• BIST 101.566
  • Altın 261,623
  • Dolar 5,6804
  • Euro 6,3745
  • Konya 19 °C
  • Dilipak'tan çarpıcı "İstanbul Sözleşmesi" yazısı: Bugünün yöneticileri, rahmetle anılsın istiyorum
  • F-35 mi, SU-57 mi? Hangisi üstün?
  • Ekonomi alanındaki 'torba teklif' Genel Kurulda kabul edildi
  • Dilipak'tan çarpıcı "İstanbul Sözleşmesi" yazısı: Bugünün yöneticileri, rahmetle anılsın istiyorum
  • F-35 mi, SU-57 mi? Hangisi üstün?
  • Ekonomi alanındaki 'torba teklif' Genel Kurulda kabul edildi

Suudi Arabistan-ABD ilişkileri

Mesut Ceran

Son dönemde ABD Başkanı Trump’ın çoğu ülkeye karşı yaptığı gibi- Riyad yönetimi hakkında diplomatik teamülleri aşan ve hatta istihza içeren bir üslubu alışkanlık haline getirmesi Suudi Arabistan-ABD ilişkilerinin doğasına yönelik bir ilgiyi açığa çıkardı. ABD başkanının kamuoyu önünde yaptığı açıklamalarda; “Suudi Arabistan’ı biz koruyoruz. Kral Selman’ı severim. Ancak Kral’a, ‘sizi biz koruyoruz, eğer biz olmazsak orada iki hafta oturamazsınız, bizim ordumuz için ödeme yapmalısınız’ dedim”, “biz Suudi Arabistan’ı koruyoruz ve onların para dışında bir şeyleri yok” şeklindeki ifadeleri iki ülke arasındaki ilişkilerin düzeyini yansıtması açısından önemli. Suudi yönetiminin, ülke hakkında, ABD başkanı tarafından benimsenen bu üsluba karşı kayıtsız kalması ise akla birtakım soru işaretleri getiriyor. Başka bir ülkeden, Suudi yönetimine yönelik en ufak bir eleştiriye misliyle karşılık veren Suudi yönetiminin, Trump’ın bu üslubu karşısında sessiz kalması, Suudilerin bu ittifakın sürmesi konusunda katlandıkları önemli bir fedakarlık olarak okunmalı. Örneğin geçtiğimiz yıl Kanada dışişleri bakanının Suudi Arabistan hakkında sarf ettiği birtakım ifadeleri şiddetle reddeden Suudi yönetimi Kanada’ya çok sert ekonomik ve diplomatik yaptırımlar ile cevap verirken, Trump’ın her geçen gün dozu artan rahatsız edici üslubuna karşı sessiz kalmayı tercih ediyor. Aslında Soğuk Savaş sonrası ABD’nin Orta Doğu politikasına yakından bakıldığında, ABD’nin, Suudi Arabistan’ı bölgede sürekli yalnızlaştırarak ABD güvenlik şemsiyesine mecbur edecek bir politika takip ettiği görülecektir. Örneğin 1990’da Saddam’ın Kuveyt’e girmesine yeşil ışık yakarak, 2003’te Irak’ı önce işgal edip sonra asker çekmek suretiyle İran nüfuzuna bırakarak; 2010 sonrası Arap Baharı sürecinde sokak hareketlerine doğrudan/dolaylı destek verip Suudi müttefiki rejimlerin (Mısır, Yemen, Tunus) devrilmesine katkı sunarak ve 2015 yılında İran ile nükleer anlaşma imzalayarak Suudilerin tehdit hassasiyetini artıran da yine ABD’den başkası değil. Yukarıda sayılan tüm bu dönemlerde Suudilerin artan güvenlik kaygıları ABD savunma sanayiine pahalı silah siparişlerinin verilmesi ile sonuçlanmıştır.

 

Suudi Arabistan içeride yönetimle Suudi vatandaşlar arasındaki bağları güçlendirip, dışarıda ise bölgenin önemli güçleriyle anlamsız rekabete girmekten vazgeçerek düşmanlarının sayısını azaltıp dostlarının sayısını çoğaltmadığı sürece yakın gelecekte ABD’ye güvenlik konusundaki bağımlılığında ve ABD’li yöneticilerin diplomatik teamülleri aşan bu üslubunda bir değişim olmayacaktır.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim