• BIST 109.371
  • Altın 153,120
  • Dolar 3,8294
  • Euro 4,5101
  • Konya 8 °C
  • Nazlı Ilıcak: FETÖ'nün 17/25 Aralık'ta terör örgütü olduğunu anlamadım
  • "Asgari ücret 2 bin 300 lira olmalı!"
  • Savcıdan Nazlı Ilıcak ve Altan kardeşler için ağırlaştırılmış müebbet talebi!
  • Nazlı Ilıcak: FETÖ'nün 17/25 Aralık'ta terör örgütü olduğunu anlamadım
  • "Asgari ücret 2 bin 300 lira olmalı!"
  • Savcıdan Nazlı Ilıcak ve Altan kardeşler için ağırlaştırılmış müebbet talebi!

Türkiye’de İslâmcılığın Kökleri

Doç. Dr. Murat Kayacan

Haksöz dergisi yazarlarından Hamza Türkmen’in yazımızın başlığıyla aynı adlı kitabı Ekin Yayınları’ndan çıktı. Kitap, Kur'an merkezli bilinç düzeyini yükseltme ve vahyi değerleri sosyalleştirme çabalarını “içeriden” ele alan bir çalışma olması açısından önemli. Aksi takdirde konu, “öteki”nin insafına kalıyor ve o zaman da karşımıza nesnellikten uzak saptamalar, saptırılmış kavramlar ve Batılı mefhumlar çıkıyor.

Eserde, Osmanlı’dan devralınan İslâm kültürünü “beyaz”, Türkiye Cumhuriyeti dönemindekini ise “siyah” görme kolaycılığına gidilmediği açık. “Köklerimizde ıslah veya öze dönüş hareketinin derinliği var.” denilerek, bu köklerin “İslâm’a salt bir tarz-ı siyaset olarak yaklaşma pragmatizminden koruyucu bir nitelik” taşıdığı belirtilmekte.

Türkmen, Kur'an’ın hükümlerinin tarihselliğini vurgulayan ve Kur'an meallerinde daha tutarlı bir iç dizaynın, yeniden yapılacak bir düzenleme ile sağlanabileceğini öne süren Ömer Özsoy’un yaklaşımını “Bu yaklaşım Kur'an-ı Kerim’i İznik Konsili’nde belirlenen İncil konumuna düşüren bir densizliktir.” cümlesiyle dışlamakta.

Kitapta, korunmuş olan Kur'an’ın evrensel mesajına tabi olanların “Allah ve Rasulü bir şeye hükmettiği zaman, inanan erkek ve kadına hiçbir muhayyerlik yoktur.” (Ahzab, 33: 36) ayetinin bağlayıcılığına uygun hareket eden kimseler olduğu vurgulanmakta.

Yazar, Battal Gazi ve Danişmentlilerin; fetih yoluyla değil, tebliğ, eğitim, diyalog ve yardım yoluyla bulundukları bölgenin halklarını İslâmlaştırma çabalarını “tarihimizin ışık veren meşaleleri” şeklinde takdim etmekte.

Türkmen, “Bin yıllık tarih” şeklindeki, dindarlığa sinmiş milliyetçi söylemi de şöyle tenkit ediyor: “Bizim tarihimiz ‘bu toprakların çocukları’ ile değil, ‘bu ümmetin çocukları’ ile başlar. Zira toprak tartışması izafidir. Ama sürekliliği olan, yaşanması ve yaşatılması gereken tevhidi değerler ise, hayat soluğumuzdur.”

Eserde modernleşme ile Batılılaşma arasındaki farka da işaret edilmekte. Modernleşmenin, Batılılaşma teorilerine göre daha az rahatsız edici bir kavram olduğuna, ilkinde “teknoloji ve endüstri düzeyini yakalama hedefinin”, ikincisinde ise Batılılaşma adayı olanları/görülenleri kültürel olarak geri kabul etme imajının ön plana çıktığına dikkat çekilmekte. Batı’nın neresi olduğu konusunda Türkmen’in yaklaşımı şöyle: “Bugün kapitalist üretim ve tüketim süreçlerinin hakim olduğu tüm sistemlere Batı denmektedir. Bu nedenle artık Batı, çok daha geniş bir coğrafyadır.”

Türkmen; İslâm dünyasındaki gelenekçi tutumların iç, modernist tutumların ise dış hastalıklara tekabül ettiğini ve Müslümanların ıslah görevinin, günümüz kullanımıyla devrimci bir bilinç ve devrimci bir eylem olduğunu söylemekte. Yani bir bakıma devrimciliği, ıslahatçılıkla eşitlemekte.

Yazarımız, İslâmcılık kavramını tanımlanırken, şu üç konunun dışarıda bırakılamayacağını vurgulamakta:

  1. Algılayış farklılıklarına rağmen İslâmi kimliğe aidiyetin önceliği.
  2. Müslümanlar adına ötekinin veya hasmın belirtilmesi.
  3. Kısa veya uzun vadede toplumsal inkılâba ve iktidara yönelme azmi.

Kitapta, İslâm’ı ve İslâmi kültürü bir alt şube halinde Batılı kurum ve oluşumlara eklemlemek isteyenlerle (İslâm’ı, ulusun/”milletin” bileşenlerinin bir öğesi durumuna düşürenlerle) birlikte mesai tutan veya paralelleşen İslâmcılık eleştirilerinin, güven verici olmadığı ifade edilmekte.

Türkmen, İslâm kültürünü üretilmiş olan zaaflardan arındırmaya çalışan her ıslah çabasını, İslâm’ı korumak adına, “din”e aykırılıkla suçlamayı, mümessillerine bir kulp takmayı “sığ, hakkaniyet ölçüsü gelişmemiş ve özeleştirisini yapmaktan aciz kişi ve çevrelerin” genelde spekülatif kurguları olarak görmekte. “Ancak İslâmcılığın tartışılmaz bir olgu olduğu da savunulmamalı.” diyen yazar, adil ve ölçülü bir İslâmcılık eleştirisini, daha sahih bir anlayışa ve istikamete imkân sağladığı sürece gayet faydalı bulmakta. Türkmen’in ifadesiyle, “çıkar amaçlı İslâmcılık” ile “din temelli İslâmcılık”ı aynı kategoride görme yanlışına düşmemek gerek.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
ömer özkaya
23 Temmuz 2008 Çarşamba 00:43
Türkiye'de İslamcılığın Kökleri
öncelikle Hamza Türkmen Bey'e ve Kİtabı değerlendiren Murat Kayacan Bey'e Böylesine anlamlı bir konuyu gündeme taşıdıkları için Teşekkürler.kitabın değerlendirmesinden de anlaşıldığı üzere okuyucu kitapta, kitabın başlık anlamından öte bir derinlik bulacaktır.Kitapta islam ümmetindeki tevhid akidesinim kırılma noktaları tahlil edilmiş ve Türkiyede tevhide yöneliş çalışmalarına ışık tutulmaya çalışılmıştır.
85.110.86.29
a.b
19 Temmuz 2008 Cumartesi 21:23
"emirhan" kimsin sen yav?
gerçekten kimsin? bu kadar mantıksız bir yorum nasıl yaptın? put olan kim ki kitap putları kırsın?oku oku çok oku.. eeeee tabii ki anlayarak....
88.232.188.183
piroğlu
19 Temmuz 2008 Cumartesi 13:48
kitap
Hamza Türkmen Bey soyisminden de utanmadan bu ülkenin milletinin din adına sahiplendiği ne varsa,
onlara savaş açarak tevhidi bilinçlenmenin sağlanacağını öne sürmüş neredeyse. Buna bu günlerde hurafeleri ayıklama mı diyorlar ne? Tevhidi biliçlenme, inkilabi müslüman ne demek onlar da ayrı konu. Vatan, millet, bayrak gibi kelimeleri ağza almak zinhar yasak. Bu topraklarla sahih bir bağ kurmakta ne demekmiş? Ümmet, tevhidi biliçlenme gibi içi boş(maalesef en çok dillerine dolayanlar tarafından da asla doldurulamayacak olan) kavramlarımız var ya nasıl olsa. Onlara sarılır muğlak ve rahat uykular uyuruz. Üstüne bir de evrensel iddialarımız olur. Haliyle meselesi Türkiye ve milletin selameti olan herkesi de sağcı ilan edebiliriz.
88.254.251.11
atilla
17 Temmuz 2008 Perşembe 14:11
Türkiye ve Tevhid mücadelesi
"Türkiye'de İslamcılığın Kökleri" kitabını çok değerli arkadaşlarla yorumlamaya çalıştık."Tevhidi mücadelenin, zaman içerisindeki yolculuğunda Türkiye nerede?" konusu üzernde uzunca durduk. Hamza Türkmen'in bu eseri, bizim yıllardır, dağınık da olsa ,ele almaya çalıştığımız Tevhidi Mücadelenin gelişimini, sistematiğe bağlamış bir çalışması olarak gördüm. Bu açıdan da çok faydalandığımı söylemem gerek.
78.168.101.69
emirhan
17 Temmuz 2008 Perşembe 11:40
tevhidî yaklaşım
Bu kitabın ikonoklast(putkırıcı) bir muhtevası olduğunu düşünüyorum öncelikle.İslamcılığın verili olana eklemlenmesinin şiddetle karşısında olan yazar tek tek her müslümanın yaşadığı her olayda sahih olanın izini sürmesi gerektiğinin ihtarını yapıyor.Temel sorunsalımız şu:Biz İslam'ın neresindeyiz."O" bizim için ne ifade ediyor?
85.110.145.77
Bilge Barbar
17 Temmuz 2008 Perşembe 10:11
monolog, diyalog, trilog
2 tercihimiz varmış: 1) Gayrı milli, ütopik, universal, maneviyatsız, tutamaksız, istikametsiz bir İslam telakkisi, 2) Fethullah Gülen modeli islam telakkisi
Sonuç: Gâvurların işini kolaylaştıralım da, İslamı nasıl anlarsak anlayalım. Ha unutmadan... Fetih de yasak(!)
85.105.205.138
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim