• BIST 90.787
  • Altın 254,429
  • Dolar 5,8790
  • Euro 6,5887
  • Konya 16 °C
  • CHP adayı Ekrem İmamoğlu'nun yalanları Twitter'da gündem oldu
  • 'CHP'nin gözdeleri Mafya gibi'
  • SGK resmen açıkladı... O meslektekiler artık erken emekli olacak!
  • CHP adayı Ekrem İmamoğlu'nun yalanları Twitter'da gündem oldu
  • 'CHP'nin gözdeleri Mafya gibi'
  • SGK resmen açıkladı... O meslektekiler artık erken emekli olacak!

Trump yönetiminin aklında ne var?

Mesut Ceran

ABD-İran restleşmesini daha iyi kavramak için temel bir gerçeği gözden geçirerek işe başlamak gerekiyor. Başkanlık seçimi kampanyası sırasında Donald Trump Ortak Kapsamlı Eylem Planı’nı (JCPOA) ya da daha yaygın olarak bilinen adıyla “nükleer antlaşmayı”, “asla ve kat’a yapılmamış olması gereken tek taraflı bir adım” olarak gördüğünü açıkça belirtmişti. Bu nedenle, mevcut ABD yönetiminin antlaşmayı feshetmesi ve İran’ın zaten büyük sıkıntılar çekmekte olan ekonomisini felce uğratacak yaptırımlar getirme yolunu tutması pek de şaşırtıcı değil. Bununla birlikte, mevcut durumu çok riskli kılan şey, yaptırımlardan ziyade, gerilimin bir dizi senaryo dahilinde askeri açıdan tırmanarak çatışmaya dönüşme ihtimali. Halihazırda İran’ın güdümünde hareket eden vekil güçlerden herhangi birinin yanlış bir hamlesi, tam anlamıyla felaket niteliğinde bir çatışmayı tetikleyebilir.

Basitçe söyleyecek olursak, mevcut ABD yönetimi “azami baskı” stratejisiyle İran’ı JCPOA’nın yerine ikame edeceği “yeni bir antlaşmaya” zorlamayı hedefliyor. Daha önce de belirtildiği gibi, Trump ve ekibi nükleer antlaşmada büyük gedikler görüyor: Füzelerden hiç bahsedilmemesi veya İran’ın devlet dışı silahlı gruplara verdiği desteği kesmesinden hiç bahsedilmemesi gibi eksiklikler...

 

Fakat açıkça ortada olan başka bir mesele de başta John Bolton olmak üzere, Trump’ın ulusal güvenlik ekibinin olabilecek en İran karşıtı ve şahin şahsiyetlerden oluştuğu. Bunun üzerine, İsrail, Suudi Arabistan ve BAE’nin İran’a çok sert yaklaşan idarelerini ekleyin. Başka bir deyişle, Tahran’ı arzu edilen şartlara had safhada icbar etme konusunda bir siyasi irade eksikliği yok.

 

İşin askeri ciheti de dikkat çekmeye değer. USS Abraham Lincoln görev grubuna ek olarak Washington, bazı B-52 stratejik bombardıman uçaklarını Katar’daki el-Udeyd üssüne konuşlandırdı. Ayrıca BAE’deki ed-Darfa üssüne daha fazla F-15C savaş uçağı gönderdi (F-35’lerin aynı üsteki varlığı da not edilmeli). The New York Times bölgedeki ileri konuşlu ABD varlıklarına bir saldırı düzenlenmesi ihtimaline karşı Pentagon’un 120 bin asker göndermeyi planladığını bildirdi.

 

Aslında Trump’ın “azami baskı” stratejisinin daha da kritik bir ayağı var. ABD yönetimi İran’ı, vekillerinin eylemlerinden de sorumlu tutacağını açıkça belirtti. Muhtemel bir makul yadsınabilirlik durumunu ortadan kaldırdığından ve provokasyonlara ve yanıltma harekatlarına karşı eşit derecede savunmasız bıraktığından dolayı, bu oyun değiştirici bir tutum. Yanlış zamanda ve yanlış yerde yapılacak bir vekil saldırısı, facia niteliğinde bir çatışma sarmalının fitilini ateşleyebilir. O zamana kadar, ABD-İran zıtlaşmasından bir savaş değil, daha fazla tırmanma bekleyebiliriz.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim