• BIST 83.067
  • Altın 146,783
  • Dolar 3,7897
  • Euro 4,0443
  • Konya 0 °C
  • İçişleri'nden valiliklere kritik 'kargo' uyarısı!
  • Hakan Şükür'ün istifa mektubunu bakın kim yazmış!
  • FETÖ'nün yeni rüyası! Bu kez iyice uçtular
  • İçişleri'nden valiliklere kritik 'kargo' uyarısı!
  • Hakan Şükür'ün istifa mektubunu bakın kim yazmış!
  • FETÖ'nün yeni rüyası! Bu kez iyice uçtular

Türkiye Üzerine Düşünceler

Ufuk Karadavut

Türkiye AB’yi bir devlet politikası olarak benimsediği günden bu yana ciddi anlamda sıkıntılar yaşamaktadır. Bu sıkıntılar ülkenin gelişmesi ve kendine gelip silkinmesini engelleyici bir noktaya varmıştır. Bunların başında ‘sosyal çözülme’ gelmektedir. Ülkede yaşayan insanlar tam bir belirsizlik ve bilinmezlik içerisinde yaşamaya başlamışlardır. Halk sorunlarının çözüldüğünü değil de aksine yeni ve daha büyük sorunların geldiğini öğrendiği için tam bir umutsuzluk içerisine sürüklenmektedir. Her gelen yönetim her ne kadar bir şeyler yapsa da halk politikaya politikacılara ve aslında devlete yabancılaşmaktadır. Devlete karşı halkta görülecek soğukluk zaman içerisinde devlete sahip çıkılmamasına sebep olur. Bu ise bir devletin sonu anlamına gelmektedir. Devlete güvenin azalması ile halkın içinden bazıları sorunlarını kendileri çözmek istemekte ve sonuçta ise mafya artmakta, çeteleşme olmakta, ekonomik zorluk içindeki insanlar değişik ahlak dışı işler yapmaya zorlanmakta, kolay para kazanma hırsı ile her türlü gayri ahlaki ve gayri insani işler mübah sayılır olmaktadır.

Bir diğer sorun da ülkenin sahip olduğu değerler ile daha sonra empoze edilmek istene kültürün zıtlığıdır. Türkiye Cumhuriyeti binlerce yıllık bir Türk kültür ve geleneğinin devamıdır. Bu zenginlik varlığının da temellerini oluşturmaktadır. Ancak son yıllarda bu temeller bırakılarak AB’nin temellerini oluşturan başka kültür ve inançların ülkemize getirilmesine çalışılmaktadır. Bir yanda binlerce yıllık Türk-İslam kültürü ve medeniyeti varken, bir yanda da temelini Türk-İslam düşmanlığı üzerine temellendirilmiş bir kültür vardır.  Maalesef istediğimiz ya da devlet politikası olarak sunulan şey AB kültürünün ülkemize hakim olmasıdır. Bu konuda sıkıntı içerisine düşen insanlarımız kendilerini koruyabilmek amacıyla farklı oluşumlara katılmakta ya da yeni oluşumlar geliştirmektedirler. Ancak pek çoğu zaman içerisinde asıl görevini unutarak günün şartlarına uyum sağlamıştır. Bir anlamda yok olmuş yasa sistemin piyonu olmuşlardır. Kısaca şunu söyleyebiliriz; Ülkemizde alt yapı ile getirilmek istenen üst yapı birbirine uymamaktadır. Bu da ciddi anlamda hem sosyal hem de kültürel sorunlar yaşanmasın neden olmaktadır.

Aklım erdi ereli ülkemi ülkemiz zor günler geçirir. Hemen her gelen hükümet bu tür ifadeleri kullanmıştır. Halen de kullanmaya devam etmektedirler. Ancak ne olumlu yönde bir gelişme nede iyileşme vardır. Eminim bundan sonra gelen yöneticilerde aynı şeyleri yada benzer ifadeleri kullanacaklardır. Acaba sistemli olarak baskı altında yönetim diye bir sistemle mi yönetiliyoruz. Özellikle bazı ülkelerde uygulanan ‘Kargaşa içinde yönetim’ ya da zaman zaman ülkemizde de yaşanan ‘Kontrollü kriz’ gibi bu tür eylemler de kontrollü bir çalışma mıdır. Bu tür baskılar insanların psikolojik olarak etkilemektedir. Bu etki hem sosyal yaşama hem de toplumsal olayların gelişmesine yardımcı olabilmektedir.

Bir diğer sıkıntı inançlarımızda yaşadığımız boşluktur. İnanç boşluğu hiçbir sıkıntıya benzemez. Eğer insanlar inançlarını kaybettilerse her şeylerini kaybetmişler demektir. Bir Kırgız bilim adamı şöyle diyor: ‘Eskiden Marksizm/Leninizm vardı. Din ihtiyacımızı, dinsizlik ihtiyacımızı hep o karşılardı. Şimdi ise ne din var ne de dinsizlik.’ Oldukça güzel ve etkileyici bir söz. İçinde bulunduğumuz şartlara baktığımızda tam bir belirsizlik söz konusu. Hani derler ya ‘At izi it izine karışmış.’ İşte biz de durum bu. Bunun düzeltilmesi konusunda herhangi bir gelişme ve gayrette görülmemektedir. Herkes durumundan memnun gözüküyor. Ancak gözüken o ki inançlarımızı yitirdiğimizin bile farkında değiliz. Yaşadığımız şeylerin, inandığımız değerlerin aslında bizim olmadığının farkında bile değiliz. Belki de yaşananların içerisinde en vahimi de bu.

Ekonomik yapımız tamamen yabancıların eline geçmek üzeredir. Zaten bütün büyük kuruluşlar yabancılara satılmıştır. Bankalar yabancılara satılmış. Hatta Oyakbank bile satışa çıkıyormuş. En büyük taliplisi de bir Yunan şirketi. Topraklarımız satılmakta. Ülkenin hemen her tarafında yabancılar büyük oranlarda mülk alıyorlar. Paramızı onlar yönetiyor. Politikamızı ve siyasetimizi onlar belirliyor. Kısaca bizi bizim dışımızda herkes yönetiyor. Osmanlı devleti zamanında batılı devletler borçlarını almak için devletin ekonomisinin yönetimini ellerine almışlar ve borçlarını bu şekilde tahsil yoluna gitmişlerdir. Milli mücadele sonrasında bu kaldırılmış ve milli bir Türk devleti kurulmuştur. Ancak üzülerek görmekteyiz ki, o gün yalnızca ekonomimizi eline alanlar bu gün bütün ülkeyi ellerine geçirmeye çalışmaktadırlar. Bunda da başarısız oldukları söylenemez. Devletin temellerini oluşturan kurumlar ve kavramlar tamamen yok edilirken hiç kimseden tepki gelmemesi sizce ne olabilir…   

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim