• BIST 107.206
  • Altın 142,629
  • Dolar 3,5525
  • Euro 4,1323
  • Konya 35 °C
  • S-400'le Türkiye'nin caydırıcılığı artacak
  • Evine el konulan  FETÖ'nün morali fena bozuldu!
  • FETÖ'nün evini tavaf ediyorlarmış!
  • S-400'le Türkiye'nin caydırıcılığı artacak
  • Evine el konulan  FETÖ'nün morali fena bozuldu!
  • FETÖ'nün evini tavaf ediyorlarmış!

Tarih okumalarında muhalif duruş

Murat Kayacan
Ecevit politikaya gazetecilikten geçmiş bir kişi. Siyasî ömrünü tamamlamış bir lider olan Ecevit, gazeteci kimliğin gerektirdiği muhalif duruşla, “Vahdettin hain değildi.” deyiverdi. Onun bu yorumu, ufuk açıcı tartışmalara neden oldu. Hatırlarsınız bir zamanlar da Ahmet Altan, “31 Mart vakası şeriatçı bir ayaklanma değildi.” demişti de kızılca kıyamet kopmuştu. Söylediği, aslında vasat bir Arapçası olan ya da azıcık Osmanlıca bilen bir kimsenin ifade edebileceği “şeriatın aslında hukuk anlamına geldiği” bilgisini seslendirmekten başka bir şey değildi. Benzer şekilde tarihî verilere eleştirel bakan bir isim de Bilgi Üniversitesinden tarihçi Aykut Kansu. Aktifhaber.com adresinde onunla Neşe Düzel’in yaptığı röportajı ilgiyle okudum. Kansu’ya göre, Atatürk’ün, Meclisi kapatma fikri vardı. Ancak bunu Kâzım Karabekir ve İsmet İnönü gibi generallerin onayıyla yapabilirdi. İnönü onun bu yöndeki teklifine lastikli bir cevap verdi. Karabekir ise “Meclis kapatılırsa, ben Ankara'ya gelir meclisi açarım.” diyordu. Atatürk meclisi kapatamadı. Biri meclis üstünlüğünden yana, diğeri olağanüstü durumlarda meclisi kapatmaktan ve otoriter bir rejim kurmaktan yanaydı. Cumhuriyet kurulduğunda pratikte padişahlık da devam ediyordu. Zira 1923-1946 yılları arasında seçim yapılmamıştı. Yine Kansu’ya göre, Kemalistler daha çok ordu ve bürokrasiden gelen insanlardı. Bu özellikleri, onları devlete sahip çıkmaya itiyordu. İttihatçılardan farklı olarak, Kemalistlerin dayandığı silah ve devlet otoritesiydi. 1926'daki İzmir Suikastı Davası'yla genellikle zengin sivillerden oluşan İttihatçıların topunun hakkından gelmek istediler. Kansu’ya göre bu Kemalist rejim nedeniyledir ki Türkiye’de hâlâ ne tarih anlatımı ne de siyasi ve ekonomik yapı düzeltilebiliyor. Çünkü ne zaman ekonomik sistemde sakatlık var, düzeltelim dense, “Bu, Kemalist prensiplere ters düşüyor.” deniyor. Ne zaman bir özgürlük ortamı oluşsa, “Bu elbise bize bol geldi” deniyor. Röportajda resmî tarihe dair başka ilginç yorumlar da var. İttihatçıların ve diğer liberal muhalefetin gücü, 1923'te yeni kurulan rejimin adının askerî diktatörlük olmasını engelledi. Atatürk'ün dış politikası Batı yanlısıydı ama siyasî, sosyal ve ekonomi politikası, özgürlükçü ve modernist değildi. Kemalistlerin en büyük korkusu, Türkiye'ye Batı prensiplerinin, kapitalizmin gelmesiydi. Kemalistler, siyasi rekabetin olmadığı, meclisin kendi iradesiyle iş yapamadığı bir rejim istiyorlardı. Buna göre liberal iktisat prensipleri olmayacak, ticaret ve yatırım devlet kontrolünde olacaktı. Ama bütün bu projeler 1920-23 arasında İttihatçıların da karşı çıkmasıyla sekteye uğruyordu. Kemalizm, dünyadaki tepkici modernizmin Türkiye'deki tezahürüdür. Batı kapitalizminin ekonomik, sosyal düzenine, sınıflaşmaya, siyasal rekabete tepki duyan aşırı muhafazakâr bir akımdır. Ama böyle akımlar kendilerini devrimci olarak niteleyebiliyorlar yeryüzünde. Görüldüğü gibi yakın tarihe farklı açılardan bakılıp farklı sonuçlar elde edilebiliyor. Tarih okumaları “aynı hatalara düşmemek amacıyla” yapıldığında faydası oluyor. Dinin kaynağı konusunda bile alimler birkaç görüş ortaya koyup tartışırken, biz tarihi hele hele yakın tarihi niçin rahatça tartışamayalım?
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim