• BIST 98.415
  • Altın 277,449
  • Dolar 5,7824
  • Euro 6,4409
  • Konya 18 °C
  • Coni'nin mayın eşekleri ağlıyor: ABD bizi sattı
  • Avrupa basını: "YPG'lilerin yarı devletleri Rojava artık yok"
  • ABD basını: "Türkiye istediği her şeyi aldı"
  • Coni'nin mayın eşekleri ağlıyor: ABD bizi sattı
  • Avrupa basını: "YPG'lilerin yarı devletleri Rojava artık yok"
  • ABD basını: "Türkiye istediği her şeyi aldı"

Yurtdışından konuğumuz Nurdan Gerig ile söyleşi

Yurtdışından konuğumuz Nurdan Gerig ile söyleşi
​Oldukça kibar, hoş bir hanımefendi ile bir araya geldik geçtiğimiz haftalarda.

Oldukça kibar, hoş bir hanımefendi ile bir araya geldik geçtiğimiz haftalarda. Nurdan Hanımla… O bebeklik çağlarından itibaren, yıllarca iki ülke arasında gidip gelmiş, hayatını bu şekilde sürdürmüş ve halen bunu devam ettiren biri. Ben kendisiyle sohbet etmekten büyük keyif aldım. Umarım sizler de okumaktan…

foto-1-099.jpg

-Okurlarımız için kendinizi tanıtabilir misiniz Nurdan Hanım?

28.03.63 Bursa doğumluyum. Babam ben üç günlükken İsviçre’de iş bulup oraya gitmiş. Ben 8 aylık olunca da annemle ben gitmişiz. Orada bir kardeşim daha olmuş.

-Yurt dışında yaşayanlara sorulan ilk soru ‘gittiğiniz ülkenin dilini öğrenmek zor mu’ olur genelde; ama siz zaten bebekken gidince sıkıntı olmamıştır  bu konu değil mi?

Evde tabii ki Türkçe konuşuyorlardı annem ve babam, ama dışarıda farklı diller vardı. İsviçre’nin kuzeyinde Almanca, güneyince İtalyanca, batısında Fransızca ve doğuda az bir kesim Retoromanca konuşuyorlar. Resmi dili bu dördü.(Gülüşmeler.)Ben Almanca, Fransızca, İngilizce, az miktarda İtalyanca biliyorum…

-Türkiye’ye her yıl gelir miydiniz, peki?

Her yıl Türkiye’ye geliyorduk. Basel-Bursa 2450 km. Arabayla 3 günde geliyorduk Bursa’ya kadar. Geceleri yolda babam uyku tulumunda biz de arabanın içinde uyurduk.  Otel ve restorantta yemek yoktu. Yani dışarıda yemek yeme âdeti yoktu. Annem arabayı yiyeceklerle doldururdu. Memlekete varıncaya kadar yerdik. Çünkü bir taraftan memleket bizi bekliyor diye acele ediyorduk, oyalanmıyorduk; diğer taraftan para da harcanmıyordu o zaman, Türkiye’ de yatırım için biriktiriliyordu.

-Eğitim hayatınız nasıldı?

Ben orada okudum; lojistik mezunuyum. 19 yaşındayken ülkemde, tatildeyken ilk eşimle tanıştım. 1 yıl sonrası tekrar gelince nişanlandık, 1 yıl sonrası da evlendik ve Türkiye’ ye yerleştik.

-Bu zor olmadı mı yani yurt dışında yetişmiş biri için buraya yerleşmek?

Hayır, hiç de. Ben Türkiye sevdalısıydım. Daha çocukluğumda vatanımıza dönerken gümrükten geçince anne ve babamla birlikte Türk bayrağını görünce ağlamaya başlardık. Anne babam çok istemese de evlenmiştik. 2 sene sonra Sera doğdu. Sabancı’nın kızının adını beğendiğim için bu ismi koymuştum kızıma. Daha sonra eşim maddi sıkıntı yaşadığı için Sera 3 yaşındayken İsviçre’ye gittik çalışmak için. Tabi önce ben Sera ile yalnız gittim, sonra eşim geldi yanımıza.

-Buraya yerleşmek zor olmadı mı diye sormuştum az önce. Bu sefer tam tersini soruyorum. Oraya yalnız dönmek zor olmadı mı? (Gülüşmeler.)

Oraya gidip iş bulmam, ev bulmam, Sera’yı kreşe yazdırmam çok zor oldu. O hiç Almanca bilmeden onu kreşe bırakmak zorunda kaldım.  Birkaç ay sonra da oturma iznim olduğu için eşimi yanıma aldırdım. Orada ikinci kızım doğdu. Bir süre çalıştıktan sonra Sera’nın Türkiye’ de okuması için 6 yaşındayken ülkemize tekrar döndük.

Çok mutlu bir şekilde döndük ülkemize.  Ama bir süre sonra eşimle problemler yaşadık ve döndükten 5 yıl sonrasında ayrıldık. O yıllarda maddi anlamda da epey sıkıntılı bir süreç geçirdim. Şöyle ki kapıda araba var, benzin alacak para yok; sonrasındaki 4 yıl istemesem de, sevmesem de İsviçre’ye dönmek zorunda kaldık. Türkiye’ de boşanmış bir kadın olarak yaşamak çok zordu. Ve benim için tek çıkar yol kalmıştı, İsviçre’ye dönmek.  Maddi manevi burada büyük hayal kırıklıkları yaşamıştım. 2 kızımla burada hayatımı devam ettirmem artık çok zordu.

 

foto-2-097.jpg

foto-3-077.jpg

-Niye sevmediniz, istemediniz İsviçre’ye dönmeyi?

 Babam İsviçre için bize hep ‘Burası yabancı el, burası bizim memleketimiz değil.’ derdi. Biz milliyetçi duygularla büyüdük. Çok zor bir süreçti. İlk başta çocuklarımı burada anneme bırakmak zorunda kaldım. Onlar çoktan Türkiye’ye dönmüşlerdi. Ve ben İsviçre’ye gidip iş buldum, daha doğrusu eski işime yeniden başladım. 7-8 ay sonra küçük kızımı, Derya’yı yanıma aldım. O sırada İlkokul 4. Sınıfta okuyordu. Tek kelime Almanca bilmeden onu da orada okula başlattım, çok çok zordu.

Sera da liseyi Türkiye’de bitirince yanımıza geldi. Oraya, yanımıza geldi ama çok mutsuz oldu. Bir taraftan büyüme çağındaydı, İsviçre’yi hiç istemedi… Pek kolay olmadı uyum sağlaması.  Sonra Almancayı öğrenerek Üniversiteye başladı. Kültür Antropologu oldu. Derya da şu anda orada anaokulu öğretmenliğinde okuyor. Sera 2 yıl önce Konya’ya yerleşti, çünkü o da hep Türkiye’de yaşamak istedi, İsviçre’yi benimseyemedi.

Bu dönemde ben de iş yerinden şu anki eşim Andreas  ile tanışmıştım; birkaç yıl sonrasında evlendik.

foto-4-060.jpg

-Yabancı bir adamla hayatınızı birleştirme kararı almanız, bunun avantajları ve dezavantajları öğrenebilir miyim?

Yabancı biriyle evlenmenin avantajı da var dezavantajı var. Genç olsaydım asla bir yabancıyla evlenmezdim. Çok dindar olmamakla birlikte yine de aynı dinden olmadığı için evlenmezdim. Ama zaten bu yaştan sonra çocuğumuz olacak değildi. Ama şu anda kızlarım isteseydi ya da isterlerse izin veririm yabancı biriyle hayatlarını birleştirmelerine. Çünkü Andreas ile bu önyargım tamamen yıkıldı.

foto-5-043.jpg

-Dini inanç noktasından bahsettiniz. Farklı inançlardan insanların aynı evi, aynı yaşamı paylaşmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Eşim de ben de birbirimizin dinine saygı duyup birbirimize herhangi bir baskı kurmuyoruz. Herkes özgürdür. İstediği gibi yaşama hakkına sahiptir bizde.

- Türk olan biriyle evliliğinizde çok şey değişmemiştir hayatınızda ama yabancı kültürden biriyle hayatınız birleşince daha mı zor oldu bu durum?

Hayır, eşim yani Andreas beni kadın olarak değil kendine eş olarak görür, asla önüne yemek hazırlansın konsun, hizmeti görülsün diye beklemez. Benim çocuklarım eşimin de çocukları. Benim çocuklarım reşit olunca Andreas’ ın, resmi olarak, nüfusuna geçip onun soyadını aldılar. Çünkü çocuklarıma sahip çıktı gereken ilgi ve desteği hep o verdi.

-Peki, eşinize aynı soruyu sorsaydım. Nasıl bir cevap alırdım acaba?

Eşim için de asıl çok zor oldu benimle evlenmek. (Gülüşmeler.) 3 kadınla, 3 Türk kadınla ve 3 Müslüman Türk kadınla  aynı evde yaşamak  ve onların gönlünü kazanıp, idare edebilmek hiç de kolay değildi doğrusu ve o bunu başarabildi…

foto-6-031.jpg 

2 şartım vardı evlilik öncesi. İlki ‘ben eninde sonunda ülkeme döneceğim’ dedim ve ikincisi de ‘resmi olarak evleneceğiz’ dedim.(İsviçre’de resmi nikâh yapmadan aile yaşamı süren çok fazla insan var, bu onlar için gayet normal bir davranış.) O bu şartlarımı kabul etti ve öyle evlendik.

Babam Andreas’la tanışana kadar onu kabullenmek istemedi tabi. Ama onu tanıyınca çok sevdi ve sahiplendi. O aileme karşı çok saygılıdır. Tabi bizdeki gibi el öpme davranışı filan yok aralarında, çünkü öyle bir gelenek-görenekleri yok. Ama annem babam 2-3 aylığına gelip bizde kalırlar ve en ufak bir memnuniyetsizlik dahi göstermez Andreas. Gayet nazik, kibar davranır onlara.

foto-7-020.jpg

-Halen yurt dışında yaşıyorsunuz. Buraya tatil için geldiniz. Andreas Bey de gelir mi sizinle her yıl Türkiye’ye?

Andreas Türk yemeklerini özellikle de annemin yemeklerini çok sever.  Ve Türkiye’yi de çok seviyor. Benden fazla o gelmek istiyor şimdilerde. Biz 2008’de evlendik. İsviçre’ye tekrar döndükten ve İsviçreli biriyle evlendikten sonra buraya olan antipatim tamamen yok oldu ve artık kalbimde iki ülkenin sevgisini taşıyorum, bundan dolayı çok mutluyum. 2011’de Bodrum’dan ev aldık. Yazları Türkiye’de kışın İsviçre’de yaşıyoruz. Tabii ki hep birlikte.

-Yeme-içme problemi yaşanıyor mu İsviçre’de?

Orada Türk dükkânları var. Helal kesim yapan yerler, koşer belgeli ürün satan yerler var. Alışveriş merkezleri var, bu yönden sıkıntı yok. Türkiye’ye dönünce ve Bursa’ya gidince İskender kebabı ve fırın sütlaç, üzeri iyi kızarmış olanlardan, ilk yediğim şeylerdir.( Gülüşmeler.)

-Biraz da şu konuya girmek istiyorum. Irkçılık faaliyetleri hakkında ne düşünüyorsunuz ve İsviçre’de durum nedir bu noktada?

80’li yıllarda İsviçre deki ırkçılık daha fazlaydı. 90 sonrası gümrükler açılınca, ilticacılar, Avrupa birliği v.b. konular derken halklar birbirleriyle kaynaşıp evlenmeye de başlayınca ırkçılık artık nispeten azaldı. Mesela ben tip olarak yabancılara benzediğim için, dillerini çok iyi konuştuğum için Müslüman olduğumu anlamıyor çoğu insan ve bu tür yargılarda bulunmuyorlar. Ama hâlâ, ne yazık ki, Müslümanlara negatif davranış ve imalarda bulunuyorlar.

İsviçre’deki ırkçılıkta radikal İslamcıların etkisi çok fazla oldu. Hala da çok varlar. Normal Müslüman olanlar radikal İslamcılar yüzünden büyük zararlar gördü. Ben kendimi tanıtıp onlara Müslüman olduğumu söyleyince çok şaşırıyorlar İsviçreliler, çünkü Müslümanlığı radikal İslamcıların yaptıkları olarak biliyorlar. Ben kendimce onlara gerçek Müslümanlığı öğretmeye çalışıyorum.

İsviçre’dekiler Müslüman kadınların özgürlüklerinin kısıtlandığını, baskı altında erkekler tarafından zorla başlarının kapattırıldığını düşünüyorlar… Erkek egemen, eşitliğin olmadığı bir Müslümanlık algısı taşıyorlar ve bu yüzden özellikle Müslüman kadınlara garip bakıyorlar.

-İki ayrı kültürün insanı olarak büyümek, yetişmek ve hayatını sürdürmek nasıl bir duygu?

İnsanın kendini bulması açısından iki ayrı kültür arasında gidip gelmek bana çok şey kazandırdı. Ama bir o kadar da yıprattı. Sürekli bir bocalama yaşadım uzun zaman. Ama artık belli bir yaştan sonra her şey yerine oturdu.

Gençken çok arada kaldım, sanki iki kolumdan ayrı ayrı farklı taraflara çekiliyorum gibi hissediyordum. Ben iki tarafın da iyi yönünü kendime entegre ettiğimi düşünüyorum ve bu halimle mutluyum şimdi.  (Kocaman bir kahkaha atıyor Nurdan Hanım.). Seçebilmek, yaşayabilmek güzel bir şey. Dünyadan ne kadar çok ırk ve kültürle karşılaşırsanız ufkunuz da o kadar genişler. Daha anlayışlı ve saygılı biri olmayı öğrenirsiniz, alçakgönüllü biri olursunuz.

Türkiye’de insanlar birbirlerinin özel hayatlarını çok fazla merak ediyor ve fazla karışıyorlar, İsviçre’ de ise tam tersi hiç kimse karşısındakinin hayatıyla ilgilenmiyor, onun için daha özgür ve rahat hissediyorsunuz kendinizi.

foto-8-011.jpg

- Birbirinden çok farklı iki ayrı coğrafyada büyümüş ve yaşamış donanımlı biriyle fikir alışverişinde bulunmak benim için farklı bir tecrübe oldu. Bu güzel sohbet için çok teşekkür ediyorum Nurdan Hanım. Sizinle tanıştığıma çok memnun oldum.

Asıl ben teşekkür ederim. Çok hoş bir sohbetti benim için de…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
salim n.
24 Temmuz 2019 Çarşamba 15:39
15:39
yine çok güzel bir röpörtaj. kaleminize sağlık serpil kızım.
212.175.167.194
gonyalı
24 Temmuz 2019 Çarşamba 09:22
09:22
Serpil aplamız yine çok güzel yazmış Aplamıza selaminaleykim diyorum ve lopilere tikkat etsin diyorum lütfen.
178.233.129.76
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim