• BIST 89.809
  • Altın 145,306
  • Dolar 3,6167
  • Euro 3,9083
  • Konya 1 °C
  • TŞOF Başkanı Apaydın: Sahte plaka satan internet sitelerine erişim yasaklandı
  • FETÖ elebaşısı Gülen hakkında yokluğunda tutuklama kararı
  • Terörü destekleyen sözleşmeli personelin işine son verilecek
  • TŞOF Başkanı Apaydın: Sahte plaka satan internet sitelerine erişim yasaklandı
  • FETÖ elebaşısı Gülen hakkında yokluğunda tutuklama kararı
  • Terörü destekleyen sözleşmeli personelin işine son verilecek

Şimdi / Öyle özledim ki..

Seyit Küçükbezirci

Şimdi/Öyle özledim ki; elli yıl önceyi

Sabah namazı kepenkleri gür gür açılan, “Hak Kapısı” küçük dükkânlardan birinde, Aziziye, ya da Kapı Camii civarındaki fırınlarda yapılmış tırnaklı, bir metre uzunluğunda, zar gibi ince bir pide. Yanında bir toprak tuluk peyniri; yanında kehribar gibi sarı koca bir salkım üzüm. Umur görmüş, kahır çekmiş bir demirci ustası; ocağını yakmış, kor taşkömürü ateşinde döveceği örkleri, nacakları, keserleri, çapaları bir bir, yan yana sıralamış; dağ gibi elinde zar gibi tırnaklı pide. “Hadi yi” diyor, “Eskiden işe alacakları adama önce ekmek yidirirlermiş. Hapaz hapaz ekmek yiyen iyi çalışırmış” diyor.

ŞİMDİ/ÖYLE ÖZLEDİM Kİ 50 YIL ÖNCEYİ

            “Fenni Fırın”da koca vitrin serapa dolu; kocaman, dumanı üstünde “Çarşı ekmekleri” ile. O zamanlar, çarşı fırınlarında yapılan ekmeklerin adı “somun” değil, “Çarşı Ekmeği”.  Köylerden şehre gelmek biraz da “Çarşı ekmeği” yemek manâsına. Kar gibi beyaz, kabarık, pamuk gibi yumuşak, üstü nar gibi kızarmış; üstten ortası keskin bir bıçakla yarılmış ekmekler. Gülerek, hayret ve “taaccüb”le anlatır, “Şeherliler”: Köylüler şehirden aldıkları “çarşı ekmeklerini” köylerine götürür, evde yapılan ekmeklerine katık ederlermiş.

            Başa dönelim. “Fenni Fırın”dan duman duman “çarşı ekmeği”ni alacaksınız. Tam karşıda Obruklu Helvacı Üssün var. Oradan bol çöğenli, tel tel bir toprak “çarşı helvası” alacaksınız. Sıcak ekmeği yarıp içine “çarşı helvası”nı yerleştireceksiniz. Köyden şehre gelmek, biraz da “çarşı helvası” yemektir.

ŞİMDİ/ÖYLE ÖZLEDİM Kİ 50 YIL ÖNCEYİ

            Akif Paşa İlkokulu’nun köşesi, Tahralı Han’ın önü ya da Fenni Fırın’ın kaldırımı. Üçü de olur; ilk Temmuz’un bir sabahı, “Fayık Usta” koca dondurma arabasını, daha köy otobüsleri Tahralı Hanı’na, Zincirli Han’a, Esat Efendi Hanı’na inmeden köşeye yerleştirmiş. Arabanın etrafını süpürmüş, sulamış, iki taburesini koymuş. Dondurma arabasının üst köşelerinde cam damacanalarda sapsarı buzlu limonatalar. “Fayık Usta” da beyaz önlük, pür ciddiyet. Külâhlara beş kuruşluk, on kuruşluk “kaymak” dondurmalar büklüm büklüm dolduruyor. Dondurma yemesini bilir misiniz, bilmem? Dondurma ağza kaşıkla doldurulmaz; yalaya yalaya yenir.

            Bir ellerinde kırılan ekin makinasının koca kol demiri, bir elinde bohça gibi bir çevre; oluk oluk terlerini silen “Ova köyü ağaları”, “Doldur şuradan” diye limonata damacanalarını işaret ederler. “Doldur şuradan”…

            Paranız yoksa da, dondurma var “Fayık Usta”da… Anasının kolunu koparacak gibi çeken, ayaklarını sürüyerek direnen çocuklara; annesi daha “Paramız yok” derken, aylak beşlik beşlik dondurma uzatılır. “Göz hakkı”nın bilindiği bir Konya; “Göz hakkı”nı bilen “Goca Gonyalılar”…

ŞİMDİ/ÖYLE ÖZLEDİM Kİ 50 YIL ÖNCEYİ

            Hükümet meydanı, “Kırmızı Kütüphane”, hemen sol yanında, köşe başında “Yeşil Kütüphane”.  Kırmızı Kütüphane’nin önünde koca bir tezgâh, üstünde gazeteler, onlarca haftalık, aylık dergi. Fatoş, Kurtdereli Mehmet Pehlivan formaları; Yörük Ali formaları, Tibet Kasırgası Karabatak Hüseyin, Ceylân ve Afacan çocuk dergileri. Dergilerin İstanbul’dan geliş günleri, özellikle Çarşamba. Alacaksınız, nefes nefese okuyacaksınız, etliekmek için saklayacaksınız. Bir forma 16 sayfa, on kuruş.

            Tezgâh, Kırmızı Kütüphane’nin kaldırımında kurulu, yaz kış içeri alınmaz. Kışları açıkta, kardan bembeyaz olmuş gazete satıcısı. Kırmızı Kütüphane’de yıllar hiçbir şeyi değiştirmez. Zaman dilimleri beş beş, on on yıl sayılır.

            Kütüphane sanki bir kutsal mekân, gönlünüzde. Camın arkasında, gün on iki saat, hafif tebessümü ile ciddiMustafa Naci.  Cam vitrinlerinde, Neşat Nuri’den Çalıkuşu; başka başka yazarlardan Handan, Hıçkırık, Dudaktan Kalbe.

            “Yeşil Kütüphane” yemyeşil boyalı, dar, küçücük… Kitap, kolonya, “miski ambar”; kitap/defter iç içe. Tezgâh arkasında, sessiz, seven Abdurrahman. “Hasan Ağa Kolonyaları” ön planda, ama vitrin serapa “Pardanyanlar”la dolu. İnce/uzun sivri kılıçları, başlarında horoz kuyruğu cesametinde tüylü şapkaları ile Pardanyanlar.

ŞİMDİ/ÖYLE ÖZLEDİM Kİ 50 YIL ÖNCEYİ

            “Kayalı Park”ta dev ağaçlar, dev ağaçlarda bulut gibi inen bulut gibi kalkan kuş sürüleri. Gazozcular sarmış, dört yanı. Dev buz bloklarının üstüne “Çağlayan Gazozları”, “Meram Gazozları” yatırılmış, fırıl fırıl döndürüyor. İçi buz tutmaya başlamış şişelerin. Ayakkabıların ardı basık; afili, bıçkın gazozcular mânilerini düzüyorlar peş peşe. “Goca garılara göbek atdırıyor, otuz iki dişe kemâne çaldırıyor” diye.

            “Çağlayan” olsun, “Meram” olsun Konya’nın “yerli” gazozları. Üstünde yuvarlandıkları buz bloklar “Çayırbağı Suyu”ndan yerli depolarda dondurulmuş. Gazozlara mâniler düzen bıçkın ve afili; yumurta ökçe, basık kunduralı delikanlılar Araplardan, Biçcimezden.

            Çağlayan ya da Meram Gazozu, buzda yuvarlanarak soğutulmuş olmalı; kapağı demir bir testere ile “çaat” diye uçurulmalı. Sonra kafaya dikilmeli; gazozun soğuğundan dişler keman çalarken tümden boğaz soğuk bir gazla yanmalı, gözlerde ince bir yaşlanma. Meram ya da Çağlayan gazozu; şimdilerin sümsük renkli gazozları gibi değil; yaşayan, diri, canlı gazozlar.         

ŞİMDİ/ÖYLE ÖZLEDİM Kİ 50 YIL ÖNCEYİ

            Öğleyin, ikindin üstünüze ateş topu gibi inen Temmuz güneşlerinin devrildiği alaca karanlık akşam saatlerinde “Yazlık Sinemalar”ı düşlemek. Sabırsızlıkla bekleyeceksiniz saat 20’yi. Dünya mı olur, Yazlık Yeni Sinema mı olur, Zafer Sineması mı olur. Hangisi olursa. Ayhan Işık, Neriman Köksal, daha bilmem kimler sizi bekler, bir duvara gerilmiş “Beyaz perde”de. En basitinden tahta sandalyeler dizi dizi. Yerlere kum serili. Önler tümden “aile”ye ayrılmış. Herkesin elinde eski gazetelerden yapılmış “günaşık” dolu külâhlar; havada uçuşan buz gibi Çağlayan, Meram gazozu dolu tepsiler. “Esas oğlan”ı alkışlamalar, “Esas kız”a ağlamalar. “Kötü oğlan”a ana/avrat sövmeler.

Şimdi öyle öyle özledim ki geçip giden her şeyi…

 

  

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Dincer Ulutas
04 Ocak 2012 Çarşamba 17:17
Eski gunler
Yine bana o eski gunlerimi hatirlattin. Fenni firin ekmegi, tulum peyniri,helva, hepsini cok ozledim. Muzaffer Tema yi unutma.

Selam ve sevgiler,

Dincer, Marblehead, ABD
98.217.221.212
MUzaffer Tanrıkul
02 Ocak 2012 Pazartesi 01:06
Hayali Cihan Değer
"GENÇLİK BİR KUŞ İMİŞ
KAÇIRDIM TUTAMADIM,
İHTİYARLIK SAMUR KÜRK İMİŞ,
DOLAŞTIRDIM SATAMADIM"
78.161.126.130
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim