• BIST 83.048
  • Altın 146,881
  • Dolar 3,7605
  • Euro 4,0391
  • Konya -8 °C
  • Facebook'tan İslami sayfalara sansür
  • Çok kritik uyarı! Günlerce yağacak
  • İşte AK Parti'nin referandum sloganı
  • Facebook'tan İslami sayfalara sansür
  • Çok kritik uyarı! Günlerce yağacak
  • İşte AK Parti'nin referandum sloganı

Yanlış peygamber anlayışları üzerine

Murat Kayacan

Allahu Teala "Şüphesiz sen de öleceksin, onlar da ölecekler." (Zümer, 39: 30) buyurarak Hz. Peygamber (s)'in diğer insanlar gibi ölümlü olduğuna dikkat çekmesine rağmen, kimileri adeta bu ayete nazirede bulunurmuşçasına Hz. Peygamber (s)'i "beşer üstü" bir konuma getirmektedirler. Bu yazıda birtakım yanlış peygamber anlayışlarını ve onlara yönelik eleştiriler ile birlikte Kur'an'ın o anlayışlara yanıtlarını ortaya koymaya çalışacağız.

Birtakım kimseler Hz. Peygamber (s)'i başka insanlardan ayrı düşünerek onun bedeni veya ruhu ile hâlâ yaşadığı, insanlar arasında dolaştığı, onların rüyalarına girdiği veya toplantılarına katılarak kendileriyle konuştuğu, insanların onunla görüşüp hadis rivayetlerinin sahih olup olmadığını kendisinden sorup öğrendikleri, kabrinde diri olup kendisine yönelik seslenmeleri ve duaları işittiği vb. şeylere inanmakta ve dillendirmektedir (Sarmış, 2007, I: 95). Halbuki Hz. Peygamber (s) doğumundan ölümüne kadar bir insan olarak yaşamış ve insanın bütün özelliklerine sahip olmuştur. Yiyip içmiş, sokaklarda yürümüş, ticaret yapmış, evlenmiş, çocuk sahibi olmuş, savaşmış, barış yapmış, kızmış, hoşnut olmuş, sevinmiş, üzülmüş, hastalanmış ve diğer insanlar gibi ölmüştür. Öldükten sonra da bu dünya ile ilişkisi kesilmiş ve insanlarla diyalogu bitmiştir (Sarmış, 2007, I: 92).

Sarih Kur'an ayetlerine rağmen bazı mevlüt törenlerinde Hz. Peygamber (s)'in şahsiyeti tanrısal bir çerçeveye yerleştirilmektedir. Ayrıca siyer, şemail ve şerhlerde -sözgelimi Kastalani şerhleri ve muhtasarlarında- aynı aşırılıklara rastlamak mümkündür. Bu tür aşırılıklara ne seleften nakledilen rivayetlerde ve ne de önceki siyer kitaplarında rastlamak mümkündür. Böyle aşırı dindarlık sevdasına düşen Müslümanlar, Hz. Peygamber (s)'in kâmil bir insan olmasıyla, üstün ahlakı, temiz ruhu, gönül zenginliği, kuvvetli imanı, Allah için kendisini feda edişi ve yerine getirmeye çalıştığı büyük göreviyle, olgunluğuyla yetinmeyerek, onun peygamber oluşu ve Allah tarafından seçilişine başka gerekçeler bulma gayretine düşmüşlerdir. Onlar, bu görev için bazı ön belirtiler ve müjdeler bulunması gerektiği kanısına varmışlardır. Hz. Peygamber (s)'in beşeri tabiatının dışına taşırılması ve ona diğer peygamberlerin taşıdığı niteliklerden ayrıcalıklı bir görünüm verilmesi (Derveze, II: 27) Kur'an ile bağdaşmaz. Mesela onun Adem'in belinden daha ona ruh üfürülmeden çıkarıldığı, tüm insanlığın yaratılışındaki amacın o olduğu, Arş, Levh, Kalem, Kürsi gökler, yerler, insanlar, cinler, Ay, Güneş melekler, cennet ve cehennem vs. bütün evrenin onun nurundan yaratıldığı, atalarından biri olan İlyas'ın hacda belindeki torununun telbiyelerini duyduğu, yaratılışından sonra, daha ruhlar alemindeyken bile peygamber olacağını bildiği, bunun alametlerini dağda taşta, ağaçta hep gördüğü, annesinin onu doğurduğu sırada peygamberliğinin müjdelerini ve bunun belirtilerini fark ettiği gibi iddialar bunlar arasında sayılabilir. Onlar bu iddialarda bulunurken Kur'an ise inkârcıların Hz. Peygamber (s)'den suları fışkırtmasını, görkemli bir bahçesi olmasını göğü parça parça düşürmesini, Allah'ı ve melekleri söylediklerine şahit getirmesini, altından bir evi olmasını, göğe çıkmasını ve oradan bir kitap getirmesini istemişlerdir. Bu olağanüstülük talepleri karşısında Allah Peygamber'ine şöyle hitap etmektedir: "De ki: Rabbimi tenzih ederim. Nihayet ben de, peygamber olan bir insandan başka bir şey değilim. Kendilerine doğru yolu gösteren peygamber gelince, insanların iman etmelerine engel olan sebep sadece, 'Allah bir insanı mı peygamber gönderdi?' demeleridir." (İsra, 17: 90-94).

"De ki: Ben de sizin gibi ancak bir beşerim." (Kehf, 18: 110) denilerek Hz. Peygamber (s)'e, "beşeri tabiatına dikkat çekmesi" emredilmektedir. O, insan olduğunu hatırlatma emrini ömrü boyunca hiç aklından çıkarmamış ve her vesileyle bu ilahi talimata uymuştur (İslamoğlu, 2001: 214). Hurma aşısı ile ilgili olayın ardından şöyle demiştir: "Bilin ki, ben bir beşerim. Size dininizle ilgili bir emirde bulunursam onu derhal alın. Eğer kendi görüşüme dayanan bir şey emredersem, bilin ki ben bir insanım!" (Müslim, Fezail 140).

Sonuç olarak diyebiliriz ki, Hz. Peygamber (s)'i ilahi bir boyuta çıkaran söz, davranış ve anlayışlar onun beşer gibi bir hayat sürmediği anlayışını benimsememize yol açmamalıdır. O, bir elçi olarak değerlidir/mübarektir, alemlere rahmettir ve müminlere ne güzel örnektir. Aynı zamanda da bir babadır, bir eştir, bir komşudur. Yani beşer oluşu nedeniyle bizden/içimizden biridir.

Derveze, İzzet, Kur'an'a Göre Hz. Muhammed'in Hayatı, (çev. Mehmet Yolcu), 3 c., Yöneliş Yay., İst., 1988.

İslamoğlu, Mustafa, Üç Muhammed, 3. bs., Denge Yay., İst., 2001.

Sarmış, İbrahim, Hz. Muhammed’i Doğru Anlamak, 2 c., 3. bs., Ekin Yay., İst., 2007.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
murat baş
03 Ekim 2013 Perşembe 17:57
ekleme
Aklıma gelince yazıyorum, Hucurat 7'ye de bakıverin bu arada. Tabi, kadim nasih-mensuh mekanizmasını işletip, "günümüze hitap etmiyor" demeyecekseniz. Kitabını bozmuş dediğiniz Hristiyanlar bile bu kadim anlayışlarınıza kıs kıs gülüyor.
Her şeyi gözünün gördüğüyle sınırlı sanırsanız, bilmediklerinizi de inkar etmek durumunda kalırsınız. Ayrıca bir şey için "yoktur" demek, "vardır" demekten çok daha zor ve mesuliyetli bir iştir. "Bilmiyorum" demeyi de unuttuk adeta.
196.206.155.14
ALİ
03 Ekim 2013 Perşembe 15:26
DEVAM
Al sana bir ayet... Bunu izah edersen sevinirim...

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ أَن تَحْبَطَ أَعْمَالُكُمْ وَأَنتُمْ لَا تَشْعُرُونَ
Peygamber Öldü yaaa....
88.255.225.19
ALİ
03 Ekim 2013 Perşembe 15:24
Garip???
Şimdi uzun zamandır "İnsan Peygamber" "Aşırı yüceltilmiş Peygamber"... vb. birçok söylem aldı başını gidiyor. Bunlarla yeterince uğraştık ama hala bitmiyor bu terane... Terane diyorum çünkü baydı artık. Hazret-i Peygamber Aleyhisselam tabii ki İNSAN'dı. Ama senden farkı hiç anlayamayacağın kadardı. İşte o aşağıladığın alimler asırlarca bunu dillendirdi. Ama bu modern iz'ansız yaklaşım bunu anlayamadı... Olay bu Kayacan....
88.255.225.19
a.k.
03 Ekim 2013 Perşembe 10:07
öylesine..
bazı münferit olayları ve görüşleri, genelleştirmemek gerekir. ayrıca bu meseleler, gazete köşelerinin konusu olamaz. zaten asıl mesele Hz. peygamberin yaptıklarının hangisinin vahye hangisinin beşeri görüşüne dayandığını tespit edebilmektedir. bu konuda bir metodunuz var mı? bir de "kastalani" değil "kastallânî" olacak herhal..
95.183.198.140
abduh
03 Ekim 2013 Perşembe 10:00
kılavuz-karga meselesi
sayın yazar, yazılarındaki referans ve kaynaklar pek sağlam ve sahih islam anlayışını yansıtmıyor. bu şazz görüşleri referans yapma. kılavuzun doğru olmazsa, varacağın sonuçlar da hidayet vesilesi olmayacaktır. bütün yazılarınızda, özellikle dini olanlarda, hep aynı referans ve kitaplara dayanıyorsunuz. biraz çeşitlilik ve öz kaynakllara yaslan. böyle beşinci el kaynaklarla uğraşmakla ilim olmaz..
95.183.198.140
murat baş
02 Ekim 2013 Çarşamba 23:48
durmayı bilmek.
Hz. Ali der ki, "Bilmedikleri konularda durmayı bilselerdi, sapıtmazlardı"
Şu ayetleri okuyun da işin içinden çıkın bakalım:
"Allah yolunda katledilenleri ölüler sanmayın, aksine onlar hay(canlı, diri, hayatta)dırlar, rableri indinde rızıklanmaktalar." Ali İmran 169.
"Ey iman edenler! veli edinmeyin Allâh’ın gazap ettiği, sonsuz gelecek yaşama umudu olmayanları; tıpkı KAFİRLERİN KABİR EHLİNDEN UMUT KESTİĞİ GİBİ!" Mumtehine 13
Diyaloğun bittiğini iddia eden, belki kendi açısından söylüy
196.206.130.93
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim