• BIST 106.736
  • Altın 141,095
  • Dolar 3,5210
  • Euro 4,0955
  • Konya 20 °C
  • Seccade üzerinde ayakkabı ile mesaj kime?
  • Sıcaklıklar yeniden artacak! Konya 5 günlük hava durumu
  • İşte Bakan Sarıeroğlu olayında tüm gerçekler!
  • Seccade üzerinde ayakkabı ile mesaj kime?
  • Sıcaklıklar yeniden artacak! Konya 5 günlük hava durumu
  • İşte Bakan Sarıeroğlu olayında tüm gerçekler!

Şiir bize ne söyledi?

Saffet Yurtsever

TYB Konya Şubesi, Ramazan molasının ardından geçtiğimiz cumartesi günü Türkiye Yazarlar Birliğinin eski genel başkanlarından AK Parti Şanlıurfa 22. Dönem Milletvekili, Şair Mehmet Atilla Maraş’ı, 2015 Kültürel Etkinlikler Takvimi’ne bağlı olarak Konya İl Halk Kütüphanesi salonunda “Şiir Bize Ne Söyler?” konulu konferansla dinleyicilerle buluşturdu. Heyecanla dinlediğimiz programa TYB Konya Şube Başkanı M. Ali Köseoğlu, 23. ve 24. dönem AK Parti Konya Milletvekili Mustafa Kabakçı, TDK Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ahmet Kazım Ürün, Başbakanlık BYE Konya İl Müdürü Cemil Paslı, Konya İl Halk Kütüphanesi Müdürü Hasan Coşar, Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü, Türk Kütüphaneciler Derneği Konya Şube Başkanı Sahura Yağmur Arıcan ile akademisyenler, yazarlar ve öğrenciler katıldılar.

İlk emri “Oku” ile başlayan bir dinin mensupları olarak yeterince okumadığımızın, yazmadığımızın, düşünmediğimizin, bunlara bağlı olarak da akıl etmediğimizin, tefekkür ve temâşâda bulunmadığımızın altını çizen üstad şair Maraş, geçmişte atalarımızın yediden yetmişe güzel sanatlarla, edebiyatla, şiirle, mimarîyle iç içe olduklarını; fakat bugünkü toplumun ve özellikle de gençlerin bir düşüş içerisinde dünyevîleştikleri acı gerçeğini bir şair duruşuyla yüzümüze vurdu.

Bugün gelinen noktada şairin düşüncelerine katılmamak mümkün değil. Yüz de doksanı sanatı, şiiri küçümseyen bir toplumda yaşıyoruz. Sanat, edebiyat, şiir, karın doyurmaz düşüncesiyle materyalistleşmiş bu toplumun okumaması, yazmaması, düşünmemesi ve gerektiği gibi konuşamaması elbette doğaldır.

Bir üniversite öğretim görevlisi(!) tarafından “Çocuğuma çok kitap okuttuğu için SBS’de başarılı olamadı.” Şikayetiyle Milli Eğitim Bakanlığına şikayet edilmiş ve soruşturması iki yıl sürmüş bir eğitimci olarak okullarda maalesef bir şey öğretilemiyor çocuklara. Ne müfredat buna uygun ne de prosedürler… Varsa yoksa dünyevîlik, oyun/oynaş varlık sebepleri…

 Şiir gibi konuşan, sözü güzel ve etkili söyleyen insanlar yetişmiyor. Sanatı İslâm’dan kopardık. Son yüz yıla kadar İslâm sanatsız olmamıştır.

Âlemin varoluş nedeni aşk’tır, diyor üstat... Şiirin kaynağı da aşk’tır. Aşktan mahrum bırakıldık; çünkü “Günâh” dedi din adamlarımız. Aşk şiiri yazmaya utandık, semboller kullandık. Oysa hayatın gayesi, varlığımızın sebebi aşk’tır. Aşk yoksa hayat da yoktur. Aşksız toplumlar bilinçsizce hareket eden, canlı görünen ölülerdir.

 Allah(cc)’ın evi olan kalbimizde aşk yoksa birer hiç hükmündeyiz demektir.  Şiir san’atının kaynağı aşk’tır.

Çağının en büyük şairi Fuzulî, “Aşk imiş her ne var âlemde, ilim bir kîl u kâl imiş ancak” diyor. Aşk’ın yanında ilim, bir dedikodudan, lâf ı güzaftan ibarettir diyor. Yunus’un şiirlerinde aşkı hissedebilmek ve ona yönelebilmektir esas olan. Şairler aksiyon adamıdır, inkılapçıdır üstat Necip Fazıl, Sezai Karakoç gibi.  Ya da derviştirler, hâl inkılapçısıdırlar Yunus gibi...

Hz. Mûsâ(a.s)’nın duasıyla bize emanet edilen ve hesap günü de mutlaka hesaba çekileceğimiz kelimelerin/sözün/yazının hakkını verebilmenin ümit ve korkusuyla yaşayalım.

Ne diyor Hz. Mûsâ(a.s)?

“Rabbişrahli sadri ve yessirli emri vahlul ukdeten min lisâni ve yefkahu kavli. ” Rabbim göğsümü-sadrımı- genişlet. İşimi kolaylaştır. Dilimdeki düğümü de çöz ki dediğimi anlasınlar. “Rabbi yessir ve la tuassir Rabbi temmim bil hayr.” Rabbim kolaylaştır, zorlaştırma. Rabbim işimi hayırla tamam et…

Türk dünyasının önemli şairlerinden Ramiz Rövşen’nin şairlere bakışını dile getiren Milletvekili Mustafa Kabakçı da kelâmın Allah(cc)’ın bir emaneti olduğunu, söze ihanet edenlerin alçaklar/aşağılıklar olduklarını; şairlerin Allah(cc)’ın ajanları olduğunu, kelimelerden mânâ çalmaya çalıştıklarını ve bunu kendi çağının insanlarına sunduklarını söyledi.

Bir sonraki programda buluşmak üzere özellikle TYB Konya Şube Başkanı M. Ali Köseoğlu’nun ve salondakilerin okumasını istediği; fakat Mehmet Atilla Maraş’ın zaman ve mekânı bahane ederek okumadığı o duygulu ve güzel “Aney” şiiriyle yazımızı noktalayalım.

“Bu akşam aklıma yine sen geldin
Dersi bıraktım çalışamadım
Saat 1'e geliyordu Aney,
Yatamadım, uyku gözüme girmedi
Sen bu saatlerde eskiden benim beşiğimi sallardın
Uykunu harab ederdin benim için
Ağladığım zaman, sancılandığım zaman
Kalkardın süt verirdin, nane kaynatırdın.

Aney, canım aney, Kurban aney
Hayalin önümde şimdi anıt gibi durur
Sen şimdi leğenin başına oturmuş
Hamur yoğuruyorsun
Yarın ekmek yapacaksın akşama kadar
Gözlerin tezek dumanından yaşaracak
Alnında ter bulgur bulgur kabaracak
Sıcak bazlamalar yapacaksın
Ben orda yokum ağlayacaksın...
Ağlama Aney ağlama, gündür bu nasılsa geçer
İnsan insana tez kavuşur.

Ben sizi hiç unutmadım, hiç unutmayacağım
Ben okuyorum Aney okuyorum
Mühendis olacağım.
Sana yeni yeni "ayze"ler alacağım
Dedim ya okuyorum, mühendis olacağım.

Mektubunda diyorsun ki
Bu gece çiğ köfte yaptık
Lokmalar boğazımdan geçmedi
Her sofraya oturuşumuzda
Senin yokluğun belli oluyor...
Biliyorum Aney biliyorum
Senin kalbin ipek gibidir, incedir, yufkadır
Benim yokluğuma dayanamazsın
"Özledim" diyorsun benim için.
Ben de özledim seni ley
Babamı da, bacımı da, kardaşlarımı da
Karayazılı memleketimi de / Hepinizi özledim
Özledim ama gel gör ki kader bu
Elvermiyor, ne yapacaksın...

Rızvaniye'de sela şimdi
Sisleri perde perde dağıtan bir ses
Sonsuzda Allah'a ulaşan bir yankı
Bir ezan sesiyle uyanır insanlar, yorgun geceden
Uyanır herkes köyden şehire saman taşıyan
Deve kervanları gelir bu saatte
Çıngırak sesleri geceyle gündüzü birleştirir
Sabah olur, babam erkenden işe gider...

Aney, evimiz yine o yokuşta mı,
Dar sokaklar, taş duvarlar arkasında mı?
Eskisi gibi yıkık dökük mü gene?
Ah! Aney Ah! İnan unuttum evimizin şeklini
O ev denen köstebek yuvalarını
Kerpiç damları, kuyu suyunu
Sıra gecelerini, bağ yatılarını...
Yağmur dualarının anılarını yitirdim.

Hele sen buraya bir gel de gör
Sonsuza uzayan gökdelenleri
Sıra sıra taksileri, geceleri renk renk ışıkları
Denizde vapurları, balıkçıları
Kızları, erkekleri, insan selini...
Ama benim hiç birinde gözüm yok
Ne kızlarında, ne taksilerinde
Ne de gökdelenlerinde
Benim aklım sizde ve memleketimde
Ben okuyorum Aney, okuyacağım,
Göreceksin bak mühendis olacağım...

Bizim orda, "Ezo gelin" türkü türkü uzanır
Düğünlerde davullar vurulur, zılgıtlar çalınır.
Lorke, Delilo oynanır böylesine gitar denen çalgıyla
Sabahlara kadar ye-ye-ye diye bağırmazlar
Değil mi Aney?

Aney, hani yaz geldi mi
Evimizin o küçücük penceresine?
Bir çift "Yusuftutan kuşu" konar ya,
Hani asmamız üzüm bağlar, sumaklar sakızlanır
İnsanlar çalışır, harıl harıl kış için
Güneş yandırır o kavruk yüzlerini
Hani sen elinde "sıtıl" suya gidersin
İşte o zaman geleceğim, bekle beni.

Ah Aney Ah!
Daha neler var neler sana yazamadığım.
Mektubumu burada bitirirken
Beni büyüten ellerinden binlerce kere öperim
Canım Aney, Kurban Aney, Can Aney...”

Allah(cc)’a emanet olun…

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim