• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Konya 25 °C
  • Fatih Terim'in dokunulmazlık zırhı!
  • Cumhurbaşkanı avukatı Gülen'in suçlarını sayarken kulaklarını kapattılar
  • FETÖ'nün Kodları: Hakan Çiçek
  • Fatih Terim'in dokunulmazlık zırhı!
  • Cumhurbaşkanı avukatı Gülen'in suçlarını sayarken kulaklarını kapattılar
  • FETÖ'nün Kodları: Hakan Çiçek

Türk-İslam Kültür ve Medeniyetinde Tarsus

Ali Akpınar

Türk-İslam Kültür ve Medeniyetinde Tarsus


28-30 Mayıs 2010 tarihlerinde Tarsus’ta Türk-İslam Kültür Ve Medeniyetinde Tarsus adlı bir sempozyum gerçekleştirildi. Diyanet İşleri Başkanımızın açılışını yaptığı sempozyumda İslam Tarihinde Tarsus, Ashab-ı Kehf ve Tarsus, İslam İlimler Tarihinde Tarsus, Tarsus’un Sosyo-kültürel Tarihinde İslamî Motifler, İslam Sanat ve Medeniyeti Açısından Tarsus başlığında beş oturum yapıldı.

Anadolu’muzun kadîm şehirlerinden biridir Tarsus.  Tarihî verilere göre on bin yıllık bir tarihi var. Pek çok din, kültür ve medeniyetin merkezi olmuş bir şehir. Geçmişte Tarsus’a bizden çok başkaları sahip çıkmaya çalışmışlar. Oysa Tarsus Hicrî on beşinci yılda Hz. Ömer zamanında fethedilmiş bir merkez. Aşere-i Mübeşşere’den ebû Ubeyde b. Cerrâh’ın Tarsus’a akın yaptığı onun tarafından yahut komutanı tarafından fethedildiğine dair rivayetler var. Yani Tarsus on dört asırdır İslam beldesi. Orada pek çok İslam âlimi yetişmiş, elliye yakın medrese/üniversitesiyle bölgeye hitap eden bir ilim irfan mektebi olmuş. Büyük hadisçilerden Ebû Davûd, Nesâî, Ahmed b. Hanbel, Abdullah b. Mübarek gibi erken dönem muhaddisleri başta olmak yüz elliye yakın muhaddisin konup geçtiği/göçtüğü bir merkez, Tarsus.

Ashab-ı Kehf’in muhtemel yaşadığı yerlerden birisi de Tarsus’tur. Ashab-ı Kehf kıssası, Kur’ân öncesi dönemde yaşanmış bir olaydır. Ancak Kur’ân,  Kehf suresinde kıssadan genişçe bahsederek olayı sahiplenmiş, artık Ashab-ı Kehf Kur’ân’ın bir parçası olmuştur. Zaten Kur’ân, İslam Medeniyetini yeniden inşa ederken, önceki kültür ve medeniyet birikimlerini bütünüyle yok saymamış, onları bütünüyle imha etmemiş, aksine onları ikmâl ve itmam etmiştir. İslam’da, geçmişi körü körüne ve bütünüyle imha ve iptal yok, tam tersine geçmişi ve ötekini anlama, uyarma, tashih etme ve ikmal etme vardır. Bu yüzden Ashab-ı Kehf gibi tevhidin kilometre taşları olan tarihî eserleri korumak yetmez, onları anlamak, onların ruhunu yaşamak ve yaşatmak gerekir.

Ashab-ı Kehf ile ilgili pek çok kitap, film, piyes çalışması yapılmıştır. Yıllar önce İran kökenli de uzun ve güzel bir film yapıldı. Doksanlı yıllarda yetkiler Türk Dışişleri yetkililerine müracaat ederek Ashab-ı Kehf filminin Türkiye’de çekimi ile ilgili izin istemişler ve bunun için olayın geçtiği yer olan Efsus’ta bu filmin çekimini yapmak istediklerini söylemişler. Ne hazin ki bizim yetkililerimiz, belki de talebin İran’dan gelmesi üzerine, Türkiye coğrafyasında Efsus isimli bir yerin olmadığını söyleyerek bu isteğe olumsuz cevap vermişler. Bunun sonucu söz konusu filmin büyük bir kısmı Ürdün’deki muhtemel yerde çekilmiş. Hâlbuki Efsûs, bugünkü Tarsus yahut Afşin’in eski adı. Zaten Ashab-ı Kehf mağarasının muhtemel yeri ile ilgili dünyada gösterilen otuz kadar yerin altı tanesi Anadolu’da bulunmaktadır. Bunlar Tarsus, Afşin, Efes, Diyarbakır/Lice, Sivas/Divriğ ve Eskişehir/Midas/Han. Ashab-ı Kehf’in yerini bilmekten ziyade Ashab-ı Kehfi sahiplenmek ve Ashab-ı Kehf ruhunu yaşayıp yaşatmak önemlidir.

Kur’ân sonrası İslam Tarihinin bütün parçalarını birlikte ele almak ve birlikte incelemek zorundayız. Zira bu parçalar birbirini doğuran ve birbirini tamamlayan parçalardır. Asr-ı Saadet, Emevî, Abbasî, Selçuklu, Memluklu, Osmanlı birbirinden koparılamaz. İstanbul’un fethini Tarsus’un fethinden ayıramayız. Tarsus’ta yatan Abbasî halifesi Me’mun’un mezarı, bizim tarihimizi Abbasîlere bağlar. Harun Reşid’in oğlu Halife Me’mun, mezhebî taassublarla bir kısım mihne olaylarına sebep olmuşsa da, başlattığı tercüme faaliyetleriyle, esir aldığı düşmanını kitap karşılığı serbest bırakan, yendiği taraftan ganimet olarak kitap isteyen kişiliği ile ilim düşkünü, kitap kurdu bir devle adamıdır.Tarsus, birkaç sempozyuma sığmayacak kadar zengin, belki her iki senede bir sempozyumu hak eden bir şehir.

Bu vesile ile sempozyumda otuz kadar bilim insanını bir araya getiren, İslamî dönemdeki Tarsus’un güzelliklerinin öne çıkmasına katkı sağlayan, misafirleri en güzel şekilde ağırlayan Tarsus Kaymakamlığına, Tarsus İlçe Müftülüğüne ve emeği geçen tüm herkese takdir ve teşekkürlerimi sunuyorum.

 

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim