• BIST 82.779
  • Altın 147,178
  • Dolar 3,7701
  • Euro 4,0274
  • Konya -1 °C
  • Milyonlara müjde! TBMM'den geçti
  • Erdoğan FETÖ'nün itirafçı oyununu açıkladı!
  • Himmet toplantısı 'havuz' himmet parası 'tereyağı'
  • Milyonlara müjde! TBMM'den geçti
  • Erdoğan FETÖ'nün itirafçı oyununu açıkladı!
  • Himmet toplantısı 'havuz' himmet parası 'tereyağı'

Yaşam koşullarımız

Ufuk Karadavut

Yaşam koşullarımız ve yoksulluk


Türkiye İstatistik Kurumu görevi gereği pek çok ankete dayalı olmak üzere araştırmalar yapar ve bunları kamuoyu ile paylaşır. Özellikle enflasyon hesabı gibi bazı hesaplamalar ve çalışmaları çok eleştiri alsa ve güvenirliği tartışılsa da çalışmalar temel kaynak olarak kullanılır. Yine benzer ülkemiz açısından önemli olan bir konuda araştırma yapılmış. Konu “Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması” olarak adlandırılmış. Yapılan çalışmanın sonuçları oldukça dikkat çekici ve bu sonuçları geniş kitlelerin mutlaka bilmesi gerekiyor. Avrupa Birliği uyum çalışmaları kapsamında 2006 yılında uygulamaya başlanan araştırma kapsamında 2009’da kentsel yerlerden 8 bin 340, kırsal yerlerden 4 bin 686 olmak üzere toplam 13 bin 26 örnek hane halkı ziyaret edilmiş ve toplam 11 bin 870 kişi ile görüşülmüş. Yani oldukça kapsamlı bir çalışma olarak kabul edilebilir.

Çalışma sonuçlarına göre; en zengin ile en yoksul arasındaki gelir farkı her geçen gün açılırken aynı zamanda yoksul kişi sayısındaki artışta dikkat çekici. Yoksul sayısı 12 milyon 97 bin kişiye yükselirken, bir önceki yıl 3 bin 164 lira olan yoksulluk sınırı 3 bin 522 liraya çıkmış. Yoksulluk sınırına göre nüfusun yüzde 17.1’i yoksulluk sınırının altında yaşamını sürdürmektedir. Bu oranın, geçen yıl, yüzde 16.7 olduğunu hatırlatmamız gerekiyor. Kentsel ve kırsal yerler için ayrı ayrı hesaplanan yoksulluk sınırına göre, kentsel yerlerde bu oran yüzde 15.4 iken, kırsal yerlerde ise yüzde 16.1 oldu. 2008 yılında 11 milyon 580 bin kişi ile yüzde 16.7 seviyesinde olan yoksulluk oranı 2009 yılında yüzde 0.4 oranında arttı. Kentlerde yoksul sayısı 7 milyon 511’e, kırsalda ise 3 milyon 488 bine yükseldi.

En yoksul ile en zengin arasındaki gelir farkı da 8.1 kattan 8.5 kata yükseldi. Eşdeğer hane halkı kullanılabilir gelirlere göre oluşturulan yüzde 20’lik gruplarda, en yüksek gelire sahip son gruptakilerin toplam gelirden aldığı pay yüzde 47.6, en düşük gelire sahip ilk gruptakilerin toplam gelirden aldığı pay ise yüzde 5.6 oldu. 2008 yılında bu oran 8.1 kat civarındaydı. Yani zengin ile fakir arasındaki gelir farkı arttıkça makas büyüdükçe “orta direk” olarak tanımlanan tabaka eriyip yok oluyor. Oysa ülkeleri ayakta tutan orta direk olarak tanımlanan topluluktur. Eğer bu topluluğa sahip çıkamazsanız toplum zaman içinde kendini kaybeder. Gidişatın bu yönde olduğu anlaşılıyor.

Teğet geçer" denilen küresel krizin aslında teğet geçmediği ve tam ortadan geçtiği anlaşılıyor. Derinden hissedilen ekonomik sıkıntılar nedeniyle yoksul daha da yoksullaştırırken, bunun aksine bazı çevreler çevrelerine attıkları hortumların uzunluğu ve kalınlığına göre "krizi fırsata çevirmiş" ve daha da zenginleşmişlerdir. Ne garip bir ülke haline geldi ki Türkiye'de milyarder sayısı artarken, yoksulların sayısı da hızla artmaktadır. Bunun sebebi iyice araştırılması gerekiyor. Yoksa bu bir devlet ve hükümet projesi olarak mı yapılıyor bu iyi analiz edilmelidir. İnsanları önce olabildiğince fakirleştir, alım güçlerini mümkün olduğunca azalt ve sonra da onların fakirliklerini kullanarak onları sömürebildiğin kadar sömür. Kömür vererek, erzak vererek, tencere tava vererek o kişileri kullanabildiğin kadar kullan.

Ülkemizde özellikle son zamanlarda artan bir propaganda ile sanal bir Türkiye oluşturulmakta ve sanal ortamda hemen her şey güllük gülistanlık olarak anlatılmaya çalışılmaktadır. İnsanlarımızın bu sanal ortamdan biran önce uzaklaştırılması ve gerçek dünyaya döndürülmesi gerekiyor. Aksi takdirde yok oluşunu da sanal zannedecek kadar beyni yıkanacaktır. İşsizlik ve yoksulluğa paralel olarak vatandaşlarımızın borcu artmıştır. Geliri düşen vatandaşlarımız banka kredilerine ve kredi kartlarına yüklenmiş ve toplam borçları 170 milyarı aşmıştır. Adeta vatandaşlarımızın geleceği ipotek altına alınmış, gelecek yıllardaki gelirlerini şimdiden tüketmişlerdir. TÜİK'in araştırmasına göre vatandaşın durumu vahim: Nüfusun % 59,3'ü borçlu; %60,5 her gün değil iki günde bir bile et yiyemiyor; 37,8'i ısınma ihtiyacını karşılayamıyor; % 43,9'u yeni elbise alamıyor. Halkın yüzde 62.5'i beklenmedik harcamalarını ve yüzde 82.1'i yıpranmış ve eskimiş mobilyalarını yenileme ihtiyacını ekonomik nedenlerle karşılayamıyor. Nüfusun yüzde 87.4'ü evden uzakta bir haftalık tatil masrafını karşılayabilecek durumda değil. 80 yıllık cumhuriyet hükümetleri döneminde biriken 221 milyar dolarlık borca karşılık, son 8 yılda daha fazla borç alınmış ve Türkiye'nin toplam borcu 510 milyar dolara ulaşmıştır. 2002'den bu yana kişi başına borcumuz 3.385 dolardan, 7.000 dolara çıkmıştır. Daha ne diyelim. Aslında rakamlar söylenmek istenen hemen her şeyi açık bir şekilde söylüyor. Elbette bu rakamları görmek isteyene...

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim