• BIST 102.270
  • Altın 149,304
  • Dolar 3,5481
  • Euro 4,2028
  • Konya 24 °C
  • Dünyanın gözü Kuzey Irak’ta
  • Irak Başbakanı İbadi'den referandum açıklaması
  • Kuzey Irak'ta gerçekleştirilecek referandum yok hükmündedir
  • Dünyanın gözü Kuzey Irak’ta
  • Irak Başbakanı İbadi'den referandum açıklaması
  • Kuzey Irak'ta gerçekleştirilecek referandum yok hükmündedir

TBMM'nin açılışının 97. yıl dönümü

TBMM'nin açılışının 97. yıl dönümü
HDP Grup Başkanvekili Yıldırım:- "15 Temmuz darbesinden sonra darbeler olmaya devam etmiştir. 4 Kasım’da milletvekillerinin tutuklanmasına yol açan bir yargı darbesi ve 16 Nisan’da referandumu, yani halkın oylarını sabote eden YSK darbesine bu ülke maales

TBMM (AA) - HDP Grup Başkanvekili Ahmet Yıldırım, "15 Temmuz darbesinden sonra darbeler olmaya devam etmiştir. 4 Kasım’da milletvekillerinin tutuklanmasına yol açan bir yargı darbesi ve 16 Nisan’da referandumu yani halkın oylarını sabote eden YSK darbesine bu ülke maalesef tanıklık etmiştir." dedi.

Yıldırım, TBMM'nin açılışının 97. yıl dönümü, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla özel olarak toplanan TBMM Genel Kurulunda yaptığı konuşmada, tüm dünya çocuklarına, savaşsız, sömürüsüz, kansız, gözyaşı olmaksızın çocuk işçiliği ve istismarının olmadığı özgür ve mutlu bir yaşam diledi.

Ahmet Yıldırım, 23 Nisan 1920'de açılan TBMM'nin kurulduğu dönemde ülkedeki etnik ve inanç eşitliğinin önemi açısından bazı noktalarda eleştirilse de bugünden çok daha iyi olduğunu söyledi. Yıldırım, "Çünkü, ilk Meclise, Kurucu Meclise, herkes kendi rengi, kimliği, kültürüyle, yani Türk, Türklüğüyle; Kürt, Kürtlüğüyle; Laz, Arap, Çerkes ve o gün Osmanlı bakiyesini oluşturan topraklarda seçilip gelen bütün milletvekilleri kendi kimlikleri hatta kıyafetleriyle geldiler." ifadesini kullandı.

Arzu edilen düzeyde olmasa da 1921 Anayasası'nın, etnik kimliklere vurgu yapmadan, Türkiye'deki çeşitlilikleri mozaik gibi görerek, kimliklerin temsilini Meclise taşıyabildiğini belirten Yıldırım, sonraki dönemlerde anayasanın geliştirilmesi, kapsayıcılığının genişlemesi, devleti merkezileşmeden yerelliğe taşıması beklenirken 1924 Anayasası ile tekliğin inşa edildiğini, çoğulculuğu reddeden, yerelleşme yerine merkezileşen, toplumun huzuru yerine iktidarların kalıcılığını esas alan, insan merkezli olmak yerine kurumları merkezine alan bir yapıya geçildiğini öne sürdü.

- "1982 Anayasası, ülkeye toplumsal barış ve kardeşlik getiremedi"

1924 Anayasası ile değiştirilenin sadece bir metin değil, ülkenin aydınlık geleceği olduğuna işaret eden Yıldırım, şöyle devam etti:

"Sonraki dönemler, bu tekçi ruh sayesinde ülke askeri darbeler ile karşılaştı. 27 Mayıs 1960, 22 Şubat 1962, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbesi ile ülkede siyaset sahnesinde 10 yıllar ve nesiller heba oldu. 1980 darbesi sonrası referanduma giden ve hiçbir zaman meşrutiyet kazanmayan bir anayasa yapıldı. 1982 Anayasası oranlar üzerinden eğer tartışılacaksa bu ülkede yüzde 91,4 gibi yüksek bir oranla geçmiş olmasına rağmen bu ülkeye hiçbir zaman huzur, mutluluk, toplumsal barış ve kardeşlik getiremedi."

"Çözüm Sürecinin" 30 Ekim 2014 MGK'sı ile bozulduğunu ve AK Parti Hükümeti'nin, "Çözüm Sürecine" son noktayı koyduğunu ileri süren Yıldırım, "O günden beri şehirlerin yıkıldığı, binlerce insanın yaşamını yitirdiği ve yaralandığı, yine onbinlercesinin tutuklandığı bir karanlık döneme girmiş olduk. Bu karanlık dönem 15 Temmuz darbe girişimine giden yolu bizzat açmanın temel sebebidir. 15 Temmuz darbesinin yapılmasından 40 gün önce söz konusu talanı yapan generallere bizatihi dokunulmazlık zırhı getirildi. Sur, Cizre, Nusaybin, Şırnak ve Yüksekova'nın sokağa çıkma yasakları döneminde operasyonları yöneten komutanların tamamı bir terör örgütü üyesi ve yöneticisi olmaktan içerideler." diye konuştu.

- "Hukuksuzluğun bir an önce son bulması oldukça önemlidir"

Yıldırım, sivil siyasetin de darbelerden beslenmeyi bildiğini savunarak, şu değerlendirmelerde bulundu:

"15 Temmuz darbesinden sonra darbeler olmaya devam etmiştir. 4 Kasım’da milletvekillerinin tutuklanmasına yol açan bir yargı darbesi ve 16 Nisan’da referandumu yani halkın oylarını sabote eden YSK darbesine bu ülke maalesef tanıklık etmiştir. Bu anlamıyla sivil siyaset de darbecilerin zihniyetiyle hareket etmiş ve 4 Kasım 2016’da bu parlamentonun üçüncü büyük grubunun eş genel başkanları ve 12 milletvekilini tutuklamıştır.

O günden beri ülke içte ve dışta önemli ölçüde itibar kaybına uğramış, siyasi, ekonomik, sosyal ve uluslararası alanda ülkemiz ciddi zararlar görmüştür. Bu hukuksuzluğun bir an önce son bulması ülkemizin imajı ve geleceği açısından oldukça önemlidir."

Çocukların dünyanın her yerinde çocuk ve haklarını korumanın tüm insanlığın görevi, devletlerin ise bunun gerekliliklerini yerine getirmekle mükellef olduğunu belirten Yıldırım, bir çocuğun ilk hakkı yaşam, beslenme ve güvenlik ise ikinci hakkı dünyaya geldiği anadilini öğrenme ve eğitimini bu dil üzerinden sürdürmesi hakkı olduğunu bildirdi.

Yıldırım, Türkiye’de Türkçe dışında tüm dillerin baskı ve asimilasyon politikalarına maruz bırakılmaya devam etmekte olduğunu iddia ederek, şunları kaydetti:

"Devlet, yükümlülüklerini yerine getirmediği gibi yerel yönetimlerin ve özel kurumların anadilde eğitim konusundaki girişimlerini bazen yönetmelikler bazen KHK'lar cezalar ve bugünlerde kayyumlar eliyle engellemektedir. Ülkemizin bugün içerisinde bulduğunu, içte ve dışta imajının zedelenmesine sebep olan bu çatışmalı ortamın bir an önce son bulması için ülkemizin tüm farklılıkları kapsayan ve bir zenginlik olarak gören yeni bir ruh ve felsefeye ihtiyaç duyduğu çok açıkça ortadadır."

AA

Kaynak: Haber Kaynağı
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim