• BIST 108.434
  • Altın 151,237
  • Dolar 3,6580
  • Euro 4,3278
  • Konya 5 °C
  • Columbia Üniversitesinden Prof. Wagner: Gülen, Türkiye'nin Usama bin Ladin'i
  • FETÖ'nün TSK'daki fişleme işini "Bilgin" yapmış
  • Ağbal: Taşeronlarla ilgili düzenleme yıl sonuna kadar Meclise gelecek
  • Columbia Üniversitesinden Prof. Wagner: Gülen, Türkiye'nin Usama bin Ladin'i
  • FETÖ'nün TSK'daki fişleme işini "Bilgin" yapmış
  • Ağbal: Taşeronlarla ilgili düzenleme yıl sonuna kadar Meclise gelecek

Su böreği nasıl yenir?

Seyit Küçükbezirci

Diyorlar ki; “Su böreği nasıl yenir, bilenle yiyecen”

Kusura bakan varsa hoş görsün… Bu ay hep böyle… Ramazan, oruç, iftar davetleri, mani atmalar; su böreği hayalleri, buz gibi ayranların düşlenmesi… Bilirsinizdir; tilkinin kırk hikâyesi varmış, kırkı da tavuk üstüneymiş… Oruç olan Gonyalı, “yemek destanları” okuya okuya, akşam ezanını iple çekecek; kırk düşüncesinin kırkı da iftarlık üstüne olacak.

                        Geçen yazımda; “-Ramazan çıkmadan size, Tahir Sakman’ın “mübarek taamlar”la ilgili “Amin Şiiri” ile “Börek Destanı”nı sunacağıma söz veriyorum. Okuyucularımı severim; onlara yazı babında kıyakçılık yapmaktan kaçınmam” demiştim. Sözümü az sonra tutacağım.

            SU BÖREĞİ ÜSTÜNE KONUŞALIM BİRAZ

                        Bilmiyorsanız benden öğrenin… Konya’da, şimdilerde, elimizde “Gonya Yimekleri” anlatı ustası, nasıl yeneceği konusunda “erbab” iki dostumuz var, ömürleri çok olsunç

                        Biri İhsan Kayseri; biri de Adnan Özkafa. İhsan, “Has Gonyalı”; soyadı niye öyle diye sorarsanız; rahmetli şair arkadaşım Nevzat Küçükerdoğan “Sehven öyle yazılmış” diyordu.

                        Adnan Özkafa, öğünmek gibi olsun, Konya’nın “Has Gonyalı Mahallelerinden Araplar”ın çocuğu… Bana itimadınız varsa; Adnan Özkafa, “Gonyalıca”yı en iyi konuşan sayılı kişilerden biri… 2010 yılında “Gonya Kitabı”Memleket Gazetesi yayınladı. Dikkat edin lütfen; Adnan Özkafa’nın “Gonya Kitabı”, Türkiye’de de, Konya’da da tekden… İçinde anlatılanların tümü “Gonyalıca” anlatılıyor. Bu durum, yüzyıl sonra bile araştırmacıların dikkatini çekecek.

                        Geçen haftalarda İhsan Kayseri, Koyunoğlu Konağı’nda, bir akşam, hazuruna, “Çarşı böreği nasıl yaptırılır, nasıl yenir” anlattı. Koyunoğlu Müzesi Müdürü Hasan Yaşar da, Konya’nın fikir sanat adamlarına bir iftar verdi; İhsan Kayseri, ortaya gelen “su böreği” tepsisinin başında, uygulamalı olarak, su böreği nasıl yenmeli?, gösterdi… Gücenmeyin niye haberimiz yok diye; bir davet de siz yapın, İhsan iyilik yapmayı sever, gelir üşenmeden gösterir…

                        Adnan Özkafa, on beş yıldan fazla bir zaman önce, Yeni Gazete’de “Asmalı Gave” köşesinde, her şeyi “Gonyalıca” anlatırdı… Hala unutulmadı, hala anılır. Adnan’ı gören hemen sorar; “-Asmalı Gave’yi ne zaman açacan?” diye.

                        Yeni haberim oldu; Adnan Özkafa, “Asmalı Gave”yi Merhaba Gazetesi’nde açmış. 1 Temmuzda ve 2 Temmuzda ardı ardına iki yazısı çıktı; “Su Böreği Yimenin Adabı” başlıklı… “Teraviden Gaytaranlar”ı da yazıyor; “Yağlı Somunun hakkı nasık verilir”i de anlatıyor.

                        “Yemek Yazarlığı” babında iki kıymetimiz var; Nevin Halıcı ile Saime Yardımcı. İkisinin de “Geleneksel Konya Mutfağı” konusunda, bizi Türkiye’de gündeme getiren güzel kitapları var. Kitaplarının sonuna İhsan Kayseri ile Adnan Özkafa’nın çarşı böreği, etliekmem, yaprak sarması, arabaşı, bamya, bamya, fırın kebabı anlatılarını “Gonyalıca” olarak koysalar… Sizce de çok hoş olmaz mı? Belki de yüzlerce insan “Gonyalıca” öğrenmeye karar verir.

                        Sözümü tutayım, artık… Tahir Sakman’ın yemek bekleye bekleye, saatleri iple çek çeke sabrı tükenmiş… İftar sofrasına gelmesini istediği taamları bir bir sayıyor; daha yemeden “Âmin” diyor…

                        Bakın, nelere, daha ağzına koymadan, mideye indirmeden “Amin” diyor:

“ÇORBA HENÜZ PİŞMEDİ Mİ? GELECEKSE GELSİN, ÂMİN”

Âmin

            Açlıktan ağlayan midem

            Gülecekse gülsün âmin

Çorba henüz pişmedi mi

            Gelecekse gelsin âmin

 

            Tavuk sulu olsun çorbam

Biraz limon sık be adam

Kaşıklarken inler babam

Ölecekse ölsün âmin

 

Tandırdaki çebiç nerde

Şifa olur cümle derde

Canım kebap olan yerde

Kalacaksa kalsın âmin

 

Çok olmalı bilmem azı

Oburluktur hep niyazı

İster tavuk ister kazı

Yolacaksa yolsun âmin

 

Su böreğini açmalı

Börekler yoksa  kaçmalı

Midemizi anzer balı

Delecekse delsin âmin

 

İçine fıstık bastılar

Tandıra kuzu astılar

Karnımıza külbastılar

Salacaksa salsın âmin

 

 

Sakın bana az ye deme

Nasıl yiyor bak dedeme

Tahta kaşık tiridime

Dalacaksa dalsın âmin

 

 

Kızdırmayın şu hanımı

Dolma sarsın her yanımı

Bamya yerken bir canımı

Alacaksa alsın âmin

 

 

Madem davet çıktı bize

Ispanak bizim nemize

Kelle kebap midemize

Dolacaksa dolsun âmin

 

 

Lezzetine varmak gaye

Etli pilav bize paye

Yanında bir kifaye

Olacaksa olsun âmin

 

 

Beni bulur elin acı

Sahura da çağır hacı

Dervişozan’ı davacı

Bilecekse bilsin âmin

 

 

 

 

“BÖREK DESTANI”NA BAŞLARKEN BİRKAÇ SÖZ…

                       

            “Anam Babam Gonyalı” değilseniz, bir “Gonyalı” ile “Yandan Bacanak” değilseniz; “İnişdemiz” bile değilseniz, siz, “Hakiki Gonya Su Böreği” yy,emediniz demektir… Ayıp değil… Amma, Gonyalı epbablarınız mutlaka vardır; onlara emrivaki yapıp kendinizi davet ettirin… Onlar da hanıma bir koç bağışlayıp evlerinde açtırsınlar, pişirtsinler.

            Şimdi Tahir Sakman’ın “Börek Destanı”na geçeceğim. Ame; velevki, hakiki su böreği ikram edilen bir yere davet edildiniz… İnşaallah orada “Su böreğinin nasıl yeneceğini bilenler” vardır… Demişler ki “-Çirkininen bal yenmez, güzelinen taş taşı…” Su böreğini de su böreği yemeyi bilenle yiyeceksiniz.

 

 

Börek Destanı

 

Nevzat abi sen buyur gel

            Yiyeceğin börek olsun

İster yağlı ister kuru

İsterseniz gevrek olsun

 

Kakırdakla küflü peynir

Dostlar ile güzel yenir

Acıkana buyur denir

Duble çoktur çeyrek olsun

 

Şöyle durup sıkmalıdır

Tereyağı akmalıdır

Yalçın abi bakmalıdır

Sık yemesin seyrek olsun

 

İçi gıysın bizim hanım

Kurban olsun benim canım

Sağım solum dört bir yanım

Böreklerden direk olsun

 

Unutma eski kıymayı

Kakırdak soğan koymayı

Yerken unutsam saymayı

Duran yalnız yürek olsun

 

Anlı şanlı heyecanlı

Börek olsun yedi canlı

Yemek için delikanlı

Beş on tane gerek olsun

 

Böreğin üstüne pekmez

Meram çayı olsa yetmez

Dostlar kusura bakmaz

Üzüm heven hevenk olsun

 

Kardeşiniz sizi bekler

Börek derken yürek tekler

Koltukta pişen börekler

Cenazeme çelenk olsun

 

Muhabbettir sağı solu

Yolumuzdur sevgi yolu

Börek için kıyma dolu

Kırılacak çömlek olsun

 

Dervişozan neler desem

Dostlar ile ben de yesem

Cumartesi yedirmezsem

Yiyeceğim değnek olsun

 

Mesaj Tahtası

 

ÇOK ŞÜKÜR;

KOYUNOĞLU’NUN IŞIĞI YANDI,

SOFRASI KURULDU

 

“Konya’nın hayırlı evladı”; İzzet Koyunoğlu… Bir ömür boyu biriktirdiği “Karun Hazinesi” değerinde, yazmaları, eski eserleri Konya halkı faydalansın diye Konya Büyükşehir Belediyesi’ne bağışlayıp gitti.

            Koyunoğlu’nun “Baba evi”, yüzyıl önce yapıldığı gibi elden geçirildi;    Koyunoğlu Kültür ve Yaşam Konağı” olarak hizmete açıldı.

            Geçen Pazartesi 7 Temmuz’da, İzzet Koyunoğlu Müzesi Müdürü Hasan Yaşar bir iftar verdi. Konya Fikir Sanat Kültür Adamları Derneği üyelerine.

“İftar vesilesi” ile, İzzet Koyunoğlu’nun evinin kapısı, bağışlandığından kırk yıl sonra açıldı; odalarının ışığı yandı; büyük divan sinileri kuruldu.

            Hasan Yaşar Bey, tam bir “Garadakım Gonya Yimekleri” listesi ile başlattı iftarı.

            En azından yüz yıllık sırasıyla sunuldu yemekler; divan sinisi İhsan Kayseri, canlı ortada, su böreğide, “tel gadif”te, yaprak sarması da sıra şaşırılmadan konuldu…

            “Sofranın Şeyhi” Mehmet Ali Uz; dev sininin çevresinde; kıdem sırasına göre; Hasan Özönder, Prof. Haşim Karpuz, prof. Ali Osman Öztürk, Doç. Yaşar Erdemir; “ağır misafirler” İsmail Detseli, Ali Işık, Zeki Oğuz, İbrahim Dıvarcı, Ahmet Kuş… Keşke yerim olsaydı da herkesi saysaydım.

            Yemek, İhsan Kayseri’nin uyarısı üzre yenildi; göbeklerde sini arasında dört parmak aralık konarak başlandı. Ama, hiç kimse de eski “Gonyalı formu” kalmamı; göbekler bir parmak bire siniye yaklaşmadı.

            Giderken “Diş kirası”nı da aldık, Müze Müdürü Hasan Yaşar’dan içinde “peynir şeker”ler olan küçük bir torba… İçinde de “-Diş Kirası” -Yaşayan Eski Konya Evi Hatırası- Ramazan 2014 yazıyor. Çok hoş olmuş; müzeme koyup saklayacağım.

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim