• BIST 81.712
  • Altın 147,154
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • Konya 0 °C
  • Sürücülere kötü haber: Yüzde 30 zam geliyor
  • CHP'liler erken seçim ipine sarıldı
  • FETÖ’ye bağlılık ‘narkoz testi’nde
  • Sürücülere kötü haber: Yüzde 30 zam geliyor
  • CHP'liler erken seçim ipine sarıldı
  • FETÖ’ye bağlılık ‘narkoz testi’nde

Vergi vermemenin yeni bahanesi

Ufuk Karadavut

         Uzmanlar vergiyi kısaca devletin gerçek ve tüzel kişilere yüklediği ekonomik yükümlülük, olarak ifade etmektedirler. Devletin bizlere yani vatandaşlara yüklediği bu ekonomik yükümlülüğün asıl işlevi, devlet harcamalarını karşılayarak yol, su, elektrik, sağlık gibi altyapı hizmetlerini sağlayabilmektir. Vergi ödemenin en temel ilkelerinden biri, toplumsal sınıf farkı tanımadan tüm vatandaşların bu görevi yerine getirmeleridir. Vergi ödemek yalnızca devlete para vermek değildir. Aynı ülkede yaşayan, devletin sunduğu hizmetlerden yararlanan vatandaşlar olarak hepimizin devlete vergi ödemesi gerekir. Bu ödediğimiz vergiler ile devlet bizlere çeşitli olanaklar sağlamaktadır. Devlet, vatandaşlarının çok daha rahat yaşayabilmesi için, biz vatandaşlardan aldığı vergiler ile halkına çeşitli kullanım olanakları yaratır. Bu olanakları, eğitim aldığın okulu yaptırmak, kullandığın suyu veya televizyon seyredebilmen için harcadığın elektriği evine getirmek olarak sayabiliriz. Vergi ödemek, bir ülkede yaşayan her vatandaşın en kutsal görevlerinden biridir. Devletin de bu vergilerden topladıklarıyla en iyi şekilde hizmet sunması da, vatandaşlarına karşı yerine getirmesi gereken en önemli görevlerden biridir.

            Gerçi ülkemizde bu saydıklarımız genelde olmaz. Devlet mümkünse çalışanların elinde avucunda ne varsa almak ister. Çalışanlar ise vermemeye çalışırlar. Yetkililer alabildikleri, çalışanlar ise kaçırabildikleri ile övünür dururlar. Alınan miktar alınması gerekenin çok altındadır. Bunu herkes bilir ama kayıt dışılığa göz yumulur.  Nedeni bilinmez ama bu işler düzenli olarak yürür. Günümüzde dünyadaki kayıt dışı sektörün büyüklüğü 3 trilyon dolar olarak tahmin edilmektedir. Gelişmiş ülkelerde ise kayıt dışı ekonomi, GSMH’nin %10-15’i civarındadır. Türkiye'nin kayıtdışı ekonomide en kötü ülkeler olan Nijerya, Mısır ve Tunus'un (yüzde 68-76) hemen ardından gelmektedir.

            Kayıt dışılığın artmasında en büyük etkenlerden birisi de ülkemizde arda arda yaşanan ekonomik krizlerdir. Ekonomik kriz dönemlerinde, işsiz kitleler kayıtlı ekonomide bulamadıkları istihdam imkânlarını kayıt dışı faaliyetlerde aramaktadırlar. İşletmeler de krizin olumsuz etkilerini azaltmak için üretimlerini kayıt dışı faaliyetlere yönelterek istihdam ve üretim maliyetlerini düşürmeye çalışmışlardır. Ülkemizde,  özellikle kayıtlı işletmelere getirilen her yeni yükümlülük,  kayıtdışı ekonominin gelişmesine neden olmaktadır.

            Kayıtdışı olmanın nedenleri uzmanlar tarafından mali, siyasi, ekonomik ve coğrafi olmak üzere incelenmektedir. Burada beşinci faktörden biraz bahsedeceğim.  Elbette farklı bir gerekçe ama üzülerek söylemek gerekir ki ülkemizin acı bir gerçeği. Geçtiğimiz hafta sonu çocuklara ayakkabı alabilmek için ayakkabıcılar çarşısına gittim. Ayakkabı beğendim ve almak için teşebbüste bulundum.  Satıcı şahıs peşin verirsem fiyatı düşüreceğini söyledi. Bende kredi kartı kullanmadığımı parakart ile ödeyeceğimi söyledim. Fakat satıcı kabul etmedi. Sebebini sorduğumda parakartında pos makinesine girince maliyeye bilgi verilmesi gerekiyormuş ve vergisini vermek zorunda kalacakmış. Bende “elbette vergi vereceksin bu devlet bizim değil mi” deyince, Sayın Konyalı satıcının cevabı “Ben bu devlete vergi vermem” oldu.

            Önce bir anlam verememiş ve sadece kızmıştım. Ayakkabı almaktan vazgeçtim. Başka yerden aldım. En azından fişimi aldım. Ancak kafam karıştı. Bir insan yaşadığı hizmet aldığı devlete neden düşman olabilirdi ki. “Burası Güneydoğu değil ki” dedim kendi kendime. Orada yaşayan insanların bir kısmının gerçekten devlete karşı olduğu ve düşmanlık beslediğini herkes bilir. Ama iş Konya’da olunca farkı anlamlar kazanmaya başlıyor. Uzunca bir süre düşünüce aklıma İranlı bazı yazarların yazdıkları geldi. Onlar “Darül Harp” yani “savaş diyarı” olarak isimlendirdikleri ve Müslüman yönetimlerin olmadığı yerlerde her şeyin mubah olduğunu söylüyorlardı. Devlete verilecek her türlü zarar onlar için en büyük fayda idi. Türkiye içinde de bunlara inanan bazı cemaat ve tarikatların olduğunu duymuştum. Ama şimdi inanamaya başladım. Devletin hızla cemaat ve tarikatlara devredildiğini iddia edenler acaba haklılar mı diye düşünmeye başladım. Eğer durum bu noktaya geldiyse işler gerçekten çok kötü demektir. Ne yaparsanız yapın bu insanlar, devlete ve millete kazık atmaktan mutlu olacak ve kendilerini bu yolla tatmin edeceklerdir. Daha sonrada camiye gidip namazlarını kılıp Ramazan ayı geldiğinde oruçlarını tutacaklardır. En iyi Müslüman onlar olacaklardır. Vah halimize…

 

 

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim