• BIST 90.787
  • Altın 254,429
  • Dolar 5,8790
  • Euro 6,5887
  • Konya 16 °C
  • CHP adayı Ekrem İmamoğlu'nun yalanları Twitter'da gündem oldu
  • 'CHP'nin gözdeleri Mafya gibi'
  • SGK resmen açıkladı... O meslektekiler artık erken emekli olacak!
  • CHP adayı Ekrem İmamoğlu'nun yalanları Twitter'da gündem oldu
  • 'CHP'nin gözdeleri Mafya gibi'
  • SGK resmen açıkladı... O meslektekiler artık erken emekli olacak!

Soğuk savaş…

Mesut Ceran

ABD çeşitli nedenlerle hem 1970’lerde hem 1980’lerde uluslararası “düzen” diye adlandırdığımız bir dizi anlaşma, kurum, kural ve beklentiden oluşan küresel düzende belirli değişimlerin öncüsü olmuştu. Bu dönemlerle günümüz arasında paralellik kuranlar, ABD’nin Küba ve Vietnam’da o zamanlar aldığı yenilgilerle, bazılarının tanımlamasıyla “liberal enternasyonalizmin kanlı kuzeni” Yeni-Muhafazakârların getirmiş olduğu ekonomik yükü ve insani maliyeti benzer kefelere koyuyorlar. Zaten Soğuk Savaş bittiğinden beri, uluslararası ilişkiler alanında, küresel uluslararası düzenden ABD’nin rakiplerinin (herkesten önce uluslararası ticarette sahip olduğu bazı artılar nedeniyle Çin’in ve daha ılımlı ve sınırlı bir biçimde enerji sektöründeki artıları nedeniyle Rusya’nın) yarar sağladığını düşünen bir “düşüş/gerileyiş” (decline) yazınıyla baş başaydık. Kimi zaman, bu yazın ABD’nin belirli küresel sorumluklardan çekilip kendi tanımladığı özel çıkar alanlarına ve daha çok refah sahibi olmaya odaklanması gerektiğini söyleyen izolasyoncu ve yarı-izolasyoncu bir grubun savunularıyla da birleşiyordu. Nitekim yüzyılın başında Kindleberger bize, düzen kurucu hegemon gücün uzun vadede (küresel yarar sağlama sorumluluğu nedeniyle) diğer güçler karşısında dezavantajlı olabileceğini hatırlatmıştı. Dolayısıyla ABD’nin, tüm maliyetine rağmen ve hâlâ güçlüyken, uluslararası düzende belirli değişimler talep etmesi beklenmiyor değildi. Beklenmeyen, Trump yönetiminin dillendirdiği şekilde, korumacılığa, ticaret savaşlarına, çok-taraflılığın ve uluslararası hukukun reddine, yaptırım ve cezalandırma diplomasisine, yani seçici ama yoğun bir güç kullanımı ve güç kullanma tehdidine dayalı, küresel sorumluluğun paylaşılmasını değil terk edilmesini temel alan milliyetçi bir güç stratejisine dönüştü.

 

 

Trump yönetimi işbaşına geldiğinde bu yeni güç politikası için uygun bir ortam buldu. Her şeyden önce, Batı siyasetinde ibre popülist milliyetçiliğe kaymıştı ve liberal küresel ve bölgesel ticaret düzeninin yaratmış olduğu –orta ve uzun vadede gerçek olmasa da– “işlerimiz ve paramız gidiyor” korkusu kitleleri Trump’ın kullanacağı dile (“kimsenin Amerikalıların parasını çalmasına izin vermeyeceğim”) ve uygulayacağı siyasete (göçü önlemek için aileleri ayırma politikasından duvar örüp, ek gümrük vergileri getirmeye kadar) hazır hale getirdi.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim