• BIST 73.391
  • Altın 133,043
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • Konya -1 °C
  • 'Bordo bere' için rekor başvuru
  • Vatandaşı canından bezdirmişti! Artık dört yıl cezası var
  • Başbakan Yıldırım: 80 bin KOBİ'ye mali kaynak sağlanacak
  • 'Bordo bere' için rekor başvuru
  • Vatandaşı canından bezdirmişti! Artık dört yıl cezası var
  • Başbakan Yıldırım: 80 bin KOBİ'ye mali kaynak sağlanacak

Siyaset üzerine denemeler...

Adem Alemdar

Yıllarca kendilerinden başka kimsenin önemli olmadığı, her naneyi en iyi bilen, her seçimde doğal olarak listenin en tepelerinde yer alan yüzlerce siyasetçi gördü bu millet.

İsim vererek polemiğe girmek istemiyorum bir vekil adayımız; fi tarihinde, yaklaşan seçimler için yanında peşgirini tutan, arabasıyla taşıyan, kahrını çeken gençlerle o köy senin, bu kasaba benim gezdikten sonra akşama doğru bir ilçemize uğrarlar. Sabahın erken saatlerinden bu yana yaptıkları seçim çalışması siyasetçimizi iyice yormuştur ve karnı da çok acıkmıştır. Araç ilçenin meydanında bir yerde durunca arabadan ilk yorgun ve aç siyasetçimiz çıkar ve az ötedeki simitçinin tezgahına yanaşarak kokulu bir simit alarak ücretini verir ve ısırarak az ötedeki kahvehaneye doğru yürümeye başlar. Bu arada araçtaki diğer üç kişi olup biteni hayretle izlemekte ve anlam verememektedir. Çünkü onlar da yorulmuştur ve onlar da çok açtır...

20 gün sonra yapılacak seçimde kuvvetle muhtemel bilmem kaçıncı kez milletvekili seçilerek Ankara'ya gidecek vekilimiz saatlerdir kendisiyle birlikte olan gençlerin aç olduklarını umursamadan simidini bitirirken, gençler de aynı simitçinin tezgahına yanaşırlar ve içlerinden ilk davranan üç simidin parasını ötekilerden önce vermeye kalkışır. Tatlı bir kavga sonucunda içlerinden birisi simitleri ısmarlar, diğerleri de arabanın yanında kuru kuru simitlerini yerler. Anlı şanlı vekilimizin yanına bile gitmek gelmez içlerinden, ancak dönüş yolculuğunu da birlikte yapmak zorundadırlar...

Yapılan seçimlerde, yanında kendisi için koşuşturan gençlere bırakın yemeği simit bile ısmarlamayı akıl edemeyen siyasetçimiz tekrar vekil seçilir ve halkı için çalışmaya kaldığı yerden devam eder. Malının, mülkünün belki sayısını bilmeyen, ama işini iyi bilen bu siyasetçimize aradan uzun yıllar geçmesine rağmen ekrana her çıktığında o gençler dua ederler!

(Not: Yukarıda anlatılan siyasetçinin şuandaki partilerle ve siyasetçilerle alakası yoktur)

...

Bir büyüğümüz geçenlerde "içindeki rant partililer ayıklansın AK Parti yüzde 60 oy alır" deyiverdi. Bu çok önemli bir laftır, her yiğidin harcı da değildir. Belki sokakta sarı çizmeli mehmedağa der, ama kamuoyunun önündeki birisi zor der. Niye zor der derseniz, tüm siyasi partilerimiz, tüm siyasetçilerimiz zerre eleştiriye tahammül edemez bir yapıya sahiptir. Bizim siyaset genlerimiz arızalıdır. Hangi partimiz içe dönük eleştiriyi kabul etmiştir şimdiye kadar. Doğru söyleyeni anında yok eden bir yapı siyasi partilerimizin görünmeyen tüzüğü gibidir...

Yukarıdaki lafı eden abimiz, iyi bir AK Partili, iyi bir Reis'çidir, ancak bu bilindiği halde yakında o da bu söyleminden vazgeçebilir. Sorunumuz, söylediğimiz lafın bizatihi kendisi değil, mefhumu muhalifinden kaynaklanır. Yani, "haaa, demek ki sen bizim içimizde rantçılar var diyorsun demek" haline dönüşür. Oysa laf oraya götürülmeden, pozitif bir bakış açısıyla "evet yaa, adam haklı, şu şu kişiler bize zarar veriyor, kendilerine çalışıyorlar, bunları yapıdan uzaklaştırırsak oyumuz artar" deyiverseler maksat hasıl olacak.

Her işin bir rajonu vardır, siyasetin ilk rajonu ise vefasızlıktır. Şimdi düşünün, adamla bir sürü şey paylaşmışsınız; hayallerinizi, hedeflerinizi, planlarınızı... Birlikte sır halinde anılarınız var. Kısaca adam sizi tanıyor, siz adamı tanıyorsunuz. Hani derler ya, "Danayken sektiğini bilirim" diye o şekilde. Şimdi bu adamımız o kadar kişinin içinden bir şekilde sıyrılıp nereye aday olduysa artık seçilmiştir. Seninle eskisi gibi görüşmeye devam etse, rahat hareket edemez, her şeyine karışırsın. Beklersin sana bişeyler sorsun diye, bir sefer aramaz bile. Geçmişini bilenlerle yanyana siyaset sürdürülebilir bir şey değildir yani. Yeni yüzler, yepyeni dostluklar kurulur, eskiler ise ya bir dahaki seçimde ya da makamı, mevkiyi kaybedip dönünce lazımdır. Hakkımızda hayırlısı olsun...

 

Sami Büyükkaynak'tan:

İranlı'nın Peygamberimizin hayatını konu alan filmiyle uğraşacağımıza, biz böyle ses getirecek hangi filmi yaptık diye düşünmemiz lazım.

Sinema sektörü muazzam bir sektör. Amerikalılar, İngilizler dünya görüşlerini insanlara enjekte etmek için sinema sektörünü kullanırlar. Filmlerle dünyamızı inşa ederler, kendi imparatorluklarını kuvvetlendirirler. Bunun için milyonlar harcarlar. Sizin vaazlarla, seminerlerle, konferanslarla anlatmaya çalışıp yapamadığınızı üstüne üstlük para da alarak insanlara aktarmanın aracıdır, sinema.

Biz müslümanlar kırık dökük yaptığımız filmlerde kaldık. Mustafa Akad'ın yaptığı harika film ''Çağrı''nın ötesine geçemedik. Hala ''Çağrı'' nın müziğiyle heyecanlanırız, fetih duygularımız kabarır. En azından bizim nesiller için böyle.

Türkiye özelinde Yücel Çakmaklı'nın Birleşen yollarından, Mesut Uçakan'ın Kelebekler sonsuza kadar uçar'ından öteye geçemedik. Hala bizden diyeceğimiz sağlam yönetmenlerimiz yok. Binlerce iletişimci genç üniversitelerden mezun oluyor ama onların ellerinde tutan yok. Özel tv kanallarının kölesi olmaktan öteye gidemiyor, gençler. Ellerinden tutan yok.

Şimdi kalkmışız Şiî tandanslı olan ki bu normaldir, Mecidî'nin filmini eleştiriyoruz, gidelim mi gitmeyelim mi tartışıyoruz.

Gidelim de düşünelim, niye biz bu tür değerlerimizi inşa edecek sünnî tandanslı filmler çekemiyoruz, diye. Gıpta etmek lazım, Şiîler bu işi yapıyorlar.

Sahi bizim kanallarda dizi halinde yayınlanan ''Hz Yusuf'' filmi kimin? Tahmin ettiğiniz gibi, İranlıların... Bilmem anlatabildim mi?

 

Rasulullah Aleyhisselatü vesselam Efendimiz Şöyle Buyurmuştur:

"Allah Teala, yaşından ötürü bir ihtiyara saygı gösteren gence, yaşlılığında hizmet edecek kimseler lütfeder. (Tirmizi Birr, 75)

 

Mehmet Emin Tulukçu'dan:

KIYASLAMA

46 Yıllık öğretmenlik hayatımda yüzlerce ilkokul öğrencisi okuttum . Aynı yetenekte , aynı akılda , aynı öğrenme seviyesinde , aynı seviyede duygularını ifade edebilen öğrencilere rastlamadım . Hatta ikiz öğrencilerim oldu , onların bile farklı olduklarını gördüm .

Bu yüzden çocuklarımızı başka çocuklarla kıyaslamayalım . Özellikle içimizden yapsak bile , bunu çocuğumuza belli etmemeliyiz . Bunu yaparsak , çocuğa hiç bir faydası olmaz . Aksine zararı olur .

Çocuğumuzu olduğu gibi kabul edersek , hem çocuğumuza hem de kendimize iyilik yapmış oluruz .

Her insanın başarılı olduğu bir yönü , mutlaka vardır . Zamanı gelince ortaya çıkar .

SELAM VE SEVGİLERİMLE

 

Özgür Basın diye bağırıyorlar

1) Kandil'e gidip "PKK'lılar çok cici çevreci çocuklar yere izmarit bile atmıyorlar diye haber yapacaksın

2) FETÖ'cülerden belge alıp MİT Tırları haberi yapacaksın ve Türkiye'yi IŞID'e destek veren ülke olarak dünyaya hedef göstereceksin.

3) Darbeci FETÖ'cü savcılarla röportaj yapıp Cumhurbaşkanını organize suç örgütü lideri olarak sunacaksın

4) Hz. Peygamber'e (s.a.v) hakaret karikatürleri yayınlayan Charlie Hebdo dergisine destek verip ücretsiz dağıtarak Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya kalkacaksın.

5) Fransa'da bomba patlayınca "Fransa Çocuklarına Ağlıyor"; Türkiye'de bomba patlayınca ise "Katliamlar Ülkesi" diye manşet atacaksın

6) Türkiye sınırdışına operasyon yapınca düşman devlet ağzı ile "Kimse Türkiye'yi istemiyor; Türkiye işgal ediyor" haberleri yapacaksın

Ne bekliyordunuz, Devlet Üstün Hizmet Madalyası mı?

Hizmet ettiğiniz devletten bekleyin!..

Mehmet Bahcivan

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim