• BIST 81.865
  • Altın 148,841
  • Dolar 3,8026
  • Euro 4,0554
  • Konya 3 °C
  • Raid Salah serbest bırakıldı
  • Sürücülere kötü haber: Yüzde 30 zam geliyor
  • CHP'liler erken seçim ipine sarıldı
  • Raid Salah serbest bırakıldı
  • Sürücülere kötü haber: Yüzde 30 zam geliyor
  • CHP'liler erken seçim ipine sarıldı

Tasavvufi meselelere fıkhî bakış

Murat Kayacan

Tasavvufi meselelere fıkhî bakış


Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi hocalarından Orhan Çeker Tasavvufi Meselelere Fıkhî Bakış adlı eserini Nisan 2010’da okuyucuyla buluşturdu. Eserde sayısal zikir, rabıta, tevessül, şefaat gayb vb. konular ele alınmakta. Bu yazıda biz “emr-i bi’l ma’ruf nehy-i anil münker” kapsamında kitapta ele alınan tevessül konusunu değerlendirmek istiyoruz.


Yazar, kolay anlaşılsın diye tevessül kavramını herhangi bir makama işi düşen kimse teşbihiyle anlatmaktadır. Nasıl o kişi, doğrudan makama çıksa bile sözünü hakkıyla dinletemeyecekse ve bu nedenle o makamın hürmet ettiği değer verdiği birisiyle giderse ancak o durumda işi rahat görülüyorsa -teşbihte hata olmasın- Allah’tan bir şey isterken de onun hürmet ettiği birisiyle sözgelimi “Yar Rabbi! Habibin Muhammed hürmetine…” diyerek Allah’tan bir şey istenebilir. Çeker, bu teşbihi kullanacağına Hz. Ömer’in makamına doğrudan ulaşılabildiğine dair anlatılardan örnek verseydi (dönemin e-devlet anlayışı da denebilir buna) tevhide daha uygun bir benzetme olurdu. Zira Allah bize uzak değildir ki biz araya birini koyarak ona dua edelim! O bize can damarımızdan daha yakındır. Onun bize uzak olduğu iddiası düzmece varlıkları “Allah’a yaklaştırsınlar diye” değerli gö(ste)ren kimselere ait değil midir? Ayrıca Hz. Muhammed (s) Allah’tan daha üstün değildir ki Allah ona hürmet etsin!


Yazar yine Müslim’in hadis kitabından nakille “Ya Rabbi! Ey Cebrail’in, Mikail’in ve İsrafil’in Rabbi..” ifadesinin Hz. Peygamber (s)’in meleklerin adını zikrederek tevessülüne örnek olarak vermekte. Yazarın dediği gibi olsa bu durumda “doğu ve batının, âlemlerin, Hz. Musa ve Harun’un (Araf, 7: 122), Firavun ve ileri gelenleriyle onların atalarının (Şuara, 26: 26) ve hatta Şi’ra yıldızının (Necm, 53: 49) Rabbi olan Allah’a onlarla da” tevessül caiz olmaz mı?


Yazar yine Müslim’in rivayetinden yola çıkarak Hz. Peygamber (s)’in tırnağıyla, sakalıyla, abdest suyuyla tevessülün caiz olduğunu ve materyalist bir mantıkla caiz dememenin ise yanlış olduğunu ileri sürmektedir. Hatta ona göre Hz. Peygamber (s) saç ve sakal traşının ardından kesilen kısımları bizzat kendisi dağıtmıştır. Komutan Halid b. Velid savaşa çıkarken her seferinde yanında Hz. Peygamber (s)’in sakalının bulunduğunu ve savaşları onun hürmetine kazandığını ifade etmiştir. Ancak yazar, Uhud’da niçin Müslümanların bu tedbiri almadığından bahsetmemektedir. O savaşta bırakın sakalını, Hz. Muhammed (s) tüm varlığıyla oradadır ve onun hürmetine o savaşta başarı elde edilememiştir (Çünkü ilahi yardım “yapılan işin gereğini yapma sonucu” tezahür eder). Kendisinde Hz. Peygamber (s)’in sakalı olan Halid b. Velid’e ordu her seferinde “sakal hürmetine” itaat etmiştir ve bu sayede hep başarı gelmiştir de yine Müslümanlardan oluşan ve sakalın sahibi Hz. Muhammed (s) önderleriyken niçin “her defasında” başarı elde edilememiştir? Günümüzde birçok camide “sakal-ı şerif” mevcut iken niçin Müslümanlar özgür değildir?


Çeker yine tevessülden bahisle “(Müslümanların) Rasulullah (s)’ın hem zatı ile hem de kullandığı eşyalar ve onun vücudundan bir parça ile tevessülde bulunduklarını görüyoruz.” diyerek onun vefatının ardından da tevessülün şirk olmayacağını, zamanın bir şey fark ettirmeyeceğini ileri sürmektedir. Halbuki put edinilen kimseler ya döneminin hürmet edilen ya da cebren hürmet ettirilen kişileridir. Öldükten sonra onların anısına heykeller yapılır ya da sahip olduğu eşyalar sergilenir ve onlara kutsallık atfedilir. Çeker’in dediği gibi olsa Hz. Nuh döneminde Ved, Suva, Yağus, Yeuk ve Nesr (Nuh 71: 23-24) adlı (zamanında iyi kimseler olduğu iddia edilen kişiler adına imal edilmiş) putlar ile Allah’a tevessül edenlere ne denebilir? Yine peygambere ait şeyler ile tevessül caiz ise bir kazı sonucu Hz. Süleyman’ın yaptırdığı heykeller (Sebe, 34: 13) bulunursa onlar ile tevessül de caiz olmaz mı? Caiz olursa o heykellerin müşrik kimselerin putlarından (küçük tanrılarından) farkı ne olur?


Yine Rasulullah (s) vefat ettikten sonra bile onunla tevessül caiz oluyorsa Müslümanların; Hz. Muhammed (s)’in ölümünün ardından onun bırakıp yağmur dualarına (Mekke’nin fethine ya da Bedir savaşına kadar Müslümanlığı tercih etmemiş) amcası Abbas’ı davet ettiklerine dair rivayeti nasıl yorumlayacağız? Bu rivayet sahih ise, Hz. Peygamber (s)’in vefatının ardından onunla tevessülül terk, yazara göre acaba erken dönemde başlayan bir sapma mıdır?

 

 

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
behçet artuk
21 Mayıs 2010 Cuma 20:32
kürşata
ne yaparsın....
193.140.242.9
Kürşat
21 Mayıs 2010 Cuma 12:00
Haddini bil.
Behçet artürk, bizim toplumun adamlığını ölçmek sana mı kaldı. Haddini bil. İşi nefs mübarezesine çevirirsen zararlı sen çıkarsın...
85.105.205.121
Kürşat
21 Mayıs 2010 Cuma 11:56
Bu ne perhiz
Nezih milletimizin salavatı şerifelerle sakalı şerif, hırkai şerif programlarına putperestlik diyenler, muayyen günlerde heykellerin önünde kemali hürmetle eğilenlere bir şey dediklerine şahit olmuyoruz. Bu ne perhiz ... sözünü akla getiriyor.
85.105.205.121
halit
21 Mayıs 2010 Cuma 01:23
delil getir
behçet artürk, ne yazılanı oku ondan sonra ağzını aç. o adam tevessül ehlinin hepsine putperest diyecek, mukaddesatımıza düzmece varlık diyecek bizde ona ilim adamı diye saygı duyacağız. istediğini söyleyen istemediğini işitir. kendine göre bir orta yol bulacaksan kayacan gibi konuşmayı bırak bildiğin bir şey varsa ehli sünnet ulemamızdan delil getir.
88.231.132.10
behçet artuk
20 Mayıs 2010 Perşembe 20:39
ilimsizler
murat hocaya yapılan hakaretlere bakınca bu toplumun adam olması için çok şey gerekir diye düşünüyorum
bir islam hukuk uzmanını bir tefsir uzmanı eleştirmiş
hiç mi utanmıyorsunuz bu yorumlarınızda
bu adam tefsir doktoru. belki islam hukukunda orhan hoca ustadır, ama dr. murat da tefsir sahasında da orhan hocadan daha uzman olduğunu kanıtlamıştır. herkes haddini bilmeli bildiği sahada konuşmalı ağzı olan konuşmamalı
insan utanır, hanginiz bu sahada kaç tefsir usulu kaç tefsiri baştan sona okudunuz dininiz size her duyduğunu söylemenin yalan olarak yeter sözünü öğretmedi mi
tam bir din bezirganı olmuşsunuz
yazıklar olsun ilim adamlarını bu şekilde harcayan sizlere
tarihte ilim adamları arasında bundan çok sert kavgalar olmadı mı
okuyun bir ve haddinizi ve cehaletinizi bilin
193.140.242.9
kerim
20 Mayıs 2010 Perşembe 10:59
ŞEVAHİDÜL HAKK
görmek istemeyen kadar kör olamaz. Kayacan Murat'ın yaptığı tam bir pervasızlık örneği. Ayetlerde geçen her şeyin Rabbının Hz. Allah olduğu, Orhan Hocanın naklettiği hadiste geçen ise bizzat duanın tevessül ile olduğudur. Bunu Peygamberimiz pek çok sahabeye tarif etmiştir, Bugünkü Vehhabiler, Reformist zihniyetli mezhepsizler rahatsız olacak diye Hadisleri nakletmeyeceğiz mi? Okumayacak mıyız? Bu vesileyle Muhterem okuyuculara Aklı başında Hiç bir ehli sünnet aliminin tasavvufu-tevessülü inkar etmek bir yana Hocamızın kitabının son kısmında mufassal misalleri ile anlattığı gibi Ehli tasavvuf olmayan bir alimimiz yok gibidir. Daha geniş bakmak isteyen müslümanlara Yusuf Nebhani'nin ŞEVAHİDÜL HAKK isimli eserini tetkik etmelerini tavsiye ederim.
85.105.205.121
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim