• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • Konya 14 °C
  • İkinci el araçta "kilometre" oyununa son
  • FETÖ şüphelisi örgüt tarafından "tehdit" edilmiş
  • "Adil Öksüz 2009'da örgüt için benden para istedi"
  • İkinci el araçta "kilometre" oyununa son
  • FETÖ şüphelisi örgüt tarafından "tehdit" edilmiş
  • "Adil Öksüz 2009'da örgüt için benden para istedi"

Ümmetin derdiyle dertlenmek...

Doç. Dr. Murat Kayacan

Ümmetin derdiyle dertlenmek Haricilik mi?

Geçtiğimiz hafta BİLKAD’ın söyleşilerinin konuğu Sait Şimşek Bey, program moderatörü de F. Ahmet Polat Bey idi. Polat, İslâm ümmetinin problemlerine “yol gösterici” (hidayet) olan Kur'an ile çözüm üretme cehdindeki içtimai tefsir ekolüne, “çağdaş Harici” yakıştırması yapıldığını ve Şimşek’in bu konuda ne düşündüğünü sordu. Şimşek, bunun abartılı bir yaklaşım olduğunu söyleyerek, soruya Ebu Hanife hakkında verdiği “erbabınca malum” birkaç bilgiyle cevap verdi. Şimşek’e göre pekâlâ devlette görev almayı reddeden ve İslâm hükümlerinin uygulanmadığı yerin Daru’l-Harp olduğunu söyleyen Ebu Hanife’ye de Harici benzetmesi yapılabilirdi. Ben de bunun üzerine Ebu Hanife’nin ve Hanefîliğin “nadiren gündeme gelen” diğer yönlerini öğrenme niyetiyle biraz kitap karıştırdım.

İranlı veya Türk olduğu söylenen Ebu Hanife, Kûfe'de (80/150 - 700/767) doğdu. Yetiştiği Kûfe şehri ve bütün Irak bölgesi İslâmî olan ve olmayan birçok düşüncenin, itikâdî fırkaların bulunduğu, itikatla ilgili ateşli tartışmaların yapıldığı rey ehlinin yerleştiği bir yerdi. O hiçbir fırkaya bağlanmadan aktif bir şekilde olmasa da döneminin siyasî hareketlerine katıldı. Hayatının bir bölümü Emeviler’in, bir bölümü de Abbasîler’in hâkimiyetinde geçti. Her iki dönemde de siyasal iktidara karşıydı. Derslerinde fırsat buldukça iktidarı tenkit etti. Her iki siyasal iktidar da ondan şüphelendi. Ancak onu kendi taraflarına çekmek, halk nezdindeki itibarından yararlanmak için kendisine kadılık görevini teklif etmekten de geri durmadılar. Ne var ki imamın cevabı hep olumsuzdu.

Ebu Hanife, Abbasî yönetimi ile hiçbir zaman uzlaşmadı. Ticaretten kazandığı helal rızkla ilmini destekledi. Hatta o, Zeyd b. Ali'nin imamlığına zımnen biat etmişti ve onun için şöyle diyordu: "Zeyd'in çıkışı (Hişâm b. Abdülmelik'e isyanını kastediyor.) Rasûlullah'ın Bedir günündeki çıkışına benziyor. " Ebu Hanife, İmam Zeyd'e on bin dirhem yardımda bulunmuş ve elçisine: “Benim özrümü ona anlat” demişti.

Hz. Ali'nin torunlarından Muhammed en-Nefsü'z-Zekiye ile kardeşi İbrahim'in Abbasîlere isyan etmeleri ve şehit olmaları karşısında Ebu Hanife Irak'ta, İmam Mâlik Medine'de açıkça iktidarı eleştirmişler, bu yüzden ikisi de kırbaçlatılmış, işkence görmüş ve hapsedilmişlerdi. Ebu Hanife’nin suçu (!) alenen halkı Ehl-i Beyt'e yardıma çağırmaktı. Her gün hapiste ona başkadı olması teklifi yapıldı, o her defasında reddetti, böylece sonunda şehit edildi. Ebu Hanife'nin cenaze namazına halife Ebu Mansur dahil elli bin kişi katıldı.

Bugünden bakıldığında Ebu Hanife’nin İslâm ülkesi (Daru’l-İslâm) ve  “küfür rejimi” veya “Müslümanlarla savaş halinde olan ülke tanımı” (Daru-l-Harp) oldukça radikal unsurlar içeriyordu. Ona göre, bir İslam ülkesinin darü'l-harbe dönüşmesi için üç şart vardı: 1- Darü'l-Harb ile bitişik olması. 2- İçinde İslam ahkâmının tatbik edilmemesi. 3- Halkının emniyet ve güvenliklerinin kalmaması. Ebu Hanife İslâm hükümlerinin hâkim olmadığı bir ülkeye (Dârü'l-Harb'e) izinli giren bir Müslüman’ın faiz almasını da câiz görürdü. Çünkü ona göre orada İslâmî hükümler tatbik edilmediğinden, Müslüman’ın düşman rızasıyla onların mallarını alması caizdi.

Bu bilgiler dikkate alındığında Ebu Hanife’yi de dini siyasallaştırmakla (Sanki dinin siyasal yönü yokmuş gibi!) ve Haricilikle, hatta “haramı helal kılmakla” suçlamak neden mümkün olmasın? En iyisi mi, biz gerek uzak gerekse yakın tarihimizdeki öncü kimseleri okurken yakıştırmalardan uzak duralım ve onların vahye uygun yorumlarından faydalanalım. Değerlendirmelerimizin temellerini sevdiklerimize ve uzak durduklarımıza göre ayrı ayrı işleme koyup, adaletten uzaklaşmayalım. İster Harici veya Mutezili, ister Selefi veya Şii olsun, Müslüman olduğunu söyleyen herkes ile doğrular üzerinde birlikte hareket edelim. Yanlışlarımızı da “medeni ölçüler” içinde dile getirip düzeltmeye çalışalım. Başka türlü bir avuç Siyonist’in peşine takılıp giden Ehl-i Salib’in savletini kırmak mümkün mü?

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim