• BIST 83.048
  • Altın 146,881
  • Dolar 3,7605
  • Euro 4,0391
  • Konya -8 °C
  • Facebook'tan İslami sayfalara sansür
  • Çok kritik uyarı! Günlerce yağacak
  • İşte AK Parti'nin referandum sloganı
  • Facebook'tan İslami sayfalara sansür
  • Çok kritik uyarı! Günlerce yağacak
  • İşte AK Parti'nin referandum sloganı

Vakıflar yasası ve muhalefet partileri

Ufuk Karadavut

Vakıflar yasası bilindiği gibi günahıyla sevabıyla meclisten geçti. Neler getirip neler götüreceği zamanla anlaşılacaktır. Bu yasanın çıkmaması için çok gayret ettiğini söyleyen hatta anayasa mahkemesine vererek iptal edilmesi gerektiğini söyleyen muhalefet partileri vardı. Bu yasanın Lozan anlaşmasına ters olduğu ve Lozan anlaşmasını deldiği ifade ediliyordu. Ana muhalefet partisi “Lozan antlaşması devletimizin temelidir. Lozan’da en küçük değişiklik yapılması devletimizin temellerinde ciddi sıkıntılar yaratır.” Şeklinde beyanatları vardı. Diğer muhalefet partisi ise “vakıflar yasası bir ihanet yasasıdır” diyordu. Diğer bir muhalefet partisi ise bu yasa için “Bu yasa Türkiye’nin altına konulan bir dinamittir” değerlendirmesini yapıyordu.  Eleştirilerden anladığımız kadarı ile bu yasa ülkeyi bitirecek bir yasaydı. Meclisten geçmemesi geçse bile anayasa mahkemesince iptal edilmesi gerekiyordu. Ama öyle olmadı. Yasa meclisten geçti ve eleştirileri yapan muhalefet partilerinin hiç birisi anayasa mahkemesine başvurmadı. Hatta bu konuyu adeta unuttular. Ne diyelim Allah hakkımızda her şeyin hayırlısını nasip etsin.

 

Peygamber mi, benzetme mi?

 

The Economist dergisi ‘Dünya sahnesinde bir köylü çocuğu’ başlıklı haberinde Fethullah Gülen için ilginç bir ifade kullandı. İfade aynen şu; “A ‘Prophet’ who finds honour, and some suspicion, in his own country: Fethullah Gülen” Yan,”Kendi ülkesinde şerefle ve biraz da şüphe ile karşılanan ‘peygamber’”. Muhabirini Gülen’in memleketi olan Erzurum’un Korucuk Köyü’ne gönderen dergi, cemaatin fidanlığının öğrenci yurtları olduğu, Türk emniyetinde Fethullahçıların yüzde 70’e ulaştığı iddialarını dile getirmiş. Ancak tüm yazılanlar içinde en dikkati çeken ise "Prophet-Peygamber" kelimesi oldu. The Economist editörleri, İslam’ın son peygamberinin Hz. Muhammed olduğunu bilmiyor muydu? Ya da Batılı bir hoşgörü çerçevesinde peygamber, "dini lider" anlamıyla mı kullanılmıştı? Yoksa prophet farklı bir anlamda mı yazıya konuldu?. Bu konuda dergi editörünün bilgisiz olduğunu söyleyemem. Bunu bilinçli yazdıklarını düşünüyorum. Aslında Fethullah Gülen cemaati dünyanın hemen her yerinde nereden aldığı bilinmeyen bir güçle yayılıyor. Buna bağlı olarakta etkinliği artıyor. Dünyanın hemen her yerinde var olan bir cemaatin lideri için bu şekilde bir ifade kullanılması, hem de The Economist dergisi tarafından kullanılması nasıl açıklanabilir?. İngilizce sözlüğe baktığımızda kelimenin karşılığına baktığımızda; Redhouse ‘un İngilizce Türkçe sözlüğünde “prophet” için peygamber, nebi, resul;bilhassa Allah için söz söyleyen kimse, kahin, kehanet sahibi” anlamları var. Türk Dil Kurumu İngilizce-Türkçe sözlüğünde de "prophet"in karşılıkları şöyle: Peygamber, yalvaç, resul,nebi, (Tevrat’a göre) Allah adına konuşan ve İsraillilere yol gösteren kimse, káhin, kehanet sahibi. Her iki kaynakta da "prophet"in Türkçe karşılığı olarak "kahin, kehanet sahibi" sözcükleri gösterilse de, bu kavram esas olarak "oracle" kelimesiyle ifade edilir. Hayırlısı bakalım. Cemaatin dışarıdan görüntüsü demek ki bu şekilde olmuş. Çok dikkat etmeleri ve imajlarını yeniden gözden geçirmeleri gerekli. Eğer içlerinden geçen bu değilse…

 

Vatan şairi Mehmet Akif’i rahmetle anıyoruz…

 

12 Mart istiklal marşının kabul tarihiydi. Bu konuda eskiden oldukça ciddi törenler yapılırdı. Bir heyecan vardı. Galiba istiklal marşının anlamını ve önemini unutuyoruz. Hemen her şeyi basite aldığımız gibi bunu da hafife almaya başladık. Değerlerimizi kaybetmek ve yok olması birazda hoşumuza gidiyor galiba. Sorumluluklarımız azalıyor. Aslında bu öyle değil. Üzerinde ciddiyetle durulması ve düşünülmesi gereken bir konu olması gereklidir. İstiklal marşı; Cephelerde kazanılan mücadelenin verdiği bağımsızlık muştusunun insan ruhuna aksiyle tezahür etmiştir. Çok sayıda şiir yazılmıştır. Ama hiç biri şimdiki kada heyecan ve duygu vermemiştir. İlk aşamada yazılan şiirler, millî mücadelenin ruhta bıraktığı cereyanları yansıtmakta kâfi gelmemesi üzerine, dönemin Millî Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver’in ricasıyla Mehmet Akif bu muhteşem eserini yazmaya karar verir. Türk Milleti’nin başından geçen badireler ve bu makus kaderini yenmek için gösterdiği kahramanlıklar, verdiği şehitler, geçmişine ve kültürüne olan bağlılığı ve benzeri millî duyguları işlemiştir. Mehmet Akif, İstiklâl Marşımız’da medeni üstünlüğümüzü kaybettiren sebepler asırlardır süren cehalet, sebatsızlık, tembellik ve kendine güvensizlik olduğunu vurgulamıştır. Bu bakımdan bir an önce bu kötü vasıflardan kurtulmak ve batı’yı teknolojik açıdan örnek alarak aradaki medeniyet mesafesini kapatmak gerekirdi. Ama bu ne kadar geçekleşti. Milletimizin bu zorlu mücadelesine iştirak etmiş ve bizlere bu güzel eserini kazandırdığı için şairimizi rahmetle anıyoruz.  

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim