• BIST 82.352
  • Altın 148,034
  • Dolar 3,8356
  • Euro 4,0738
  • Konya 0 °C
  • Başbakan canlı yayında açıkladı: 'MHP'li bakan olabilir'
  • Reina dolandırıcılığında 185 bin liralık vurgun
  • AÖF’te devrim gibi uygulama!
  • Başbakan canlı yayında açıkladı: 'MHP'li bakan olabilir'
  • Reina dolandırıcılığında 185 bin liralık vurgun
  • AÖF’te devrim gibi uygulama!

Yine Soma

Ufuk Karadavut

Soma’daki maden faciasından bu yana geçen zaman içerisinde yaşananlar bizleri yeniden düşündürmeye sevk etti. Sebebine gelince olay oldukça büyük ama ne hükümet sorumluluğu üzerine alıyor ne de şirket sahipleri üzerlerine alıyor. Adeta en büyük sorumlu ve suçlu çalışan işçiler oldu. Hani neredeyse “kardeşim madene girmeseydin” demeye getirenler bile oldu. Hatta bazıları özel harekâtçılara insanları yakalatarak tekme tokat dövdüler. Sonra da gidip ayak bileğimiz yaralandı diye darp raporu aldılar. Utanmadan sıkılmadan yaptıklarını savundular. Hatta bazı yandaş ve yalaka gazeteciler “ayağına sağlık” diyerek gösteri yapanları tekmeleyenlere destek oldular. Peki, tekmelenen kimler. Bu insanlar ya babasını, amcasını, dayısını ya da ağabeyini kaybetmiş insanlar. Canları yanmış. Halen daha yanmaya devam ediyor. Empati yaparak onların yerine kendimiz koymak yerine tekmeliyoruz. Bunu yapanlarda Allah korkusu olamaz. 
    Ülke yasta iken yapılan bu tutum ve davranışların hoş görülmemesi gerekiyor. Ama ne hikmetse birileri bunları yapanları koruyor izlenimi var. Özellikle son meclis konuşmalarında Enerji Bakanı ile Çalışma Bakanının sorumlulukları birbirlerinin üzerlerine atmaları sanki bu tür kişilerin hesap vermesini de geciktiriyor. Ortada bir yanlışlık var ama kimse bu yanlışlığın üzerine gidemiyor. Gidilmeyince de yanlışlık büyüdükçe büyüyor. Bir süre sonra içinden çıkılmaz hale geliyor. Baksanıza Soma’da sokağa çıkma yasağı getirilmiş. Valilik bu yasağa uymayanlara karşı ağır cezalar verileceğini bildiriyor. 
    Sorulması ve sorgulanması gereken çok soru var. Ama bunlarda tartışmaların arasında kaybolup gidiyor. Aslında kaybolan aradaki madenciler ve madencilerin haklarıdır. Bu ocak ihalesiz bir şekilde açıktan bu şirkete verilmiş. Kimse çıkıp ta kim hangi yetkiyle nasıl bu ocağı verdi diye sormuyor. Hangi kriterlerin dikkate alındığı bilinmiyor. Üstelik bu ocağın sahiplerinin aylar önce böbürlenerek kömürün maliyetini 125 dolardan 25 dolara indirdik derken kimsenin çıkıp ta “ya kardeşim bu işi nasıl yaptın” diye soranı da yok. İş kazaları yönünden Türkiye Avrupa’da birinciliğini koruyor. Dünya sıralamasında ise üçüncü sırada bulunuyor. 
İş kazası oranının en yüksek olduğu sektör ise beklendiği gibi madenciliktir. Türkiye, dünyada 1 milyon ton taş kömürü üretimi başına düşen ölüm oranına göre bu konularda en kötü karneye sahip olan Çin'in neredeyse iki katına yakın ölüm oranıyla ilk sırada yer alıyor. Bu bilinmesine rağmen ciddi anlamda tedbirler alınmıyor. Alınan ya da alındığı söylenen tedbirlerinde bir işe yaramadığı açıkça görülüyor. Verilere göre  1 milyon taş kömürü üretmek için Türkiye'de 7'den fazla insan ölüyor. Çin’de bu oran 4 iken, maden ocaklarında yüksek teknoloji ve tam güvenlik önlemleri uygulanan ABD’de ise bu oran 0,03 kişi olarak karşımıza çıkıyor. Yani “bu işin fıtratında var” açıklaması doğru ama tedbirlerin alınmaması ile ortaya çıkan durum ise fıtrattan çok ihmali gösteriyor. Yapılan konuşmalarda Amerika’daki 100 yıl önce yaşanan maden kazalarını örnek gösterenlerin günümüzde yine Amerika’nın bunu neredeyse sıfırladığını görmezden gelmelerini anlamıyoruz.  
Uluslararası Sosyal Güvenlik Kuruluşları Birliği'nin (ISSA) Genel Sekreteri Hans - Hörst Konkolewsky, "Madencilik riskli bir sektör. Fakat bu, kazaların önüne geçmeyeceğiniz anlamına gelmiyor." Şeklindeki açıklaması aslında oldukça manidardır. Dikkate alınması gerekir. Yine Konkolewsky, Almanya'yı örnek göstererek "Almanya'da 1960 yıllarda 400 ölümcül kaza gerçekleşiyordu. 2010'a gelindiğinde bu rakam sıfıra indi. Şunu biliyoruz ki güvenlik önlemleri ve güvenlik artırıcı sistemli çalışmalarla, en iyi ekipman ve teknik olanaklarla, önleyici adımlar ve kurtarma olanaklarıyla riski azaltmanız mümkün." diyerek söylenecek her şeyi bir cümlede özetlemiş. Anlayana sivrisinek saz denir ya, işte tam o noktadayız. Tabi anlamak istemeyene de davul zurna azdır. Yaşadıklarımız davul ve zurnanın yetersiz kalacağı yönündedir. Ama Allahtan ümit kesilmez. Görelim Mevla’m neyler neylerse güzel eyler…

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim