• BIST 106.843
  • Altın 142,630
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Konya 24 °C
  • Fatih Terim'in dokunulmazlık zırhı!
  • Cumhurbaşkanı avukatı Gülen'in suçlarını sayarken kulaklarını kapattılar
  • FETÖ'nün Kodları: Hakan Çiçek
  • Fatih Terim'in dokunulmazlık zırhı!
  • Cumhurbaşkanı avukatı Gülen'in suçlarını sayarken kulaklarını kapattılar
  • FETÖ'nün Kodları: Hakan Çiçek

Türk-Rus ilişkileri düzelmezse ne olur?

Salih Yılmaz

24 Kasım 2015 tarihinde Türkiye sınırını ihlal eden Rus savaş uçağının düşürülmesiyle son 15 yıldır ticari anlamda seviye atlayan iki ülke ilişkileri krize girdi. Bu kriz başlangıcında Rusya Devlet Başkanı Putin’in Türkiye’ye yönelik ağır ithamları ve sözleri olsa da Türkiye, serinkanlılığını bozmayarak bunlara itidalli cevaplar verdi.

Günümüzde her iki ülke kamuoyunda ikili ilişkilerin düzeleceğine dair beklentiler yükseliyor. Özellikle Putin’in Atina ziyaretinde Türkiye’ye dair ılımlı mesajları diplomatik girişimleri yeniden gündeme getirdi. Bu mesajlardan mıdır bilinmez 12 Haziran Rus Milli Günü dolayısıyla hem Cumhurbaşkanı Erdoğan hem de Başbakan Binali Yıldırım Rus yönetimine birer mektup yazarak Rusya milli gününü kutladılar. Hatta kutlamakla da kalmadılar aynı zamanda ikili ilişkilerin düzeltilmesine dair iyi niyetlerini de belirttiler.

Peki, Türkiye’nin bu iyi niyet girişimleri Rusya’dan aynı derecede karşılık buluyor mu dersiniz?

Tabi ki aynı ölçüde cevap bulmuyor.

Rusya bürokrasisi ve politika yapıcıları işi yokuşa sürmeye devam ediyorlar.  

Rusya, Türkiye’den ölen pilot dolayısıyla özür dilemesini, tazminat ödemesini ve sorumluların cezalandırılmasını istiyor.

Fakat Rus uçağının Türkiye sınırını ihlal etmesi dolayısıyla kendi kusurlarını görmezden geliyorlar.

O zaman şunu söylemek gerekiyor.

Rusların amacı üzüm yemek mi yoksa bağcıyı dövmek mi?

Gelin bu sürecin bağcıyı dövmek olduğunu örneklerle anlatalım size.

Şöyle ki 24 Kasım uçak krizi çıkmadan önce zaten Rusya, Türkiye üzerine son hızla çarpmak için gelen araba misali bir tavır sergiliyordu. Nasıl mı?

Kırım’ın işgali sonrasında Türkiye’nin Kırım Tatarlarına dair hassasiyetlerinin hiçbirisini dikkate almadı. Dikkate almadığı gibi bölgede yaşayan Tatarlara baskısını daha da artırarak birçoğunun göç etmesine sebep oldu. Kırım’dan 2014 yılı işgalinden günümüze 100 bin kişinin (Rus-Tatar-Ukraynalı) göç ettiği biliniyor.

Türkiye’nin sözde Ermeni soykırımı konusunda hassas olduğunu bildiği halde 24 Nisan’da Putin’in Ermenistan ziyareti ve sonrasında Türkleri soykırımla suçlaması tesadüf olmasa gerekir.

Rusya’nın Suriye operasyonuna başladığında Türklerin çoğunlukta yaşadığı Bayır-Bucak bölgesine acımasızca saldırması ve bombalamasını da tesadüf olarak görmeyelim.

Çünkü uçak krizi kazası! zaten Rusya’nın Bayır-Bucak bölgesini bombalamakta ısrar etmesi ve hatta Türkiye sınırına sıfır noktadaki köylere ve kamplara saldırması dolayısıyla yaşandı.

Aslında bu durumun vahametini Putin’in, Bayır-Bucak bölgesinde yaşayan Türkmenleri hiçe sayarak dalga geçer gibi “Orada Türkmenler mi yaşıyormuş? Ben Türkmenlerin sadece Türkmenistan’da yaşadığını biliyorum.” demesi de ortaya koyuyor.

Fakat Rusya ve Putin bölgede Türkmenlerin yaşadığını çok iyi biliyordu ve stratejisini de buna göçe belirlemişti.

Peki, son dönem Rusya’nın sıcak mesajları neyi gösteriyor?

Şöyle ki Türkiye’de turizm sezonuna girilmesiyle bu sektörde yaşanılan kriz ortamında işletmelerin tepkisini de ölçerek barış isteyen taraf olarak gözükmeyi tercih ediyor.

Türkiye’deki AK Parti yönetimini mümkün olduğunca köşeye sıkıştırarak kendince intikam almaya çalışıyor diyebiliriz.

Tüm bunlara rağmen Rusya’da bürokraside ve kamuoyunda Türkiye ile barış isteyenlerin sayısının oldukça fazla olduğunu da söylemeden geçmeyelim.

Türkiye-Rusya arasında krizin çözümlenmesi için 6 aylık önemli bir süre var.

Peki, neden 6 ay?

Çünkü Sonbaharda ABD’de başkanlık seçimleri var. Bu seçimlerde bir sürpriz olmazsa Clinton’un başkanlığına kesin gözüyle bakılıyor.

Eğer Rusya-Türkiye arasındaki kriz Aralık 2016’ya kadar düzelmezse ABD’nin Türkiye’ye yönelik politikalarında değişiklik olacağı bekleniyor.

ABD’de son dönemde 52 diplomatın Obama’ya mektup yazarak Suriye politikalarından rahatsızlıklarını dile getirmeleri de Obama sonrasında ABD’nin Suriye başta olmak üzere politikalarında önemli değişiklikler olacağının ipuçlarını veriyor.

Rusya’nın bu krizi yokuşa sürerek çözümsüzlüğü sürdürmesi halinde Türkiye gibi önemli bir gücü kendisine karşı çevirmesi ihtimali var.

Çünkü ABD, Rusya’yı hem Karadeniz, hem Baltık hem de Kafkaslar üzerinden çevreleyerek hareket edemez hale getirmek istiyor.

Kafkaslar ve Karadeniz çevrelemesinde en büyük yardımcı güç Türkiye olacaktır.

Türkiye, 2008 Gürcistan krizi ve 2014 Ukrayna krizi sürecinde NATO’nun Karadeniz’de güç gösterisi yapmasını istememiş ve serbest alan açmamıştı. Bu açıdan bakıldığında Rusya, Türkiye sayesinde NATO ile karşı karşıya gelmekten kurtulmuştu.

Rusya’nın bu derinliği bildiği halde Türkiye’yi yeniden ABD ve NATO’nun eksenine atması ne ile açılanabilir?

Bunu açıklamak için Rus bürokrasisinde ve politik arenasında Türkiye karşıtı önemli bir lobinin olduğunu dikkate alarak değerlendirme yapmak gerekmektedir.

Tıpkı AK Parti hükümeti döneminde Paralel eliyle Erdoğan ve çevresi yanıltılmışsa Türkiye krizi sürecinde de Putin ve çevresinin yanıltılması ihtimaller arasındadır. Çünkü birileri bilerek ve planlayarak Putin’i Ermenistan’a ve Kırım’a yönlendirmiştir.

Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerinin iyi olması nedeniyle Kafkasya, Orta Asya ve İdil-Ural bölgesiyle mesafeler kaydetmesi sadece Rusya’da değil ABD ve AB’deki bazı çevreleri de rahatsız etmiştir.

İki ülkenin tarih boyunca rekabet içerisinde olduğu Avrasya coğrafyasında beraber hareket etmemek için krizlerde inat etmeleri bölgenin yeniden ABD etkisine girmesine neden olacaktır.

ABD’nin arayıp da bulamadığı fırsatı Rusya vermektedir.

Türkiye’nin Rusya’nın inadını çok fazla beklemeyeceği bilinmelidir.

Rusya bu duruşunda inat edip de taleplerini yumuşatmazsa iki ülke arasındaki gelecek vizyonu hayalden öteye gitmeyecektir.

ABD’nin yenidünya düzeninde Türkiye önemli bir yere sahiptir. Türkiye’yi kolay kolay Rusya, İran ve Çin eksenine kaptırmaya niyetli de değildir.

Türkiye’nin Rusya ile birlikte hareket ederek Çin’i de yanlarına alması son 10 yılda konuşulan en büyük güç olarak değerlendiriliyordu.

Geldiğimiz son noktada ABD’nin sadece Rusya’yı değil AB’yi de çevreleyerek etkisiz hale getirdiğini düşündüğümüzde Rusya’sız bir Türkiye’nin ABD’den bağımsız hareket etmesi düşünülemez.

Türkiye’siz bir Rusya’nın ise gelecekte parçalanmaya, krizlere, Karadeniz’de hapsedilmeye hazır olması gereklidir. 

Biz yine de Türkiye-Rusya krizinin sona ermesi konusunda çabalarımızı sürdürelim.

Rus stratejisini de dikkate alarak hareket edelim. Rus halkının dost olduğunu fakat Rus politik çevrelerinde Türkiye’den hazzetmeyen önemli bir kesimin olduğunu da unutmayalım.

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim