• BIST 108.392
  • Altın 143,183
  • Dolar 3,5328
  • Euro 4,1224
  • Konya 19 °C
  • MİT tırlarının durdurulmasına ilişkin yeni iddianame kabul edildi
  • ''FETÖ'cülerin yeni üssü Latin Amerika''
  • TRT'den  FETÖ açıklaması
  • MİT tırlarının durdurulmasına ilişkin yeni iddianame kabul edildi
  • ''FETÖ'cülerin yeni üssü Latin Amerika''
  • TRT'den  FETÖ açıklaması

Yazmak ya da yazmamak

Yücel Kemendi

"Yazmayayım" diyorum, ancak duramıyorum. Ülkemizin değişik yerlerinden gelen şehit haberleri o kadar canımı yakıyor ki kendimi tutamıyorum iki elim kanda olsa klavyenin başına oturuyorum. Anaların gözyaşlarını ve genç fidanların toprakla buluşmasını görünce havadan sudan yazmak geyik yapmak da pek kolay olmuyor.

Bir ara başbakanımız ordu yan gelip yatma yeri değildir demişti ya, ben o sözün bugünler için olmadığını düşünüyorum.

Subaylarımız; görevleri başında şu an ilan edilmemişte olsa ülkemiz iç savaş yaşamakta PKK teröristleriyle çatışma halindedir. Bu günlerde bizim ordumuz bölgemizin en hareketli ordusu durumdadır. Tüm komuta kademesi savaşa katılmış ve önemli tecrübelerde kazanmıştır, kazanmaya da devam etmektedir.

Her zaman savaşa hazır olmak ülkemiz için, İslam coğrafyası için ve dünya barışı için çok önemlidir. Amacım TSK hakkındaki görüşlerimi yazmak değildir. Bugünkü konum da bu değil zaten, aslında bugün akan gözyaşlarının dinmesi için neler yapılmalı yapılıyor mu? Bunları yazmak istiyorum.

İlk aklıma gelen; istikrarlı barış içerisinde, huzurlu bir hayat için, birinci ve en önemli unsur, her zaman göreve hazır bir ordu ya ihtiyaç olduğunu bildiğim için öncelikle gözbebeğimiz “ordu”muzdan başlamak istedim. Birçok arkadaşımız yada siyaset içerisinde bulunanlar TSK konusunda çok duyarlı olabilirler. Yaşanan üzücü bir olaydan sonra  "İhmal var mı", "Yeterince tedbir alınmış mıydı" vb. gibisinden ilk bakışta haklı gibi görünen sorular da sorabilirler. Zira öyle "hatalar" yapılıyor ki insanın aklı gidiyor.

Ancak bunlar adı üstünde "hata" ve herkes yapabilir. Bunun dışında TSK'ya subay ve astsubay yetiştiren tüm eğitim kurumlarında sonsuz vatanseverlik çerçevesinde mesleklerini nasıl icra edecekleri öğretilir. Onun için bunun tartışılacak bir yönü yoktur.

Sonra istikrarlı siyasi otorite; ülkemizde son 10 yıldır görülen istikrar, Cumhuriyet tarihimizde hiç görmediğimiz boyutlarda. Bu durumda dostlarımızı çok mutlu ediyor düşmanlarımızı da çıldırtıyor. Bu istikrarı görenlerin, siyasi otorite ile ilgili yazdıkları, teşekkürler, kutlamalar birçok insanımız tarafından yanlış anlaşılıyor ve yapılması gereken bu tür davranışlar insanın adını yalakaya çıkartıyor. Herkes tarafından bilinmesini isterim ki; benim asla yalakalık niyetim yok. Bu konularda yazdıklarım samimi duygu ve düşüncelerim. Belki de geçen haftaki yazımı okuyan bazı okurlarımın yaptığı gibi bana kızacaklar da olacak. Bu durum hiç önemli değil ben doğru bildiğimi yazmaya devam edeceğim.

Mesela birçoklarına göre Silivri'deki davalar TSK'yı güçten düşürüyor. Bu konuda ben öyle düşünmüyorum. Bu davaları temizlenme olarak düşünenlerdenim. Buradaki suçlamalar doğru ise orada yargılananların TSK içerisinde olmaması, olmalarından daha hayırlıdır. Bunu da göz ardı etmemek lazımdır.

Haysiyet sahibi ve şerefli hiçbir asker son zamanlarda Bingöl'de yaşananları içine sindiremez, utanç duyar. Sivil giyimli ve silahsız gençlerin üzerine roketatarla saldırmak... İnsan gerçekten olmayacak şeyler.

Hele Gaziantep'te çoluk çocuğun üzerine atılan bombalar... Bu eylem insanlığa sığmaz.

Son baskınlarda özellikle Gaziantep, Şemdinli ve Bingöl'de güvenlik güçlerimizin kusuru var mı? Varsa da TSK sorumluluğu zaten üzerine alıyor. Mesela, Afyonkarahisar'da TSK belli bir sorumluluk üstlendiği için görevlilerden bazılarını cezalandırma yoluna gitti. Ama diğerlerinde güvenlik güçlerinin yapabileceği çok az şey vardı.  Kim ne derse desin Terörün meclisteki uzantıları hariç olmak üzere; Türkiye'deki siyasal partilerden hiçbirinin şehitlerimizin kanı üzerinden siyaset yapma hevesleri olduğunu düşünmem. Bu bakımdan CHP nin  "Oslo görüşmeleri protokolü" olarak kamuoyuna sunduğu belgeyi tek kelimeyle "yalan" diye de değerlendirmem. Protokolde yazdığı iddia edilen şeyler olacak şey değil. Deniz yanar mı ihtimal diyerek ben yine bu konuyu ciddiye almak isterim.

Şu günlerde birçok insanımız bilinmeyenlerin girdaplarında takıldık kaldı.

Bakalım bu işin sonunda ne göreceğiz? Ancak eğer PKK'nın hayal ettiği gibi Türkiye'den bir parça kopartılabileceğini düşünen varsa çok şaşırır. Bekleyelim ve görelim...

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim