• BIST 82.300
  • Altın 147,981
  • Dolar 3,8287
  • Euro 4,0719
  • Konya -4 °C
  • Başbakan canlı yayında açıkladı: 'MHP'li bakan olabilir'
  • Reina dolandırıcılığında 185 bin liralık vurgun
  • AÖF’te devrim gibi uygulama!
  • Başbakan canlı yayında açıkladı: 'MHP'li bakan olabilir'
  • Reina dolandırıcılığında 185 bin liralık vurgun
  • AÖF’te devrim gibi uygulama!

Yeniden Yargılama

Ufuk Karadavut
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi terörist başı Abdullah Öcalan’ın yeniden yargılanmasının yolunu açtı. İç hukukumuza göre bu yargılamanın yeniden yapılabilmesi mümkün gözükmüyor. Hatta bu konuda siyasetçilerimiz ve bazı bürokratlarımız bunu açıkça ifade etmeye devam ediyorlar. Söylenenler doğru. Yeniden yargılama iç hukukumuza göre söz konusu değil. Ancak, bunları söyleyenler yakın zamanda ‘başörtüsü sorunu’nun yoğun olarak tartışıldığı bir zamanda kimsenin ruhu duymadan anayasanın 90. maddesinde değişiklikler yaparak iç hukukumuzu Avrupa Birliği hukukuna bağladıklarını unutuyorlar ya da görmezden geliyorlar. Bu nedenle Abdullah Öcalan Avrupa Birliği hukukuna göre yeniden yargılanacaktır. Ancak, bu yargılama, bu hükümet mi, yoksa bir sonra gelen hükümete mi havale edilir; onu bilemiyorum. Bir olgunlaşma süresine ihtiyaç var.Olgunlaşma süresi önemli. Hatırlarsanız 12 Eylül darbesini yapanlar televizyonlarda konuşurlarken komutanların birisine gazeteciler sordu; ‘Efendim neden geçen yıl yapmadınız da yaklaşık yüzlerce insanın ölmesini beklediniz?’ Cevap ise ‘Darbenin olgunlaşmasını bekledik’ olmuştu. Abdullah Öcalan’ın yargılanması içinde ortamın galiba biraz olgunlaşması ve birileri tarafından olgunlaştırılması gerekmektedir. Çünkü, yine hatırlarsanız terörist başı Türkiye’ye teslim edildiğinde herkeste bir ümit vardı. Bu iş tamam, ‘insan kılıklı yaratık asılacak’ diye. Ama yıllar geçti, bizler de alıştık. Artık bu kişi asılmadığı gibi kendisine iltifat eden, yücelten insanların sayılarının da arttığını görür olduk. Bir grup gazetelerde ‘röportaj’ adı altında propaganda yapar oldular. Sonuçta buna da alıştık.Yeniden yargılama konusunda en güzel tespiti sayın Prof. Dr. Erol Manisalı yapmıştır. Sayın Manisalı, ‘Aslında yeniden yargılanması istenen Türkiye’dir’ diyerek, Avrupa’nın aslında yıllardan beri sürdürdüğü Türkleri yok sayma politikalarını derinleştirdiklerini göstermek istemiştir.Yıllardan beri birileri Türkiye’nin AB ve Batı’ya tek yanlı bağlanması konusunda yoğun gayret gösteriyorlar. Bu insanların ülkeye nasıl bir fatura ödetmeye başladıklarının sonuçlarını açık bir şekilde görebiliyoruz. Gittikçe büyüyen iktisadi faturanın yanında siyasi fatura da gün geçtikçe kabarıyor. Bir gün altından kalkılmaz hale gelirse bunun hesabını kimler verecek. ‘Türkiye içindeki özel hesaplarını yürütebilmek için’ Batı’yı arkalarına alanların nasıl bir vurdumduymazlık içinde olduklarını görme imkanımız olmaktadır. Dikkat edilirse Avrupa Birliği ‘Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararını destekliyoruz, Türkiye buna uymalıdır’ diyerek kararın aslında ‘hukuki’ değil, ‘siyasi’ olduğunu göstermiş oluyor.Sayın Manisalı’nın bu konudaki görüşlerini oldukça dikkate değer buluyorum: ‘Kararın hukukla bir ilişkisi bulunmuyor. AB organlarının 1993 yılından başlayarak Güneydoğu Anadolu, Kürt ayrılıkçılar, PKK, Öcalan, Dicle ve Fırat nehirleri ile ilgili olarak almış oldukları kararlar dikkatle incelendiğinde son kararın AB ve ABD’nin Kürdistan projelerinin sadece bir kilometre taşı olduğu görülecektir. Avrupa’ya paralel olarak ABD siyaseti ve askerleriyle Kuzey Irak’taki özel Kürt oluşumuna, PKK’nın bölgede güçlenmesine ve Talabani’nin Irak’ın başına getirilmesine bütün desteğini verdi ve vermeye de devam ediyor. PKK, ABD’nin yardımlarıyla bölgede eskisinden daha güçlü hale getirildi.’Yaşar Büyükanıt 12 Mayıs 2005 tarihinde ‘Şimdi kalkıp bu karar hukuki midir, siyasi midir tartışması yapmak abesle iştigalden başka bir şey değildir’ diyerek bu konunun kesinlikle siyasi olduğunu vurgulamıştır. Aynen Ermeni meselesi, Patrikhane, Kıbrıs, Ege meselesi gibi pek çok konuda Batı’nın vermiş olduğu siyasi kararlar gibi. Askerler haklı olarak sinirliler. Bu karara kızıyorlar. AİHM’nin ve AB’nin terörist başını kahraman ilan eden tutum ve davranışları hükümetten bir ses çıkmaması üzerine TSK’yı oldukça sert tepki vermeye mecbur bıraktı. TSK ‘Bu bir siyasi karardır, hakla, hukukla bir ilişkisi yoktur. Teröre destek verenler, yalnız Türkiye’ye değil, kendilerine de zarar vermiş olacaklardır ve bu konuda asker tarafsız değil, aksine taraftır’ şeklinde oldukça sert sayılabilecek tepkide bulunmuşlardır.‘Türkiye Batı emperyalizminin teröre verdiği destek nedeniyle on binlerce insanını kaybetti. Şimdi aynı emperyalist cephe terörü meşrulaştırmaya gayret gösteriyor. İçimizdeki mandacı ve gayrı milli unsurların katkılarıyla Türkiye her gün aşağılanıyor.’Milli meselelerde oldukça hassasiyet gösteren bazı uzmanlar ‘Türkiye’nin açıkça Sevr’e sürüklendiğini’ vurguluyorlar. Bunun önüne geçebilmek, ancak akıllıca kurulacak ‘Denge Politikaları’ ile olabilecektir. Bunun da yolu içimizdeki gayrı milli ve mandacı düşünceye sahip olanların tasfiyesi ile olabilir.
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim