• BIST 81.712
  • Altın 147,398
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • Konya 1 °C
  • Sürücülere kötü haber: Yüzde 30 zam geliyor
  • CHP'liler erken seçim ipine sarıldı
  • FETÖ’ye bağlılık ‘narkoz testi’nde
  • Sürücülere kötü haber: Yüzde 30 zam geliyor
  • CHP'liler erken seçim ipine sarıldı
  • FETÖ’ye bağlılık ‘narkoz testi’nde

Unutmayın ve Hazır Olun

Ufuk Karadavut

25 Mayıs 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde çok ilginç bir konu görüşülmüştür. Konu mısırda geçiyor ve esir düşen Türk askerlerine yapılan muameleler ile ilgili. Bugüne ışık tutacak ve Avrupalıların aslında genlerinde var olan Türk düşmanlığını daha iyi kavrayabileceğiniz bir olay; Birinci Dünya Savaşı’nda İngilizlere 150 bin askerimiz esir düşmüştür. Bu askerlerden bir kısmı da Mısır’ın İskenderiye şehri yakınlarında bulunan Seydibeşir Usare Kampı’na hapsedilmişlerdir. Kampın tam adı ‘Seydi Beşir Kuveysna Osmanlı Useray-ı Harbiye Kampı.’ Bu kampta, 1918’de Filistin cephesinde esir düşen 16. Tümen’in 48. Alayı’na bağlı Osmanlı askerleri tutuluyordu. 12 Haziran 1920’ye kadar iki yıl boyunca her türlü işkenceye, eziyete, ağır hakaretlere, aşağılamaya ve zulümlere maruz kalmışlardır. Kampta bulunan ve az da olsa Türkçe konuşan Ermeni tercümanların yalan, kasıtlı iftiraları, bilinçli olarak yanlış çevirileri ve kışkırtmaları nedeniyle, kampların İngiliz komutanları zaten var olan Türk düşmanlığını önüne geçilemez bir noktaya taşımışlardır. 

Savaş bitmiştir. Ancak, kamplardaki oldukça ağır koşullar nedeniyle ölenlerin dışındaki askerleri teslim etmek İngilizler’in işlerine gelmiyordu. Bu nedenle de teslim etmek istemediler. Çünkü olası yeni bir savaşta bu askerlerin yeniden karşılarına çıkabileceklerinden korkuyorlardı. Bu düşünce Ermeniler tarafından bir kabus gibi İngilizler’in beyinlerine kazınmıştı. Çözüm Ermenilere ve İngilizler’in ortak görüşüne göre toplu katliamdı. Askerlerimiz, mikrop kırma ve temizlenme bahanesiyle, süngü zoruyla bol miktarda ilaçlanmış dezenfekteli sulara sokuldular. Ancak suya normalin çok üzerinde ‘Krizol’ maddesi katılmıştı. Mehmetçik, daha ayağını soktuğunda, aşırı krizol maddesi nedeniyle haşlanıyordu. Ancak İngiliz askerleri dipçik darbeleri ile askerlerimizin havuzdan çıkmalarına izin vermiyorlardı. Türk askeri başını suya sokmak istemedi. Ama bu kez İngiliz askerleri silah kullanarak ateş açarak askerlerin başlarını suya sokmaları konusunda bastırıyordu. Askerlerin bir kısmı öldü. Ölmek istemeyenler ise çömelerek başlarını suya soktular. Ancak, başını sudan kaldıran artık göremiyordu. Çünkü gözleri yanmıştı. Dışarı çıkan askerlerin durumunu gören askerlerin direnişleri bir fayda vermedi ve 15 bin Mehmetçik kör oldu.

Bu konu TBMM’de görüşmeye açıldı. Milletvekilleri Faik ve Şeref Beyler bir önerge vererek, Mısır’da esirlerin krizol banyosuna sokularak 15 bin vatan evladının gözlerinin kör edildiğini, bunun faili olan İngiliz tabip, garnizon komutanı ve askerlerinin cezalandırılması için TBMM’nin girişimlere başlamasını istediler. Ancak, yeni kurulan devletin çok sayıda sorunu vardı ve hesap sorma işi de unutulup gitti.

Türklerin unutkan bir millet olduğu söyleniyor. Gerçekten yapıları zayıf unutuyorlar mı? Çeşitli hile hurda ile ya da hastalara verilen ilaçlar gibi tedavi amacıyla genetik yapımızı mı bozuyorlar bilmiyorum ama çok çabuk unuttuğumuz kesin. En son ‘Kurtlar Vadisi- Irak’ filmini seyrederken Iraklı esirlerin organlarını toplayan doktor ile Amerikalı kumandan arasındaki anlaşma ve esirlerin organlarının toplanarak zengin ülkelere satılması bilinen ama bir türlü söylenemeyen bir gerçeği daha bize hatırlattı. Buraya barış ve demokrasi getirmeyi planlayanlar zulüm ve gözyaşının yanın insanların organlarını da alıp götürüyorlardı. Elbette bu bir örnek ve eminim görmediğimiz ve bilemediğimiz pek çok yerde bu tür işler yapılıyor. Allah korkusunun kalmadığı yerde her türlü zulüm ve ahlaksızlık yapılabilir. Bu normal karşılanmalıdır.     

Genel adı ile batı tarihten gelen bir husumet ile Müslümanlar’ın ve özellikle de Müslüman Türkler’in gelişmemeleri birbirlerine düşmeleri için ellerinden geleni yapmışlardır. Halen de yapmaktadırlar. Avrupa Birliği için yoğun çalışmalar yaptığımız, hemen her şeyimizi onların kural ve kanunlarına göre ayarladığımız AB işte bu tür insanların torunları ya da çocukları. Unutmayın Afrika’nın siyah tenli insanları hayvanlar gibi gemilere bindirerek pazarlayanlar, sadece Cezayir’de 1.5 milyon Müslüman’ı öldürenler, Kongo’da insanlar kaçmasın diye ellerini kesenler, 16 milyon Amerikan yerlisini sadece 700 askerle katleden hep bu insanlar.  Ve biz bunların ne dün ne de bugün yaptıklarından haberdarız. Umurumuzda da değil. Ama onlar unutmuyorlar. Uyumuyorlar. Kendi ihanetlerini bile soykırım ambalajına sarıp, dünya kamuoyuna sunabiliyorlar. Biz ise susuyoruz. İçimizdeki bazı hainler, dönme ve devşirme bozuntuları ise onlara çanak tutuyor. Bizlere karşı yapılanları iyi öğrenin, asla unutmayın ve yarın sizleri neler bekliyor, ona iyi hazırlanın. 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim