• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Konya -4 °C
  • Şamil Tayyar'dan, Fatih Dağıstanlı ve Tamer Korkmaz  için "Kripto FETÖ'cü"nitelemesi
  • Fetullah Gülen ilkokulu 17 yaşında bitirmiş
  • Anayasa Değişiklik Teklifi Yasalaştı! İşte Yeni Kanunun Getirdikleri
  • Şamil Tayyar'dan, Fatih Dağıstanlı ve Tamer Korkmaz  için "Kripto FETÖ'cü"nitelemesi
  • Fetullah Gülen ilkokulu 17 yaşında bitirmiş
  • Anayasa Değişiklik Teklifi Yasalaştı! İşte Yeni Kanunun Getirdikleri

Susmak

Ufuk Karadavut
Dünyadaki her devletin kendine göre belirlediği milli hedef ve menfaatleri bulunmaktadır. Belirlenen hedefler başka ülkelerin çıkarlarına ters düşebilir hatta aleyhine dahi olabilir. Türkiye’nin uzak ve yakın komşuları arasında da bu şekilde hedefler çizen ülkeler bulunmaktadır. Bu durumda yapılması gereken bağırıp çağırmaktan çok bu hedeflerinden vazgeçmelerini sağlayacak kadar ‘milli güç’ unsurlarına sahip olmaktır. Milli güç unsurlarının oluşturulması da ancak bu yöne kanalize edilmiş milli eğitim ve bu eğitime yardımcı olabilecek medya da dahil diğer unsurlar ile olabilecektir. Milli güç unsurlarının ülkemizde oldukça zayıf olduğu ve zayıflatıldığı görülmektedir. Başta ABD ve AB tarafından zayıflatılmak istenen Türkiye Cumhuriyeti şu anda tarihinin en büyük psikolojik savaşı ile karşı karşıyadır. Toplum bilincinin oluşturulmasında en önemli köşe olan medya insanları farklı alanlara yönlendirmekte ve insanları bilinçsizleştirmede başarılı olmaktadır. Dünyanın en seviyesiz programları televizyonları işgal etmekte, alt kültürleri öne çıkaran özendirici diziler her kanalda en çok seyredilen saatlerde yayına sokulmaktadır. Toplumun ayakta kalmasının temel belirleyicilerinden birisi olan moral değerleri çökertilmiş, gelenek ve göreneklerin iyi özellikleri unutturulmuş, kolay yoldan zengin olma, köşe dönme gençlerin temel düşüncesi olmuştur. Ülkenin hiçbir sorunu yokmuş gibi televizyonlarda magazin, futbol ve yarışma programları, mafya dizileri, alt kültür dizileri ile toplum oyalanmakta ve yönlendirilmektedir. Bunlar yetmiyormuş gibi hemen hergün kendini ‘ekümenik’ olarak tanıtan papaz ve papaz kılıklı adamlar tüm kanallarda boy göstermekte ve insanlarımızın bilinçli bir şekilde bunlara aşinalığı sağlanmaktadır. Halkın büyük çoğunluğu ne olduğunu dahi bilmediği Avrupa Birliği, ülkeyi kurtarıcı ve her sorunu çözücü bir güç gibi gösterilmektedir. AB yolunda Avrupa’da adam yerine dahi konulmayan insanların ülkemize ağza alınmayacak laflar söylemeleri, hakaretler yağdırmaları ve teftiş etmeleri, ülkeyi etnik olarak bölüp parçalamak isteyen hainlerin hiç susmaması ve seslerini daha gür çıkarmaları bu ülkeyi seven herkesi derinden yaralamaktadır. Borsanın ekonominin neredeyse %1’i bile olmadığı halde bu gizlenmekte ve neredeyse kumar niteliğine bürünmekte olan borsa ekonominin temel göstergesiymiş gibi halka sunulmaktadır. Sürekli olarak yapılan dışmerkezli müdahalelerle kasıtlı olarak düşük tutulan doların, yaratılacak bir kriz ortamında olması gerekenin çok üzerine çıkarak ekonomiye ağır darbe vurması ile oluşabilecek kriz korkusu ile yetkililer mevcut durumu eleştiren açıklamalar yapmaktan kaçınmaya adeta mahkum edilmişlerdir. Siyasal islamcılar, AB’nin özgürlük ortamının kendilerine de sağlanacağını düşünerek en büyük AB ci olmuşlardır. Gelecekte tarikat ve cemaat okullarına da izin verileceği gibi bir düşünce ile patrikhanenin ruhban okulunu açmasına sınırsız destek vermektedirler. Daha sayılabilecek o kadar çok sorun karşısında sessizlik toplumun tüm köşelerine egemen olmuştur. “Sessiz toplum” olarak yaşamaya çalışmaktayız. Adeta tüm şartları kabul etmiş ve ‘kader’ yada ‘kısmet’ gibi dini kavramalara sarılarak acizliğimizi kabullenmiş durumdayız. Bazılarımızda ‘evim var, arabam var başkaları beni ilgilendirmiyor’ diyerek ilgisizliğini açığa vurabilmektedir. ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ düşüncesi bünyemize öyle bir yerleşmiş ki, ülke menfaatlerine yönelik konuşmak isteyenleri bile, önce susanlar eleştirmeye başlamışlardır. ‘Milli güç’ unsurlarının susturulduğu suskun toplumlar dinamikliğini, yenilenmeyi kabul etmeyen, yönlendirilmeye açık ve yok olmayı kabul etmiş toplumlardır. Türk halkının bir an önce silkinip kendine gelmesi ve Allah (CC)’ın kendisine yüklemiş olduğu misyonu kaldığı yerden devam ettirmesi gereklidir. Aksi takdirde Avusturya cumhurbaşkanının değişiyle ‘2020 yıllarında AB’ye girecek Türkiye başka Türklerden oluşacaktır.’
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim