• BIST 81.712
  • Altın 147,398
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • Konya 0 °C
  • Sürücülere kötü haber: Yüzde 30 zam geliyor
  • CHP'liler erken seçim ipine sarıldı
  • FETÖ’ye bağlılık ‘narkoz testi’nde
  • Sürücülere kötü haber: Yüzde 30 zam geliyor
  • CHP'liler erken seçim ipine sarıldı
  • FETÖ’ye bağlılık ‘narkoz testi’nde

Sömürgeleşmenin Diğer Adı

Ufuk Karadavut

Hangi köşeye bakarsanız bakın, ya da hangi konuşmayı dinlerseniz dinleyin cümlelerin arasında geçen ‘Küreselleşme’ ya da ‘Globalleşme’ kelimelerini duyarsınız. İçeriğini aslında tam olarak kimsenin bilmediği ama birilerinin ısrarla bizim bilmemizi istedikleri şekilde yönlendirdikleri kavramlardır. Kavramlar ve kelimelerle o kadar çok oynanıyor ki anlamak mümkün olmuyor. Zaten günlük hayatımızda kullandığımız kelime ve kavramların pek çoğu bize ait değil. Ancak içlerini kendi anladığımız ya da bize anlatılanlarla yaptığımız yalan yanlış yorumlarla doldurmaya çalışıyoruz. ‘Küreselleşme’ işte bu kavramlardan en önemlilerinden birisidir.

Küresellik ya da küreselleşme kavramlarını iyi incelememiz gerekmektedir. Bu kavramlar iyi anlaşılırsa altında yatan gerçekler bilinir. Bizleri yanlış yönlendirenlerin amaçları da ortaya konulmuş olur. ‘Dünya küreselleşiyor, buna karşı direnemeyiz’, ‘küreselleşmeye ayak uydurmalıyız’ ya da ‘Dünya tek pazar oldu, biz bunun dışında kalamayız’ gibi söylemlerin altında hangi amaçlar yatmaktadır? Bunları görebilme imkanımız olacaktır.  

Küreselleşmenin insanlık için faydalı olacağını ve buna karşı konulamaması gerektiğini ifade edenlerin temel görüşleri hemen hemen aynı kaynaklıdır. Ufak tefek değişiklikler olsa da temel olan ‘koruma’ fikrinin terk edilmesi, ‘milli’ düşüncenin ya da ‘ulusalcılığın’ bırakılması etrafında dönüp durmaktadır. Küreselleşme demek aslında sizin koymadığınız ve hiçbir aşamasında kural koyucu olamayacağınız, büyük şirketlerin daimi pazarı olacağınız sömürü düzenine uymak anlamı taşımaktadır. Eğer Allah’tan korkulmuyorsa ‘Güçlü güçsüzü ezer’ kuralı geçerlidir. Özellikle dünya genelinde düşünüldüğünde İslam düşmanlığının had safhaya ulaştığı, sermayenin büyük oranda Yahudi ve Hıristiyanlar’ın elinde toplandığı günümüzde bu gerçek daha acımasız bir şeklide uygulanabilmektedir.

Sermaye sahiplerinin anlayışı ile bizim inanç sistemimizin anlayışı birbirinden tamamen farklıdır. Küreselleşmenin sınırsız savunucuları olan büyük sermaye sahipleri vahşi bir kapitalizmi savunurken tek düşüncesi ‘kazanmak.’ Bunun sonucunda insanların yada doğanın ne olacağının bir önemi yoktur. Kapitalizmin kurucusu Avrupa’dır. Bunun en önemli sebebi  özellikle İngiltere, Fransa, Hollanda, Belçika, İspanya ve İtalya gibi ülkelerin uygulamış oldukları denizaşırı sömürgelerindeki başarı şansını artırmaktır. Uyguladıkları politikaları meşru hale getirmektir. Bunda da başarısız oldukları söylenemez. Oldukça güçlü Avrupa devletleri güçsüz Asya, Afrika ve Amerika toplumlarının varlıklarını sınırsızca sömürüyorlardı. Bugün bile İngiltere’nin başını çektiği ‘Birleşik Krallık’ ya da Fransa’nın lideri olduğu ‘Fransız Milletler Topluluğu’ pek çok ülkeyi çatısı altına almış ve bütün kaynaklarını acımasızca İngiltere’ye ya da Fransa’ya taşımaktadırlar.   

Biraz gerilere gittiğimizde Afrika’nın yerli insanlarının hayvanlar gibi gemilere atılıp yıllarca ucuz işgücü olarak pamuk tarlalarında çalıştırılmaları, Fransızlar’ın özellikle Kuzey Afrika’yı acımasızca sömürmeye devam ettiği ve sadece Cezayir de bir buçuk milyondan fazla insanı katlettiği, Belçikalılar’ın Kongo’da insanları köle yaptığı gibi kaçmalarını engellemek için bir ellerini kestiği, İspanya Amerika kıtasına ilk gittiğinde rahat bir sömürge sistemi kurabilmek için 700 askeri ile 16 milyon Amerikan yerlisini öldürdüğü yetmiyormuş gibi, günümüzde pazarlarını batıya açmıyor diye Irak’ı işgal eden ABD ve AB ülkesi yüz binlerce sivil insanı katlediyor ya da en ağır işkencelere maruz bırakarak Irak’ın ‘Küreselleşmesine’ ve ‘Liberalleşmesine’ katkıda bulunuyorlar. Daha da ötesi ABD’nin başkanı açıkça dünya’nın karşısına çıkıyor ve liberal politikaları izlemeyen küreselleşme karşıtı olan ülkeleri ‘Serseri devletler’ olarak ilan edebilmektedir.  

Günümüzde liberalleşme ya da küreselleşme denildiğinde anlaşılan tek şey güçlü olan devletlerin güçsüz olan ya da güçsüzleştirdikleri devletleri olabildiğince sömürmeleridir. Sömüremediklerini ise çeşitli politikalarla alt yapılarını hazırlayarak sömürme çalışmaları yapmalarıdır. Dikkat edilirse Küreselleşme politikaları’nın en büyük destekçileri ve öneri sahipleri güçlü batılı devletlerdir. Ne kadar pazarınızı açar ve sömürü düzeninden yana olursanız o kadar küreselleşmiş olursunuz. Ne kadar sömürülürseniz o kadar ekonominiz iyi yoldadır. Son yıllarda ülkemize IMF, Dünya Bankası ya da benzer kuruluşlar tarafından baskı yapılarak ‘Mutlaka çıkarılmalı’ ya da ‘Olmazsa olmaz’ dedikleri yasaların ne kadarı ülkemiz insanlarının işine yarıyor? Genel olarak Düyun-u Umumiye zihniyeti ile hareket eden  bu örgütler büyük sermaye şirketlerinin desteği ile kurulmuşlardır ve Türkiye’nin borçlarını rahat ödeyebilmesi için düzenlemeler yapmaktadırlar. Bir anlamda tam sömürgeleştirme ve sürekli sömürgeleştirme politikaları izlenmektedir. Kenya kurucu devlet başkanı Kenu Kenyattu’nun şu çerçevelik sözü bize çok şeyi söylemeye yetiyor: Batılılar geldiklerinde ellerinde İncil vardı, bizim elimizde topraklarımız. Bize gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler. Gözümüzü açtığımızda bizim ellerimizde İncil, onların elinde ise topraklarımız vardı.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim