• BIST 82.300
  • Altın 148,344
  • Dolar 3,8298
  • Euro 4,0711
  • Konya -6 °C
  • Başbakan canlı yayında açıkladı: 'MHP'li bakan olabilir'
  • Reina dolandırıcılığında 185 bin liralık vurgun
  • AÖF’te devrim gibi uygulama!
  • Başbakan canlı yayında açıkladı: 'MHP'li bakan olabilir'
  • Reina dolandırıcılığında 185 bin liralık vurgun
  • AÖF’te devrim gibi uygulama!

Türk Glastnostu

Ufuk Karadavut
Glasnost kelimesini ilk olarak 1985 yıllarında eski Sovyetler Birliğinin lideri Gorbaçov ile duymuştuk. Anlamı ise ‘Açılma’ günümüze uyarlarsak açılım. O zaman basın ve yayın organları Glasnost kelimesini o kadar güzel bir şeymişçesine anlattılar ki hemen herkes bunun çok iyi bir şey olduğunu düşünmeye başladı. Sovyetler birliği içerisinde bulunan insanların beyinlerine zaman içerisinde açılım fikri âdete zerk edildi. Herkes açılmak istedi. Devletin zirvesindeki insanların açılmak istemeleri üzerine halk adeta soyundu ve 5 yıl gibi kısa bir süre sonra Sovyetler birliği diye bir şey kalması. Bu birlik 20 civarında ülkeye bölündü.
Son günlerde ülkemizde de bir açılımdır gidiyor. Adı ‘Kürt açılımı’. Bu açılımı yapabilmek için Sayın Başbakanımız PKK’nın siyasi kanadı olan DTP ile uzunca bir görüşme yaptı. Bu görüşmenin ardından DTP’liler oldukça mutlu ayrıldılar. Anlaşılan isteklerine evet denilmişti. Ardından Sayın Başbakanın diğer parti yöneticileri ile görüşmesi beklenirken sanki muhatap alınmak istenmezcesine bir bakan görevlendirildi. DTP ile görüşen sayın başbakan CHP ve MHP ile görüşmedi.
Bu açılımın yapılabilmesi için bir paket hazırlandı. Sayın Bakan paket üzerine bir basın toplantısı yaptı. Hemen herkes bir şeyler öğrenebilmek için bekledi ama kimse bir şey öğrenemedi. Daha sonra yapılan konuşmaları izleyince kimsenin bu paket hakkında bilgisinin olmadığı ve aslında bir paketin olmadığı anlaşıldı. Anlaşılan bu paketin zaman içinde oluşturulacağıydı.
Dün akşam bir televizyon kanalı kendilerini ‘Kürt aydını’ olarak tanıtan 3 kişiyi çıkarmış konuşturuyordu. Oturdum saatlerce izledim. Acaba ne diyecekler diye. İstekleri nelerdir. Ortak bir noktada buluşma imlkanımız olabilir mi diye. Ama üzülerek söyleyeyim ortak noktamızı bulamadım. Birisi ‘Kürtlere kendi kendilerini yönetme hakkı verilmedikçe bu sorun bitmez’ diyordu. Bunu ısrarla vurguladı. Her söz aldıkça ‘özerklik’ten bahsetti. Bir diğeri ise ‘Biz etle tırnak değiliz kardeşim. Bizim etimiz ayrı tırnağımız ayrı. Biz Türklerle kardeşte değiliz. Biz olsa olsa Türklerle arkadaş olabiliriz. Bunun ilerisi olamaz’ deyip kestirip attı. Bir diğeri ise ‘Bu ülkede eşit olduğumuz şeyler var ama eşit olmadığımız şeyler var biz bunları istiyoruz. Askerlikte eşitiz, vergi vermede eşitiz, seyahat konusunda eşitiz, mal mülk edinmede eşitiz, şirket kurmada eşitiz, adalet önünde eşitiz... Ama anayasada bizden bahsedilmiyor anayasanın değiştirilmesi gereklidir ve ayrıca kendimizi yönetebilmemizin kapıları açılmalıdır türünden sözler sarfetti. Son birkaç gündür ise DTP’nin başkanı Emine Ayna Iğdır’da yaptığı konuşmada ‘Biz, Kürt sorununun çözümünde Öcalan'ı muhatap alıyoruz, PKK ve Öcalansız bir barış süreci olmaz, 15 Ağustos'ta Öcalan'ın açıklayacağı yol haritasını önemsiyoruz" dedi. Ayrıca ‘Bizimle konuşarak Sayın Öcalan’ı devre dışı bırakmak gibi bir düşünceyi kabul edemeyiz’ diyerek düşüncelerini açıkça dile getirebiliyor.
Bu konuşmalar ve görüşler altında Türkiye bir cehenneme doğru sürükleniyor. Bir iç savaş kaçınılmaz gözüküyor. Nedeni ise bakın son zamanlarda özellikle bazı köşe yazarlarının düşüncesizce ya da çok planlı bir şekilde Türkleri tahrik etmeleri. Sürekli Kürtlerin mağdur gösterilmesine karşı bir tepki var. ‘Türklerde kendilerini bu PKK eksenli ve mafya Kürtlerin yaptıkları kanunsuzluklardan dolayı mağdur hissetmeye başladılar. İstanbul’da arabasını koyduğu zaman kendisinden park yeri haracı isteyen Kürt çocuk, akşam evine dönerken otobüsleri yakan PKK’lı çeteler, Güneydoğuda askeri şehit eden, İstanbul’un ortasında suçsuz günahsız insanları katleden PKK’lılar ve bunların arkasından DTP’nin ortaya çıkıp, mağduriyet edebiyatı yapmasından insanların çok büyük bir bölümü bıkmış durumda. Ece Temelkuran’ın “Kürtler haysiyeti için savaşıyor” demesi, Münir Metin’in “Türkiye Türklerin değildir” diye yazması, Ergun Babahanın açıkça Türk Milliyetçilerini hedef alan yazılar yazması ve Türklerin onurlarını rencide etmesi Türklerin kızgınlığını ve mağduriyetini artırıyor. Diğer bir ifade ile Türkler de kendilerini “Kürtler/PKK” tarafından mağdur edilmiş hissediyorlar. Ahmet Altan’ın “Türk devleti PKK karşısında yenildi, devlet yeniden kurulmalı” diye yazarak Türkiye Cumhuriyetinin sonunun geldiğini vurgulamak istiyor. Karşılıklı mağduriyet hissi kötü bir duygudur. “Kürt sorununu çözmek adına Türk milletinin kendisini daha fazla mağdur hissetmesine yol açacak her çözüm girişimi sorunu değil, Türkiye’yi çözer ve Anadolu’da etnik cehennemin kapılarını açar. Bu ise Sovyetler Birliğinin çözülmesi ile sonuçlanan Glasnost fikrini de aşar ve bir daha bir araya gelinemeyecek şekilde çözülmelere neden olur. Ülke sadece bölünmekle kalmaz kan gözdeyi götürür. Ama bu kanın içinde herkes kalır. Herkes aklını başına toplasın ve ısrarla Türkleri tahrik etmeyi bıraksın. Bu çirkin plana ayakçılık yapanlar bir şekilde engellenmelidir. Çünkü açıla açıla üstümüzde bir şey kalmadı. Daha ne kadar açılacağız. Daha açılmak çırılçıplak kalmak demektir.
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim