• BIST 82.300
  • Altın 148,344
  • Dolar 3,8298
  • Euro 4,0711
  • Konya -5 °C
  • Başbakan canlı yayında açıkladı: 'MHP'li bakan olabilir'
  • Reina dolandırıcılığında 185 bin liralık vurgun
  • AÖF’te devrim gibi uygulama!
  • Başbakan canlı yayında açıkladı: 'MHP'li bakan olabilir'
  • Reina dolandırıcılığında 185 bin liralık vurgun
  • AÖF’te devrim gibi uygulama!

'Teklif bizden kalktı' Diyenler

Ramazan Altıntaş

İslam dininin itikat boyutu olduğu gibi ibadet boyutu da Allahu Teala tarafından belirlenmiştir. Bu sebeple hiçbir fâni, ibadetlerin miktar ve şeklinde ekleme ve çıkarma yetkisine sahip değildir. Buna rağmen ne yazık ki tarihte ve günümüzde bazı şahıslar ibadet İslam’ına da müdahale etmeye kalkarak ibadet türleri icat etmek istemişlerdir. Sözlükte teklif; meşakkat, zorluk ve yorgunluk anlamlarına gelir.

Dini bir terim olarak teklif, İlahi söylemin, emir ve nehy/yasak yönüyle muhataba yüklenmesidir. Dolayısıyla teklif, kadın-erkek akıl-baliğ çağına ulaşan kimseleri dinî-hukukî açılardan sorumlu tutan Allah’ın eylemlerinin genel adıdır.

Kadın-erkek akıllı ve ergenlik çağına ulaşmış her Müslüman gücü nispetinde Allah’ın yapmakla sorumlu tuttuğu ibadetleri ve diğer sorumlulukları yerine getirmek zorundadır.

Dinimizde, mükelleflerin yerine getirmekle sorumlu olduğu hususlar öncelik sırasına göre farz, vâcip, sünnet vb. gibi belli bir sıralama düzeyinde ele alınarak tahlil edilir. Konumuz gereği biz bunların detayına girmeyeceğiz. Geniş bilgi Fıkıh veya İlmihal kitaplarında mevcuttur.

İslam bilginlerinin bozuk te’vil dedikleri yönteme dayalı olarak özellikle ibadetler konusunda Allah’ın muradından uzak bir şekilde gelişen bâtınî tefsir geleneği, tarihi seyir içerisinde birçok kötü bid’atların ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.

Hicrî VII. yüzyılda yaşamış bir Mezhepler tarihçisi olan Seksekî isimli bir âlim, “manevî dereceleri yüksek olan kimselerden ibadet kalkmıştır, organlarla yapılan ibadet avama aittir” diyen birçok kimseye rastladığını söyler. Ayrıca onların, “fakihler halkın avamıdır, onlar hakikatin içyüzüne nüfuz edemez, Allah nezdinde gerçek âlimlerin ittisal ve ittihat mertebesine yükselerek kendilerinden amellerin kalktığı hak ehli” şeklindeki görüşlerine yer verir.

Diğer taraftan, “mukarrebûn mertebesine ulaşmış insanlar için dünyada helâl ve haram yoktur; onlar için herşey mübahtır” görüşü, elbette sadece, tarihte kalmış ibâhiyyenin görüşü değil, günümüzün çağdaş toplumlarında da yer yer müşahede ettiğimiz “neo ibâhiyye”nin sapık görüşleri cümlesindendir. Maalesef günümüzde de kendisini İslam’a nispet eden bozuk dini anlayış sahipleriyle karşılaşabiliyoruz. Bu tip insanlar, dini bilgisi kıt olan kimseleri kandırabiliyorlar. Kendileri ibadet yapmadıkları gibi, sömürü mekanizmalarına alet ettikleri bir takım kimselerden de ibadet etme görevini kaldırabiliyorlar. Bunların başında da İsmailiyye mezhebi mensupları gelmektedir. Onlar, “dini emirler halk içindir. Seçkinlerin ibadet etmesine gerek yoktur. Peygamber avam için yol göstericidir, havasın rehberi ise, felsefedir. Kur’an’ın zâhir manasına bağlanmaya gerek yoktur. Kur’an’ı te’vil ve mecaz yoluyla anlamak gerekir” gibi vb. görüşleriyle Bâtınî bir İslam yorumuna gitmişlerdir. Kurdukları televizyon kanallarıyla bütün bir dünyada bu görüşlerine yaymaktadırlar. Özellikle İslam’ın yolunu kesmek isteyen dış güçler, bu ve benzerlerine önemli imkânlar ve destekler sağlamaktadırlar.

Hâlbuki Allah katındaki derecesi, mertebesi ne olursa olsun –ki kimin ne olduğunu Allah’tan başka kimse bilemez- hiçbir Müslüman, aklını kaybetmediği sürece ölüm gelinceye kadar İlâhi tekliflerin kendisinden kalktığını iddia edemez. Aksine kalkmadığına inanır. Çünkü Kur’an’da : “Sana yakîn gelinceye kadar Rabbine ibâdet et”(Hıcr 15/99) buyrulmaktadır. Hz. Peygambere hitabı konu alan ve bu âyette geçen “yakîn” ifadesi, “ölüm” anlamınadır. Kur’an’da bu manayı tefsir eden başka pasajlar da mevcuttur.

Hülâsa, ne din avam içindir diyenlerin ve ne de halk arasında, manevî egemenlik sağlamak adına ermişlerden olduğunu iddia eden, kendisinden namaz, oruç gibi ibadetlerin kalktığını ve onlar için ibadetin sadece, dil ile zikir, kalb ile tefekkürden ibaret olduğunu savunan kimselere asla inanmamak gerekir.Allah bizleri şaşırtmasın ve hidayet yolundan ayırmasın!..

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim