• BIST 83.217
  • Altın 147,255
  • Dolar 3,7734
  • Euro 4,0515
  • Konya -5 °C
  • Çok kritik uyarı! Günlerce yağacak
  • İşte AK Parti'nin referandum sloganı
  • Şamil Tayyar'dan, Fatin Dağıstanlı ve Tamer Korkmaz  için "Kripto FETÖ'cü"nitelemesi
  • Çok kritik uyarı! Günlerce yağacak
  • İşte AK Parti'nin referandum sloganı
  • Şamil Tayyar'dan, Fatin Dağıstanlı ve Tamer Korkmaz  için "Kripto FETÖ'cü"nitelemesi

Türkiye’nin Dostları

Ufuk Karadavut
Türkiye’nin oldukça çok dostu (!) var. Öyle ki, hemen her gün Türkiye’nin aleyhine bir şeyler oluyor. Bu oluşumlar da Türkiye’nin dostlarının katkısıyla ya da dostlarının sayesinde oluyor. Dostlarımız ülkemizdeki hemen her şeyle oldukça yakından ilgileniyorlar. Ülke içerisinde yaşayan insanlarımızın rahatı, huzuru, güvenliği, ekonomisinin düzlüğe çıkması için ellerinden geleni yapıyorlar. Daha da ilerisi, ülke yönetiminin daha kolay olması için küçük parçalara bölünmesini dahi destekliyorlar. Ülke birkaç devlete ayrılırsa sorunların da azalacağını düşünüyorlar. Sağ olsunlar, dostlarımız bizim için hemen her şeyi düşünüyor. Düşüncelerini de uygulamaya koymak için ellerinden geleni yapıyorlar. Ülke içinde sayıları onlarla ya da yüzlerle ifade edilen toplulukları dahi tahrik ederek bu insanların bile devlet olmasa bile özerklik istemeleri konusunda yoğun propagandası da yapabiliyorlar.Bizim dostlarımız gerçekten bizleri çok seviyor (!) ve değer veriyorlar (!). Bizi bizden çok düşünüyor. Çünkü biz var oldukça, direndikçe, inandıkça, düşündükçe, sevgili dostlarımızın istedikleri işleri rahatlıkla yapma imkanları azalmaktadır. Geleceğimiz konusunda fazla tereddüt etmemize de gerek yok. Türkiye’nin geleceği konusunda da gerçekten güzel düşünceleri var. Brüksel zirvesinin sonuç bildirgesinin 23. maddesini okursanız ne demek istediğimi daha iyi anlayabilirsiniz. Dostlarımızı (!) tanıyoruz. Bize karşı nasıl tutum içerisinde olduklarını biliyoruz. Zaten kendileri de bunu açıkça dile getirmekten çekinmiyorlar. Ancak bizi asıl şaşırtan bunların ülke içerisindeki işbirlikçileridir. En tehlikelileri de bunlar zaten. Bunların ne oldukları, nasıl çalıştıkları ve ülkemizin menfaatleri konusundaki endişeleri tam olarak belli değil. Fakat, ‘Ayinesi iştir kişinin’ sözü gereği yaptıklarından ve söylediklerinden ne olduklarını ve nerede durduklarını yaklaşık olarak tahmin etme imkanımız bulunmakta.Türkiye’nin içeride ve dışarıda ne kadar dostu (!) ve seveni(!) varken, bizler bu ülkede yaşayan insanlar, bu ülkenin insanları, bu ülkenin sahibi olduğumuzu söyleyen insanlar, bu ülkeyi ne kadar seviyor, bu ülkeyi ne kadar düşünüyor. Kendi kendimize bu soruları sormamız ve cevaplarını verebilmemiz gerekmekte. Eğer verdiğimiz cevap ‘Evet ben bu ülkeyi seviyorum’ ise elinizden geleni yapın. Eğer verdiğiniz cevap bu değilse yapacak ve söyleyecek bir şeyimizde yok. Bu ülkenin birliği, dirliği için yalnızda ‘bu ülkeyi seviyoruz’ demek yeterli mi? Bu ülke için fedakarlık yapabilir misiniz. Ya da fedakarlık istense yapabilir misiniz? Ama bunların gönlünüzün derinliklerindeki ses ile cevaplayınız.Şöyle bir fikir dalgası yaratalım ve düşünelim, Türkiye bugün yolsuzluklardan dolayı dünyanın önde gelen ilk üç ülkesinden birisi. Bu konumda kalmaya da oldukça kararlı olduğumuz gözüküyor. En alttakiler imkanları ölçüsünde az yolsuzluk yapabilirken, üsttekiler çok miktarda alıp götürebiliyorlar. Bankaların içlerini boşaltanlar, devleti soyanlar, bunlara göz yumanlar uzaydan gelmedi. Bu ülkenin insanları. Senin, benim ya da onun tanıdığı ya da akrabası, kardeşi, ağabeyi vs. Hırsızlık kap-kaç olayları aldı başını gidiyor. En son yayınlanan Emniyet’in raporuna göre bu tür olayların nerelere doğru gittiği açıkça görülüyor. Bu konuda verilen cezalard a zaten caydırıcı olmaktan çıktığı için bu tür insanların sayısı organize bir şekilde artış gösteriyor. Geçenlerde televizyonda haberleri dinlerken bir kap-kaççıyı yakaladılar. ‘Pişman mısın?’ diye soruyorlar. O kişide ‘neden pişman olayım bu benim mesleğim’ diyor. Bu kişi daha önce bu suçtan 26 kez yakalanmış ve ceza almış. Gerisini siz düşünün.Kabadayılık, külhanbeylik, şehir eşkıyalığı, serserilik, züppelik kısaca edepsizlik oldukça hızlı bir artış gösteriyor. Dün gazetede ‘Ataköy de sokağa çıkamıyoruz’ diye bağıran insanların yazısını okuyunca işin ciddiyetinin ve vahametinin nerelere vardığını görebiliyoruz. Bunlara ek olarak fuhuş, cinayetler, alkol alışkanlığı, uyuşturucu alımının ilkokullara inmesi de ayrıca üzerinde ciddiyetle durulması gerekli konular.Bu söylediklerimizin üzerine düşününce pek çok şey ekleme imkanımız olacaktır. Ama eminim ki, hemen hepsi iyi şeyle olmayacaktır. Bu böyle sürüp gidecek mi? Bu işleri yapanların hepsi bu ülkede yaşayan bu ülkenin çocukları. Yani büyük çoğunluğu ‘bizden’ birileri. O halde şu soruyu yenileyelim: ‘Bizler bu ülkeyi gerçekten seviyor muyuz?’ Yoksa yalnızca sözde mi seviyoruz. Ülkesini seven insanlar bu tür işleri nasıl gönül rahatlığı ile yapabilir? Bu ülkeyi seven ve ısrarla sevdiğini vurgulayan siyasilerimizin de bu konuda kararlılık göstermelerini beklemek, bütün vatansever insanların bir hakkıdır.Yarın bir gün, Allah göstermesin, ama ülke elimizden gittiğinde ‘Biz bu ülkeyi çok seviyorduk’ demenin de bir anlamı ve önemi kalmayacaktır.
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim