• BIST 97.193
  • Altın 279,642
  • Dolar 5,8384
  • Euro 6,5073
  • Konya 19 °C
  • Şevki Yılmaz: Kadının hukukunu Avrupa’da arayanlar ahmaktır!
  • Ahmet Hakan'dan Arınç'ın damadının tahliyesine tepki
  • Afrika ülkeleri Fransa’ya  500 milyar dolar ödemeye devam ediyor
  • Şevki Yılmaz: Kadının hukukunu Avrupa’da arayanlar ahmaktır!
  • Ahmet Hakan'dan Arınç'ın damadının tahliyesine tepki
  • Afrika ülkeleri Fransa’ya  500 milyar dolar ödemeye devam ediyor

Türk Konseyi’nden tarihi adım

Mesut Ceran

Türk dünyasının yarım asırlık geçmişi dikkate alındığında, son yıllarda ikili ve çoklu ilişkilerde önemli gelişmeler yaşandığı görülüyor. Bunların arasında üç önemli dönüm noktası dikkat çekmektedir: Birincisi, 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte Türk cumhuriyetlerinin (Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan) bağımsızlıklarını kazanması; ikincisi, Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları’nın 1992 yılından itibaren tam kadro toplanmaya başlaması; üçüncüsü ise 2009 yılında Türk Konseyi’nin kurulmasına yönelik Nahçıvan Anlaşması’nın imzalanmasıdır. Bu aşamalar, dönemsel yavaşlama veya durağanlıklara rağmen, işbirliğine yönelik kurumların oluştuğu, kurumsallaşmanın arttığı ve ilişkilerin her devletin alt sistemlerine yansıdığı bir dönüşümü içeriyor. Şimdi bu dönüm noktalarına bir yenisi daha ekleniyor: Özbekistan Türk dünyasının siyasi çatı kuruluşu olan Türk Konseyi’ne katılmak için resmi başvurusunu yaparken, Türkmenistan ve Macaristan da gözlemci statüsüyle konseyin bir parçası haline geliyor. Hatta Türkmenistan’ın 15 Ekim’de Azerbaycan’da 10. yıl zirvesini yapmaya hazırlanan Türk Konseyi’ne daimî üye olma ihtimali dahi var. Bu yeni durum sadece Türkiye’nin değil, tüm üye ülkelerin uzun yıllardır görmek istediği bir fotoğrafa tekabül ediyor.

Geriye dönüp bakıldığında, 1992’deki zirvede ortaya konulan hedeflerin, o günün koşullarında yeni dünya düzenine etki edecek bir muhtevaya sahip olduğu görülüyor. Hatırlanacak olursa bu hedefler şöyleydi: (1) Kişi, mal ve hizmetlerin serbest dolaşımı; (2) ortak bir banka kurulması; (3) tüm doğal kaynakların Türkiye üzerinden Avrupa’ya sevk edilmesi. Bir buçuk trilyon dolara ulaşan milli gelire, 200 milyona yaklaşan nüfusa ve yaklaşık 5 milyon kilometrekare toprağa sahip bu devletlerin birlikteliği, üye ülkelerin çıkarları açısından vazgeçilmez bir öneme sahip.

Buna karşın devlet başkanları zirve toplantıları, İstanbul’da 2001 yılında gerçekleşen buluşmanın ardından, Antalya’da 2006’da gerçekleşen zirveye kadar yapılamamıştı. Ayrıca 2000 yılındaki Bakü zirvesine kadar, zirvelere altı ülkenin bizzat devlet başkanları katılırken o günden bugüne, bu seviyede bir katılım gerçekleşmemişti. İşte o yıllarda başlayan bir tür yavaşlama/durgunluk hali, dünyada ve bölgede yaşanan gelişmelerin etkisi dışında, Özbekistan ve Türkmenistan’ın yönelimiyle ve Türkiye ile süregelen ilişkilerle de açıklanabilir. Türkmenistan Birleşmiş Milletler (BM) nezdinde imzaladığı Tarafsızlık Anlaşması sebebiyle bu tarz uluslararası organizasyonlarda yer almak istemezken, Özbekistan göreli olarak aşamalı bir geçiş sağlamıştır.

Sonuç yerine ifade edilebilir ki Türkiye özellikle 15 Temmuz sonrasında hedeflediği çok yönlü ve bağımsız diplomatik yaklaşımını Türk Konseyi ile taçlandırmakta, Türk cumhuriyetleri ise tarihin sunduğu imkân ve gerçekler çerçevesinde adım adım ideal bir bütünleşme sürecine doğru ilerlemektedir.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim