• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Konya 0 °C
  • Anayasa Değişiklik Teklifi Yasalaştı! İşte Yeni Kanunun Getirdikleri
  • Sadık müşteriye ayrıcalık geliyor
  • İçişleri'nden valiliklere kritik 'kargo' uyarısı!
  • Anayasa Değişiklik Teklifi Yasalaştı! İşte Yeni Kanunun Getirdikleri
  • Sadık müşteriye ayrıcalık geliyor
  • İçişleri'nden valiliklere kritik 'kargo' uyarısı!

Ülkeler şehirler ve insan suratları…

Mustafa Yiğit

Üç defa Avrupa seyahatinde bulundum. Yaklaşık 28 ülke, 40’ın üzerinde şehir gördüm. Avrupa ülkeleri ve Türkiye karşılaştırmasını etraflıca yapacak kadar uzun süreli seyahatler olmasa da aşağı yukarı bir kanı oluştu kafamda. 

“Avrupalıların bizden en bariz farkı neydi?”  diye soracak olursanız ilk aklıma gelen şehirlerine sahip çıkmalarıydı. Evet şehirlerini ranta, soyguna, rezidanslara, AVM’lere teslim etmemişler.

Her şehirde muhakkak bir “Old Town” var.  Yani eski şehir. 

Yeni bir şey yapmışlarsa eski şehre değil yeni kurulan şehre yapmışlar, eski şehrin siluetini bozmamışlar, hiçbir şekilde dokunmamışlar Avrupalılar.  

Hem de bizden farklı olarak dünyanın gördüğü en büyük dünya savaşı olan II. Dünya savaşını, toplu tüfekli tanklı, uçaklı saldırıları görmelerine rağmen şehirlerini yaşatmışlar, eskiyi korumuşlar..

Bu şehirlerin bize anlattığı şey, tarihi, kültürel dokusunu tıpkı 16.-17. yüzyıldaymışçasına korumuş olduğu Avrupalıların. 

Bir çivi dahi çaktırmamışlar rant canavarlarına… 

Verona, Roma, Venedik, Monaco, Paris, Amsterdam, Brüksel, Poznan, Belgrad, Zagrep, Barceolona, Üsküp  ve gittiğim  pek çok şehirde bunu gördüm. Şehirler tarihten günümüze kalan pek çok eski yapılarıyla hala dimdik ayakta. Ne bir gökdelen görüyorsunuz bu eski şehirlerde ne de şehre kabus gibi çökmüş AVM’ler…

Ve aklıma belki de en eski şehirlerimizden biri geliyor o an. İstanbul bizim değil belki de dünyanın en eski şehirlerinden biri...

Nasıl hunharca  saldırdık bu kadim şehrin can damarlarına…

500 yıllık camilerin önüne dikilen rezidanslar, AVM’ler… Yeni rant alanları oluşturmak için yakılan köşkler yalılar…

Bırakın bu şehri  yaşatmayı, geçmişi yakıp yıkmışız, döküp kırmışız sırf birkaç müteahhit rant elde etsin diye…  Adeta gökdelenler şehrine dönüşmüş İstanbul..

Ve yine aklıma deli sorular geliyor…

Bundan beşyüzyıl sonra birileri Türkiye’ye gelse burada hangi milletin yaşadığını bilebilirler mi diye? 

Roma’ya, Paris’e ne bileyim Moskova’ya gelseler bilirler, burada kimlerin yaşadığını, hangi medeniyetin neşet ettiğini yapılarından, köprülerinden, kiliselerinden, kalelerinden…

Ama İstanbul’a, Konya’ya, İzmir’e ya da Çankırı’ya gelse ne görürler…Camilerin dışında burada Türk ve Müslüman bir toplumun yaşadığına dair hangi emareler vardır?

Birbirinden kötü TOKİ evleri sizce bizim hangi milletten olduğumuzu anlatabilir mi?

Miami’deki lüks rezidansların kopyalarını İstanbul’da Ankara’da görünce burada sizce hangi toplumun yaşadığını düşünürler?

Ve tabii Avrupa’yla Türkiye arasındaki bir başka fark… İnsan suratları..

En soğuk Avrupa şehirlerinin sokaklarında caddelerinde gezen insanların bile yüzlerinde gülücükler var…Kimse somurtmuyor, size gülümsüyor…

Ya Türkiye…Çıkın şöyle bir sokaklara caddelere bakın, insanlarınızın suretlerine…

Bir tane gülen yüz görebilir misiniz, bir tane gözünde ışık olan göz?…

Toplumların mutlulukları büyüklükleri yalnızca kamu yapılarının büyüklüğünden değil,  sokaklarında gezen insanların suretlerinde gizlidir… 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim