• BIST 82.166
  • Altın 147,844
  • Dolar 3,8195
  • Euro 4,0719
  • Konya -2 °C
  • Başbakan canlı yayında açıkladı: 'MHP'li bakan olabilir'
  • Reina dolandırıcılığında 185 bin liralık vurgun
  • AÖF’te devrim gibi uygulama!
  • Başbakan canlı yayında açıkladı: 'MHP'li bakan olabilir'
  • Reina dolandırıcılığında 185 bin liralık vurgun
  • AÖF’te devrim gibi uygulama!

Tekerrür Eden Tarih-1

Ufuk Karadavut

Tarih tekerrürden ibarettir’ derler. Oldukça doğru ve yerinde bir tespit. Tarih o kadar tekerrür ediyor ki zaman kavramını dahi karıştırmaya başladık. Aslında sorun yada tarihin bu kadar tekerrür etmesi büyük şair Mehmet Akif’in deyişiyle ‘İbret alınsaydı tarih tekerrür mü ederdi.’ Açıklanabilir. Ders alınmayan tarih kendini gündemde tutuyor. Ancak görünen o ki ders alacak kimse de yok gibi. Osmanlı devletinin son dönemi ile Türkiye Cumhuriyeti’nin bu döneminin birbirine benzemesi ancak bu şekilde açıklanabilir.

 

Osmanlı devletinin son dönemlerinde insanlar öyle bir şartlandırılmışlardı ki, her ne pahasına olursa olsun mutlaka batılılaşılmalıydı. Osmanlı devletinin varlığını sürdürmesi adeta bu ön şarta bağlanmıştı. Yabancı devletlerin sayısız dayatma ve telkinlerle yapılan siyasi, ekonomik ve askeri alandaki yapısal değişim ve düzenlemelere rağmen hepinizin bildiği gibi devlet varlığını sürdüremedi. Bunun en önemli nedeni devletin bütün kurum ve kuruluşlarının yapancıların kontrolüne terk edilmesidir. Bir devletin bağımsızlığı ve egemenliği yabancılaşma ile değil, aksine kayıtsız ve şartsız milletin iradesine dayanmasıyla başarılı olabilir.

Osmanlı devleti zamanında batılılaşma hevesi ile yabancı devletlerin isteğiyle yapılan bütün değişimleri yapan bürokratlar aslında bunları tamamen iyi niyetle yaptıklarına inanıyoruz. Bunlar yapılırken kesinlikle ülkeye zarar gelmesini istediklerini düşünmüyoruz.  Bu düzenlemeler yapılırken temel amaç, ülkenin varlığını, bağımsızlığını ve bütünlüğünü korumak ve toplumun yenilenmesi ve gelişmesi için yapıldı. Elbette yapanlar bunu bu niyetle yaptılar. Ancak bunları yaptıranlar veya bunların bu şekilde yapılması konusunda baskı uygulayan, kamuoyu oluşturanlar acaba ne kadar iyi niyetliydiler. Avrupalılaşma uğruna devletin çökmesine neden olacak kararların alınması neden engellenemedi. Bu kararları alırken yapılan eleştiriler neden göz ardı edildi. Ya da bu tür eleştirilerin duyulması ve duyurulması engellendi.  Elbette bu ve benzeri pek çok soruyu sormak mümkün. Ancak burada asıl önemli olan bu tür yaşanmış acı tecrübelerden ders almaktır. Ders alarak geleceğimizi buna göre sağlam temellerle inşa etmektir.

 

Tarihimizin bazı önemli kısımlarını gözden geçirelim; İngilizler’le yapılan Balta Limanı Anlaşması ile Türk ekonomisini tamamen çökertmenin yolları açılırken, dış devletlerin müdahalesine açılmıştır. Bazı araştırmacılar bu anlaşmanın bugünkü Gümrük Birliği Anlaşması’na çok benzediğini ifade etmektedirler. Önceleri sınırlı ülkelerle olan bu anlaşma daha sonra oldukça genişlemiş ve pek çok ülke bu haklardan yararlanarak Osmanlı devletinin ekonomik yapısına müdahale eder hale gelmişlerdir. Bu anlaşma ile sanayi devrimi sonrasında üretim fazlası olan ürünlerinin pazarlama imkanı bulan devletler zaten zayıf durumda bulunan devletin sanayicisini yok etmiştir.

 

Cumhuriyetin ilk yıllarında bir toplu iğneyi dahi dışarıdan alan bir ülke olduğumuz hatırlanırsa ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır.

Avrupa ülkelerinin baskısı ve ülke içindeki işbirlikçilerin desteği ile Tanzimat Fermanı hazırlanmıştır. Bu ferman ile artık gavura gavur denilmeyecekti. Tanzimat fermanını iyice inceledikten sonra gelişen olayları izlediğimizde, aslında bu fermanın mandacılığın Türkiye’deki tarihini oluşturduğunu görebiliriz. Bazı araştırmacılar bu ferman için ‘Bu ferman bir toplumun kendi kendisini değer ve inançlarını sorgulaması hatta bir ölçüde mahkum etmesi anlamına gelmektedir. Tanzimat bir anlamda zorunlu kültür değişimidir.’  

 

Tanzimat’tan sonra ise Islahat Fermanı vakası yaşanmıştır. Bu fermanda neler yoktu ki, ülkenin tam bir açmaza ya da kaosa götüren yol açılmış oluyordu. O gün yaşayan insanlar bunu neden yaptılar. Ya da neden yapmak zorunda kaldılar bunu tam olarak bilmemiz mümkün değil. Ancak yapılan bu ve benzeri her yenilik ülkeyi biraz daha çıkılamaz şekilde gömüyordu. Bu fermanla patrikhanede yeni meclisler kuruluyor, patrikler ömür boyu bu makama seçiliyor, imparatorluk içinde mevcut olan her toplum kendine ait okullar açabiliyor, Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasındaki davalara Avrupa devletlerinden gelecek olan kişiler tarafından izlenecek ve gerekli gördükleri yerde müdahil olabilecekler ve günümüze en çok benzeyen madde ise yabancı devletlerle yapılan anlaşmalar gereğince bu devletlerin Osmanlı devletinin toprakları içinde istedikleri yerden istedikleri kadar mülk sahibi olabileceklerdi.

 

Dünden bugüne benzerliklerden bazıları bunlar. Tarih tekerrür etmeye devam ediyor. Bu konuyu anlatmaya devam edeceğiz.

 

Önümüzdeki hafta Kurban Bayramı. Bayramınızı şimdiden kutlar, hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan temenni ederim.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim