• BIST 82.363
  • Altın 147,033
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • Konya -3 °C
  • Himmet toplantısı 'havuz' himmet parası 'tereyağı'
  • 'Akaryakıt fiyatlarındaki hızlı artışın sebebi...'
  • Raid Salah serbest bırakıldı
  • Himmet toplantısı 'havuz' himmet parası 'tereyağı'
  • 'Akaryakıt fiyatlarındaki hızlı artışın sebebi...'
  • Raid Salah serbest bırakıldı

Türkiye’yi İzlemek Zor İş-1

Ufuk Karadavut

Türkiye’de her şey o kadar hızlı değişiyor ki, artık olanları izlemek, olanlar hakkında değerlendirmeler yapmak imkanımız da olmuyor. Her gün yeni bir gelişme oluyor ve bu da yeni bir konu demek. Ancak yaşanan bu gelişmelerin büyük kısmı bizimle ilgili olsa da bizden kaynaklanan değil, aksine dışarıdan zorlamalarla yaratılan sorunlar. Sorunların çözümü konusunda, ya da hafifletilmesi konusunda yapılanlar ya da yapılmak istenenler bugüne kadar oldukça yetersiz kaldı. Aslında bunları hafifletmek için bir şeyler yapılmak istendi mi onu dahi tam bilemiyoruz. Ama birileri bu sorunların hafifletilmesi ya da tamamen ortadan kaldırılmasına yönelik bütün gayretlerin sarf edildiğini vurguluyorlar.

Sorunların neler olduğu konusunda kısa bilgi vermek gerekirse şunları ifade edebiliriz: Bütün dünyayı bölmüş ve sömürgeleştirmiş olan Avrupa açıkça Türkiye’yi de bölmeye çalışıyor. AB yasaları ile birkaç devletin ya da en azından özerk bölgelerin oluşumunu destekliyor. Özgürlüklerin genişletilmesi ve insan hakları adı altında kendi ülkelerinde dahi olmayan pek çok uygulanmayı Türkiye’de görmek istiyorlar.

Bütün dünyayı bölmekle meşhur Avrupa Türkiye’nin yerinde müdahalesi ile huzura kavuşmuş olan Kıbrıs’ı birleştirmeye uğraşıyor. İki devlet şu anda olabildiğince huzurlu iken, birleştirerek tekrar eski huzursuzlukların yaşanmasını istiyor. Bunun sebebini açıklama konusunda da oldukça yetersiz açıklamalar var. Asıl amaç belli. Zaman içerisinde Girit’te yaptıkları gibi adayı Türksüzleştirerek Rumlara vermek.

Her ne hikmetse, barış ve demokrasi getirmek için girilen hemen her yerde kan ve gözyaşı hakim. Bu da genel olarak ülkemizin de içerisinde bulunduğu coğrafya ağırlıklı. Elbette coğrafyamızda olan değişimler bizi de doğrudan etkileyecektir ve etkilemektedir de. Afganistan, Bosna, Irak ve Filistin gibi pek çok yerde barış adına, demokrasi adına kan dökülüyor. Bu bölgeler ülkemiz ile kan ve kültür bağlarının yoğun olduğu alanlar. Eminin bazı zengin Arap züppeleri dışında bütün Arap dünyası ve özellikle de Filistinliler Osmanlı’yı arıyordur.

Türkiye AB macerasına başladı başlayalı AB’nin ciddi ya da gayrı ciddi bütün kurum ve kuruluşları tarafından adeta taciz ediliyor. Daha da ötesi AB giriş süreci istismar ediliyor. Normalin çok üzerinde ve hatta bazı kişisel isteklerin dahi yapıldığı ifade ediliyor. Bu talepler artık açık bir şekilde yapılmaktadır. Türkiye’den ne yapılması gerektiği açıkça belirtilirken, bunları yaptığı taktirde Türkiye’ye neler olacağı konusu karanlık bırakılmaktadır. Ama ‘Biz size öneriyorsak yapmak zorundasınız. Aksi taktirde AB’ye giremezsiniz’ dendiği zaman hemen her şey yapılıyor. Ülkemiz gittikçe kendi şartlarına ve konumuna uymayan kanunları ve reform paketlerini kabule zorlanıyor. Tıpkı Osmanlı Devletinin son zamanlarında baskılar sonucu çıkartılan fermanlar gibi. Elbette yapılanlarda ülkemizi ve ülkede yaşayanları doğrudan etkiliyor. Baksanıza alenen Diyarbakır ikinci başkent ilan edilmiş gibi. Yurt dışından gelen yetkililer önce Ankara’yı sonra ise Diyarbakır’ı ziyaret eder oldular. Hatta bazıları Ankara’ya dahi uğraman doğrudan Diyarbakır’a gidiyorlar. Bu adı açıklanmamış bir ikinci başkent tanımlamasıdır. İkinci başkent demek ikinci bir devlet demektir.

Toplum içerisindeki dini inanışlar bilinçli bir şekilde bozulmuş, adeta hallaç pamuğu gibi yerlere serilmiştir. İnsanlar bir şeylere inanıyorlar ama aslında neye inandıklarını tam bilemez oldular. Din aslında tam bir bütünleştirici kavram olması gerekirken, neredeyse bölücü bir kavrammış gibi gösterilmeye başlandı. Dil birliğimiz ise can çekişmekte. Ana dilin konuşulması yada kültürel haklar gibi kavramlarla Türkçe adeta toplumdan dışlanmıştır. Şu an aslında insanlar sadece anlaşabiliyorlar. Ama Tam olarak Türkçe konuşmuyorlar. Yabancı kelime sayısı o kadar fazla ki bunları tespit etme imkanımız zor. Her geçen gün yeni kelimeler ekleniyor. Birbirini anlamayan ya da yanlış anlayan insanların sayıları artıyor. Bunun temel sebebi de yabancı kelime ve kavramlara verilen yanlış ve yanlı anlamlardır. Mesela bir ‘Laiklik’ kavramının daha tam çözümlemesi yapılamamıştır. Yıllardır tartışılır ve eminim tartışılmaya da devam edilecektir. Bu gün iyi kötü analaşanlar yarın belki de hiç analaşmayacaklar.

Türkiye büyük bir suç cennetine dönüşmüş durumda. Açıkça bölücülük yapanlara insan hakları adı altında dokunulamıyor, hırsızlık gasp, çetecilik, dolandırıcılık almış başını gidiyor. Şunun araştırılmasını çok isterdim. Acaba suçların artmasında, suçlulara yeterli ve gerekli cezaların verilememesinde AB kanunlarının ne derece etkisi var. Onlar isteyip de çıkardığımız kanunlar bu oranları ne derece etkiledi. Bunu dahi izleyemiyoruz…

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim