• BIST 107.303
  • Altın 153,156
  • Dolar 3,7141
  • Euro 4,3624
  • Konya 8 °C
  • "Torba Tasarı" Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul edildi! İşte tüm detaylarıyla Torba Yasa!
  • TÜRKSAT baskını davasında karar
  • "Kaynak Holding, FETÖ'nün sözde Türkiye imamına emanet"
  • "Torba Tasarı" Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul edildi! İşte tüm detaylarıyla Torba Yasa!
  • TÜRKSAT baskını davasında karar
  • "Kaynak Holding, FETÖ'nün sözde Türkiye imamına emanet"

Süleyman'ın tacı neden eğri?

Dr.Faik Özdengül

Her mülkün bir Süleyman'ı, her Süleyman'ın da bir tacı olur.  Tacı onun Süleyman olduğuna delalet eder. Süleyman doğru olursa Taç da başında dosdoğru durur.

Her birimiz kendi beden mülklerimizin Süleyman'ıyız. Kendimizi ve gönlümüzü dosdoğru kılmak da bizim vazifemiz. Hikayeye kulak verelim:

Rüzgâr,Süleyman’ın tahtına ters esti...Süleyman dedi ki: Ey rüzgâr, ters esme! ;

Rüzgâr da ey Süleyman dedi, sen de ters hareket etme... ters hareket edersen, benim tersliğime kızma!

Allah, biz ders alalım da insafa gelelim diye bu teraziyi halk etti.

Sen eksik dirhem korsan ben eksik tartarım... sen benimle apaydın muamelede bulunursan ben de seninle apaydın muamelede bulunurum!

Böylece Süleyman’ın tacı da eğrildi... aydın günü ona gece etti âdeta!

Süleyman dedi ki: Ey taç, neden başımda eğrilirsin... A güneş, doğumdan eksilme benim!

O eliyle tacı düzelttikçe taç eğrilmekteydi yiğidim!

Tam sekiz kere doğrulttu, sekiz kere eğrildi... dedi ki: Ey taç, bu ne bu? Eğrilme artık!

Taç dedi ki: Beni yüz kere doğrultsan yine eğrilirim... çünkü inanılır kişi, sen eğrilmedesin!

Süleyman, bunun üzerine kalbini doğrulttu... gönlündeki şehvetten soğudu...

Tacı da derhal doğruldu... nasıl istiyorsa başında öyle durdu.

Süleyman, bundan sonra onu mahsustan eğriltmede, taç da inadına doğrulmadaydı.

O ulu Peygamber, tacını sekiz kere eğriltti; her defasında taç, basında doğruldu.

Taç, dile geldi de ey padişah, nazlan dedi... kanadından mademki tozu, toprağı silktin; uç!

Bana izin yok ki bundan ileriye geçeyim... bu sırrın gayb perdelerini yırtayım!

Elini sen ağzıma koy da kapat... ağzım, beğenilmeyen şeyler söylemesin!

Hasılı sana ne dert gelirse başkasına kabahat bulma; kendine bak! Mesnevi. IV.1887 -1913

Dertliyim, dertlisin, dertliler...

İnsanlar, kasabalar, köyler, memleket, devlet. Her bir yerde bir şeyler eğreti.

Konuşulanları dinliyorum. Açılan her ağız, büyük bir ustalıkla kelimeleri, sözleri, harfleri, kendine dokundurmadan bir pervane gibi etrafa gönderiyor. Hepimiz başka her şeyle düşman ama içimizdeki bencil ve kötü komşuyla dostuz ve onunla pek hoş geçiniyoruz.

A dostlar, rüzgarımız neden hep ters? Suyumuz niçin bulanık? Tacımız tahtımız niye eğri?

Hadi Süleyman değiliz ve Tacın söylediklerini duymuyoruz. İyi de bari bir Süleyman arayalım. Bize mektubumuzu okusun. Hekim değiliz madem, sorup  soruşturup  hazık bir hekim de mi bulamayız? Buluruz da diyeceğinden endişemiz. Hekimin diyeceği belli, başkasını suçlama, renginin sarılığı kendi kanındandır. Güneş tam da tepede ve ortalık aydınlık, gözlerinde katarakt var. 

Lafı çok uzatmayalım,

Ortada bir problem var ve çözümü gerekiyorsa, ilk bakılacak yer kendimiz ve kendi mülkümüz. Sonra dışarı da bakarız illa ki.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim