• BIST 81.712
  • Altın 147,331
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • Konya 2 °C
  • Sürücülere kötü haber: Yüzde 30 zam geliyor
  • CHP'liler erken seçim ipine sarıldı
  • FETÖ’ye bağlılık ‘narkoz testi’nde
  • Sürücülere kötü haber: Yüzde 30 zam geliyor
  • CHP'liler erken seçim ipine sarıldı
  • FETÖ’ye bağlılık ‘narkoz testi’nde

Sosyal Sorumluluklarımız Nerede Kaldı?

Ufuk Karadavut

İnsanoğlu yaratılış itibariyle sosyal bir yapıya sahiptir. Tek başına yaşaması oldukça zordur. Zaten tarihte bunu başarabilmiş örnek sayısı da oldukça azdır. Hatta halkımız “yalnızlık Allah’a mahsustur” diyerek bunu kendi aralarında dile getirmişlerdir. Sosyal olmak demek aynı zamanda belli bir toplum içerisinde yaşamak demektir. Eğer bir toplum içerisinde yaşıyorsak o toplumun kurallarına uymak zorunluluğumuz vardır. Elbette uyulması gereken kurallar milli ve dini değerlerimize ters düşmediği sürece geçerlidir.

            Hemen her alanda sosyal sorumluluk kelimesi kullanılır. Aslında ne anlama geldiği konusunda tam bir açıklayıcı bilginin bulunmadığı ve herkesin farklı algıladığı anlaşılmaktadır. Özellikle bazı kurum ve kuruluşların hazırlamış oldukları ve adına “sosyal sorumluluk projesi” dedikleri projelerin önemli bir kısmının aslında sosyal taraflarının olmadığı ya da çok az olduğu anlaşılmaktadır. Öncelikle sorumluluk kavramını açıklamak gerekiyor. Sorumluluk insanların öncelikle kendisi ve sonrasında ise yaşadığı çevre için ve diğer insanlar için yapması ve yerine getirmesi gereken görevlerdir. Aslına bakılırsa sosyal sorumluluk oldukça geniş bir içeriğe sahiptir. Yüzyıllar öncesinde Peygamberimiz sorumluluk kavramını çok güzel bir şekilde açıklamıştır. “Kendin için istemediğini başkası için isteme” diyerek sorumluluk kavramına derinlik ve anlam kazandırmıştır. Çünkü sosyal sorumluluk toplum ve insanlık adına yapılması gerekenleri de bünyesinde barındırmaktadır.

            Bu özelliğinden dolayı da toplumda görev alan, topluma uyum sağlamış kişilerin ortak yaşam standardı içerisinde diğerlerine karşı saygılı olması gerekmektedir. Ancak özellikle ülkemizdeki insani değerlerin ciddi anlamda tahrip olması, dini ve milli özelliklerin gerçek anlamı dışına çıkartılarak sembollerin ötesine geçmemesi ve dini değerlerin anlamsızlaştırılarak Müslüman görünümlü dinsizlerin çoğalması nedeniyle sosyal varlık olan insan bu özelliğini neredeyse tamamen kaybetmeye başladı. Sosyal sorumluluk kalmadığı gibi temel insani değerlerde kalmadı. İnsanlar çeşitli şekillerde gruplaşamaya başladılar.  Aslında planlı bir şekilde yapıldığını düşündüğümüz bu yapılanma ile insanlar bozulan toplumsal yapı içerisinde kendilerini koruma altına alabilmek için çeşitli kişi ve gruplar tarafından oluşturulan ve kim tarafından yönetildiği dahi tam olarak bilmeyen bazı dernek, cemaat, tarikat gibi yollara girmeye başladı.

Girilen yerlerin içeriğine çokta dikkat edilmedi. Önemli olanın kendisi ve çocuklarını toplumdaki yozlaşmadan ve tahribattan korumaktı. Amaç oldukça iyi idi, ama tam olarak araştırılmadan yapılan ve özel olarak yetiştirilmiş bazı kişi ve grupların etkisine girenler başkalaşmaya başladılar. Artık burada görev alan ya da grubun üyesi olanlar kendi başlarına karar alamaz hale getirilerek beyinleri, bir şekilde uyuşturuldu. Öyle bir hale gelindi ki, birilerinin söylediklerini söyler, birlerinin konuşmak istediklerini konuşur ve birilerinin duymak istediklerini duyar oldular. O kadar kapıldılar ve etki atında bırakıldılar ki kimlik ve kişilikleri ellerinden alınması itiraz dahi edemediler. Sonuçta sosyalleşme yerine daha kapalı bir yapıya büründüler. Sosyalleşme derken sadece kendi grubuyla birlikte olmaya, yardımlaşma deyince sadece kendi çevresine yardımı ve inanç derken de sadece kendisinin bağlı olduğu grubun değer ve inançları dışına çıkmamaya başladı. Aslında “sadece ben” taassublu bir yapı gelişti. Çok sayıdaki taassublu yapının bir araya gelmesi elbette beklenmemeliydi. Olan da oldu ve insanlar derin bağlardan uzaklaşarak daha kolay kopabilen bağlarda bir araya gelmeye başladı. Sosyal sorumluluklarımızı bir tarafa atarak sadece kendimizi düşünen bencil bir yapıya kavuşturulduk.  Bu özelliğimiz nedeni ile makam kaybetme korkusu ya da para kaybetme korkusu Allah korkusunun önüne geçti. Yani kaybettik. Ama bunun bir türlü farkına varamıyoruz. Çünkü varmamıza izin verilmiyor. Varırsak özümüze döneceğimizden korkuluyor. Asıl olan özümüzdekidir. Ama bir fark edebilsek….

Not: Önümüzdeki hafta Mübarek Kadir Gecesini ve Ramazan Bayramı idrak edeceğiz. Hem Kadir Gecesinin hem de Ramazan Bayramının Hayırlara vesile olmasını diliyorum…

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim