• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Konya -2 °C
  • Anayasa Değişiklik Teklifi Yasalaştı! İşte Yeni Kanunun Getirdikleri
  • Sadık müşteriye ayrıcalık geliyor
  • İçişleri'nden valiliklere kritik 'kargo' uyarısı!
  • Anayasa Değişiklik Teklifi Yasalaştı! İşte Yeni Kanunun Getirdikleri
  • Sadık müşteriye ayrıcalık geliyor
  • İçişleri'nden valiliklere kritik 'kargo' uyarısı!

Umut Üzerine…

Ufuk Karadavut

İnsan umutları ile yaşar. İnsanın kimliğini ve kişiliğini yaptıkları belirler ama umutları yaptıklarına ve yapacaklarına yol gösterir. Aslında umut demek gelecek demektir. İnsan geleceği görmek için yaşıyor. Gelecekteki yapacaklarını ya da şimdiden yaptıklarının gelecekte ne tür oluşumları beraberinde getireceğini öğrenmek için gayret sarf ediyor. Bunu öğrenebilende var öğrenemeyen de. Bir gün, Tanrı insanı yarattıktan sonra insanı insan yapacak olan duyguları da yaratmak istemiş. Başlamış duyguları tek tek yaratmaya. Ancak bakmış ki bu duygular çok yoğun ve oldukça güçlü şeyler, aynı zamanda insanlar henüz bunlara hazır değil. Bunları bir kutuya koymuş ve bir meleğine emanet etmiş. Bu kutuyu ona söyleyinceye dek hiç açmamasını hatta aralayıp bakmamasını söylemiş.

Bir görev için bu meleğin yeryüzüne inmesi gerekmiş. Kutuyu yanında götürmemek için bir başka meleğe teslim etmiş. Teslim ederken de kutuyu kesinlikle açmamasını ve bunun Tanrı’nın bir isteği olduğunu vurgulamış. Hatta Tanrı’nın buna kızacağını da söylemeyi ihmal etmemiş. Ancak, bu melek çok meraklı bir melekmiş. Kutunun açılmaması ısrarına inat iyice meraklanmış. Mutlaka bir şekilde açması gerektiğini düşünmüş. Kendi kendisine ne yapabileceğini düşünmüş. Sonra da kutunun kapağını hafifçe aralayıp bakarsa bir şey olmayacağına karar vermiş. Kutuyu hafifçe aralamış. Melek kutunun kapağını hafifçe aralar aralamaz duygular birden kutudan fırlamış ve birer birer yeryüzüne dağılmaya başlamış. Dağılan duygular insanlar tarafından hemence alınmış. Kimi kızmış, kimi sevinmiş, kimi üzülmüş. Kısaca duygular insanların bünyelerinde farklı şeklerde yer almış. Dünyadaki insanların değiştiğini, birbirlerini sevdiklerini, nefret ettiklerini, öldürdüklerini ya da bazı şeyleri yücelttiklerini gören birinci melek hemence yukarıya çıkmış. Duyguların neredeyse tamamına yakınının kutudan dökülmüş olduğunu görünce bir hışımla ikinci meleğin elinden kutuyu almış ve kapağını kapatmış. Ancak kutunun kapağını kapattığında çok geç kalmış olduğunu anlamış. Kutuda yalnızca bir tane duygu kalmış. O da ‘umut’muş. Bütün duygular zamanından önce de olsa dünyaya inmiş ve insanlar bunları taşımaya başlamışlar. Ancak yalnızca umut’un yarısı inebilmiş. Bu nedenle insanın hayatında umut hep bir var bir de yokmuş.

Yine zamanın birinde, oğlunu kaybetmiş bir kadın üzüntüden kendini alamıyormuş. Geleceğe yönelik bütün umutlarını kaybetmiş. O kadar üzülüyor ve o kadar ağlıyordu ki artık gözyaşları bile akmaz olmuş. Oğlunu yaşama yeniden kazandırma gibi bir şansı yoktu, ama onun acısını azaltacak bir şeyler yapmak istedi. Ne yapacağını bilemediği için, yakınlardaki büyük bir bilgenin yanına gitti. Bilge kişiye durumunu baştan sona anlattı ve ondan yardım istedi. Bilge ona ‘Acını dindirmenin bir tek yolu var. Eğer bana, hayatında hiç acıyı tatmamış bir evden birazcık tuz getirirsen, derdine çare bulurum.’ demiş. Kadın derdine çare bulunacağını umarak büyük bir sevinçle bilgenin yanından ayrılmış. Artık umutlanacağı bir şeyi vardır. O da hiç acı çekmemiş bir aile bulmaktı. Ev ev dolaşmaya başlar. Hangi kapıyı çaldıysa kapıyı açan kişi ne tür açılar çektiklerini anlatır. Sonunda baktı ki, acıyı tatmamış bir ev bulmanın imkanı yoktur. Hatta kendi yaşadığı olaylar kapısını çaldığı bazı ailelerin yaşadıkların yanında konuşmaya dahi değmez nitelikteydi. Bunun üzerine kadın biraz duraksayarak, “Demek ki çatılar ne sıkıntıları örtüyormuş. Bunların ki benimkinden de kötü” diye içinden geçirmiş. Kadın uzun bir süre bu şeklide düşünerek dolaşmış. Nasıl mutlu olabileceğini araştırırken geleceğin daha iyi olacağı ve bunun için bir şeyler yapması gerektiği yönünde umutlanması gerektiğini düşünür. Kendisini asıl üzen şeyin umutsuzluk olduğunu anlamıştır. Umutlarını yenilemek ve onları geleceğe taşıyarak daha iyi bir gelecek hazırlayabileceğini düşünür. Sonunda kararını verir. Bundan sonraki yaşamında insanlar yardım etmekle meşgul olacaktır. Umutları tükenmiş insanları yeniden umutlandırmaya gayret göstermeye adar kendisini. Artık o günden sonra kadın, başka insanların dertleriyle öyle meşgul oldu ki, kendi acısını dahi unutmuştu. Böylece acı da hayatından uzaklaştı.

Unutulmaması gereken umutsuz bir insanın olmadığıdır. Ama diğer unutulmaması gereken şeyde her insanın kendisine göre küçük ya da büyük acılar çektiğidir. Bunun küçüklüğüne ya da büyüklüğüne bizler karar veremeyiz. Ama bu acıları umutlarımızla ortadan kaldırabiliriz. Umut aynı zamanda inançlarımızı da güçlendirecektir. İnancı güçlü olanlar ise hayatı daha anlamlı yaşarlar.            

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim