• BIST 83.067
  • Altın 146,538
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Konya -6 °C
  • Şamil Tayyar'dan, Fatin Dağıstanlı ve Tamer Korkmaz  için "Kripto FETÖ'cü"nitelemesi
  • Fetullah Gülen ilkokulu 17 yaşında bitirmiş
  • Anayasa Değişiklik Teklifi Yasalaştı! İşte Yeni Kanunun Getirdikleri
  • Şamil Tayyar'dan, Fatin Dağıstanlı ve Tamer Korkmaz  için "Kripto FETÖ'cü"nitelemesi
  • Fetullah Gülen ilkokulu 17 yaşında bitirmiş
  • Anayasa Değişiklik Teklifi Yasalaştı! İşte Yeni Kanunun Getirdikleri

Tanrı Dağlarındaki Ağıt

Ufuk Karadavut

Tanrı dağı denince akla Doğu Türkistan gelir. Hayatımızda hiç görmemişizdir. Ama adını duyunca garip bir heyecan kaplar içimizi. Adı bile farklı ve heyecan vericidir. ‘Tanrı Dağları’. Şiirlerimize, türkülerimize, marşlarımıza taşıdığımız ve hiç görmediğimiz halde içimizi burkan bir güzelliktir. Doğu Türkistan 1 828 418 km2 lik bir yüz ölçümüne, yaklaşık 30 milyonluk bir nüfusa sahip ve başkenti Urumçi olan bir ülkedir. Sincan Uygur Özerk Bölgesi (Doğu Türkistan), Çin Halk Cumhuriyeti içerisinde ve ülkenin batı bölgesinde yer almaktadırlar. Cumhurbaşkanlığı forsunda yer alan 16 yıldızdan birisi de Uygur Türklerine aittir. Doğu Türkistan halkı 3 defa hürriyetin tadını tatma fırsatı bulmuştur. 1863′te Doğu Türkistan’da Yakup Han başkanlığında “Doğu Türkistan İslâm Devleti” kurulmuş ve bu devlet; Osmanlılar, İngiltere ve Rusya tarafından resmen tanınmıştır. Ancak ömrü uzun sürememiş ve 1884 yılında Çinliler tarafından son verilmiştir. 1933 yılında Kaşgar’da Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti kurulmuştur. Bu Cumhuriyetin ömrü 1937′de sona ermiştir. 1944′de Gulca şehri Çinlilerden temizlenmiş, “Üç Vilayet İnkılâbı” olarak bilinen bu ayaklanmalar neticesinde Doğu Türkistan Türkleri, Ali Han Töre başkanlığında “Doğu Türkistan Cumhuriyeti” ni kurmuştur. Bütün Çin’e hâkim olan Komünist Çin Kuvvetleri, 1949′da Stalin’in de onayı ile Doğu Türkistan’a girerek bu tarihi Türk ülkesini resmen işgal etmiştir.

İşte işgal o işgaldir ki bir daha kendilerine gelemeyecekleri büyük darbeler bundan sonra görülmeye başlamıştır. Aslında burada yaşayan soydaşlarımızın katliamı yeni değildir. Ama bizler bunu yeni duymaya başladık. Haberleşmenin gelişmesi, Çin devletinin dış dünyaya açılma zorunda bırakılması ve batılı kuruluşların ticaret için bu ülkede yoğun şekilde çalışmaları nedeniyle orada gelişen olaylardan biraz daha fazla haberdar olmaya başladık. Haberdar olduk ta ne oldu?. Koca bir hiç. Bazen keşke hiç haberimiz olmasaydı diyesim geliyor.  Orada yapılan katliamları görüyorsunuz ve bir şeyler yapamıyorsunuz. Yöneticilerin duyarsızlığı sizi kahrediyor. Çin ile ilişkilerimiz bozulmasın diye kınamayı bile beceremiyoruz. Sadece “Çin’den ikna edici açıklama bekliyoruz”, “Çin’in iç işlerine karışmak istemiyoruz”, “Olaya insan hakları olarak bakıyoruz”. Ama sadece bakıyoruz. Gelişmelere bakarsanız sanki suçlu biziz ve biz Çinden özür dileyeceğiz. Hatta Dışişleri bakanımız Çin devletine olaylardan dolayı başsağlığı bile diledi. Elimize bir demet çiçek alıp göndermediğimiz kaldı. Ama olaylar biraz daha devam ederse eminim o işi de başarıyla yapacağız. Öyle bir telaştayız ki dışarıdan gören suçlu biziz zanneder. Aslında suçlu biziz. Suç karşısında susuyoruz. Bundan daha büyük suç olur mu?.

Dünya susuyor bunu anlayabiliyorum. Daha önce dediğim gibi “Küfür tek millettir”. Ama anlamadığım Türkiye ve Türk devletlerinin hemen hiç birinden bir ses çıkmaması. Neden kimseden ses çıkmıyor. Çin bu ülkeler için neyi ifade ediyor. Bu ülkeler Çinden ne bekliyor. Bu ülkeler 30 milyonluk nüfusun yok olmasından ne menfaatleri olacaktır. Acaba akıllarından “hepsi katledilse de sorun kökünden hallolsa” diye mi geçiriyorlar. Eğer böyle düşünüp susuyorlarsa beyhude. Çünkü sustukça sıra susana da gelecektir.

Ata yurdumuzun asil çocukları ve tarihimizin emaneti olan kardeşlerimiz ise mahzun ve umutsuz. Yardım isteyecekleri kimseler yok. Ülkemize girişlerine vize bile veremiyoruz. Aslına bakarsanız ellerindeki Gökbayrak’ın ülke içinde kullanımı bile yasak. Sahipsizlik, yalnızlık ve umutsuzluk bütün benliklerini sarmış durumda. Bu durumdan hiç rahatsız olanımız yok. İzlemek hoşumuz gidiyor ve televizyonların başına oturup magazin izler gibi olayları izliyoruz. Tepki ise yok. Bu konuda yönlendirmesi gereken sivil toplum örgütleri, dernekler ve partilerin işe sesi sedası çıkmıyor. Hakkını yemeyelim Saadet partisi bir eylem yaptı. Kendilerini kutluyor devamını bekliyoruz.

Buralarda akan kan kimin kanı hiç aklımıza getirmiyoruz. O kan aslında bizim kanımız. Kardeşlerimizin kanı. Bugün kardeşlerinin katledilmesine susanlar yarın neler olacağını kabullenmiş olurlar.  Afganistan'a, Somali'ye, Kosova'ya, Lübnan'a ve belki de ismini hiç duymadığımız ülkelere giden askerimiz oraya neden gitti. Türkistan’a neden gitmez ya da gidemez. Bunu sorgulamak bizim hakkımız. Bazı İslam diyarlarında olanlara karşı tepki gösteren ve kendilerin Müslüman diye adlandıranların Türkistan’daki olaylara duyarsız kalmaları ve orada kan aktıkça “Müslümanız” demeleri doğru değildir.

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim