. Sahip olduğu petrol ve diğer imkânlarla Avrupa kadar zengin ve fakat Afrika kadar aç. Hem toplumda hem devlette 35 yıla yaklaşan ambargonun oluşturduğu bir basınç var. Bu basıncın ortay çıkardığı liste küresel şirketlerin ağzını sulandırıyor. Hiç şüpheniz olmasın bundan sonra İran’a ambargoyu ABD istese bile, küresel şirketler izin vermez. İran onlar için 80 milyonluk nüfusuyla dev bir pazara dönüşecek.

Bu gerçekler ortadayken, ABD Reza Zarrab’ı hem de ambargo kalkmış olmasına rağmen neden tutuklar? Bilgiler doğru ise, ambargo zamanında da defalarca ABD’ye gitmiş gelmiş. Bunun en önemli sebebi, ABD’nin Reza Zarrab üzerinden bir taşla iki kuş vurma çabasıdır.  Öncelikli olarak Reza Zarrab üzerinden İran iç siyasetini dizayn etmeye çalışacak ve Reza Zarrab itiraflarını çarşaf çarşaf yayınlayarak İran kamuoyunda infial oluşmasını sağlayarak siyasetin terazisine müdahale imkânı yakalayacak. İkincisi ise, Türkiye aleyhine uluslararsı mekanizmaları devreye sokacak bir süreç başlatacak. 17/25 Aralık dosyası üzerinden Türkiye’deki uşaklarının Türkiye yargısını kullanarak beceremediğini, uluslararası sistem üzerinden gerçekleştirmeye  çalışacak. Anlaşılan o ki ihanet, tahmin edilenin çok ötesinde.

Ne Recep Tayyip Erdoğan ne de hükümet ABD’nin bu tavrına boyun eğmez. Türkiye halkının ise ABD ile ilgili düşüncelerini söylemeye bile gerek yok. ABD, Türkiye’de yapılan en son ankette sevilmeyen ülkeler sıralamasının ilk sıralarında ve İsrail’in hemen ardından çıktı. Bu durum bile ABD/Türkiye ilişkilerinin devletlerarası bir kamu ilişki biçimi olduğunu halklar açısından bir karşılık oluşturmadığını gösterir. ABD’nin son zamanlarda ne Recep Tayyip Erdoğan’ı ne de onun Türkiye lehine küresel planlarını istemediğini bilmeyen yok. Bu anlamda süreç, bizim açımızdan hem tehlikeli hem de bir kurtuluş umudu taşıyor. Tehlikeli, çünkü ABD gibi müstetir bir düşman, Recep Tayyip Erdoğan’ı bahane ederek savaşı alenileştirebilir. Umut verici, çünkü özgür kalmak ancak yakanızı tutanlarla mücadele ederseniz gerçekleşir. Yukarıda sayılanların hangisi gerçekleşirse gerçekleşsin ABD/Türkiye ilişkilerinin kaçınılmaz kırılması da yaklaşıyor gibi gözüküyor.

Öte taraftan İran, 1979 İslam devriminden bu yana küresel güç/devletlerden yemediği darbe, tanıklık etmediği ihanet ve devrimi geriye götürmek adına yaşamadığı süreç kalmamıştır. Sonuç olarak kendisine tuzak kuranlardan daha deneyimli olduğunu söyleyebiliriz.  O sebepledir ki Reza Zarrab tuzağı, ne Türkiye ne de İran açısından bir karşılık oluşturmaz/oluşturamaz. Temel sorun,  Suriye konusunda karşı saflarda bulunan iki eski dost ülkenin bu kadar ortak düşmanı olmasına rağmen ayrı saflarda durmalarıdır. Bu, siyasi analitizmin tüm kurallarına aykırı bir durum. Bunun aşılması için başlayan çabaların nasıl sonuçlanacağını beklemek lazım. Ama görünen o ki; dostluğumuz değilse de düşmanlarımız İran’la bizi yine ve yeniden aynı safa itiyor.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim