• BIST 86.169
  • Altın 84,412
  • Dolar 2,2155
  • Euro 2,7625
  • Konya -3 °C

Şifalı Bitkiler ve Meyveler

İsmail Detseli

Ülkemizde yetişen bitki ve meyvelerin çeşitli faydaları vardır. Bunları yaşımızın gereği uzun zamandır duyuyoruz ve bazılarını da uygulamalı olarak gördük.

Örneğin kırsal kesimde itburnu olarak bilinen kuşburnu 8-10 yıldır şifalı bitkiler sınıfına dâhil edilmiş. Gül burnu da denilen bu maki ağacının gül açtıktan sonra dalında kalan meyvesidir. Bizim Gökyurt’ta (Gilisıra)  kırsal alanda ve sulak arazide yetişebilen ve dikenli olması sebebiyle meyvesini koruyabilen bu şifalı bitkiden bizim bilge annelerimiz bundan 40-50 yıl önceleri de faydalanırdı ama çay olarak değil başka şekilde istifade ederlerdi.

Örneğin bu bitkiyi güz mevsiminde dalından dökülmesi için bir uzun değnek ile çırpar toplar eve getirirdik. Annemiz onu büyük bir tencere veya normal kazanda kaynatır içindeki vücut ile çekirdek arasındaki damağa saran zarlarından ayırır tülbentten süzerek posası çıkarır ve süzülen kısım bir tepsiye süzülüp dinlenmeye bırakırlardı. Dinlendikten sonra bir cam kaba veya bir toprak çömleğe doldurulur kış yiyeceği olarak saklanırdı. Kışın pratik hoşaf yapmak için büyükçe bir tasa konur ve üzeri su doldurulur çok leziz ve hazmettirici bir komposto meydana gelirdi. Ayrıca karnı ağrıdığını tahmin ettikleri ufak çocukların karnına annelerimiz bir miktar bezle yapıştırıp ağrısını dindirmeye çalışırlardı.

YABAN ERİĞİ

Bizim oralarda yonuz eriği de denir. Bu meyve şekil olarak ve ağaç olarak tamamen erik ama olgunlaşmadan katiyen bir defa daha ısırılamaz çok acıdır. Ama son güz aylarında tam olgunlaşıp sararır ve mayhoş bir tadı vardır. Yine annelerimiz bu erikleri berelemeden dalından indirir bazen tespih gibi ipe dizerek kurumaya bırakır bazen de yine kaynatıp pestil halinde tepsilere veya geniş bir kabın içersine doldurur. Kışın onu da hoşaf olarak kullanırlardı. Bunun bir özelliği de şu idi: Kış hastalıklarından boğaz inmesine ve baş ağrısına iyi gelir. Boğazda anjin veya bademcik olursa ya da baş ağrısına da başa o ipe dizilen eriklerden sararak birkaç saat durduktan sonra iyileştiğini söylerlerdi koca karı ilaçları idi ama şifasını buluyorduk.

KİRAZ

Kirazın da birçok hastalığa şifa olduğunu ben ta 50 sene önce işitmiştim o yıllarda 70 yaşları civarında olan Çıplak Ali namıyla bilinen Ali Sağlam anlatmıştı. Yemen’de askerlik yapıyormuş. Osmanlı ordusunda karnındaki büyük bir şişlikten dolayı rahatsızlanmış. Aylarca doktorlara gitmiş gelmiş bir şifa bulamamış. Türkiye’ye gelmiş buradaki hastanelerde de bir çare bulunmayınca ölür diye süresiz tebdili hava vermişler.

Bu adı geçen Ali amcagilin köyümüzün Karşıbağ denen yerinde çok kiraz ağaçları vardı ben de biliyorum. Bu nasıl olsa hasta diyerek ev halkı buna pek iş göstermezmiş. Bu da Karşıbağ’daki kirazların olduğu yere gider kirazların tam olgunlaştığı zaman ağaca çıkar akşama kadar çekirdeğini bile çıkarmadan kiraz yermiş. Hatta ağaçtan hiç yere inmez defi hacetini bile ağaçtan yaptığı söylenirdi. Bu süre zarfında bizim Ali amca iyileşmiş tekrar askeri birliğine dönmüş. Hastaya çare bulamayıp da ölür diye hava değişimine gönderdikleri adamı iyileşip gelmiş gören doktorlar onu soru yağmuruna tutmuşlar: Sen ne tedavisi gördün, ne yaptın, ne ilacı kullandın deyince Ali amca “Ben hiçbir tedavi görmedim bol bol kiraz yedim hatta çekirdeklerini bile çıkarmadım, işte böyle iyileştim” demiş ve kirazın çekirdeğinin karın şişliğini aldığına ve bağırsakları çalıştırdığına vücudu tembellikten kurtardığına kanat getirmişler. O “Ben bilmeyerek doktorlara büyük fayda sağlamışım” derdi rahmetli Aşık Ali Sağlam amca.

Bir de bizde kışın kurutup yediğimiz ve kurusunu değirmende öğütüp ununu çetnevir olarak yediğimiz ahlat da denilen bizim boz armut dediğimiz yaban armudu vardı. Turşusunu bile kurardık. Bunun unu da ishale iyi gelirdi. Şehre gelip de ishal ilacı alıncaya kadar annelerimiz onun içine biraz temiz meşe ağacının yanmış külünden karıştırıp içirirlerdi ve ishal böyle geçerdi. Daha çok faydalandığımız bitkiler vardı ama onları da zaman zaman yazmaya devam edeceğim.

Cevize gelince her tatlımıza, börek baklava ve aşurelerimize girdiği gibi ağacının da bir özelliği var ki yanında ve altında oturanların çevresinde iş yapanları ağaç içine resmedermiş. İlginç bir deneyimimiz oldu bizim bahçelerimizde çok ceviz ağacı vardır. Mobilya yapımında kullanmak için bazı tüccarlar gelip tomruk alırlardı. Ağaçların yere yakın gövdelerinde o yörede subaşında çamaşır yıkayan kadınların ve bebesini emziren hanımların resimlerini ağacın gövdesinde görünce tomrukçulara sorduğumuzda “Evet bu ceviz ağaçları resim çeker” dediler. Ağaçta insan figürlerini birkaç defa ben de gördüm.

Bir de kılappa denilen bir meyvemiz var ki asıl ismi gılabura imiş ama biz gılappa diyoruz. Bizim yörede birkaç köyde var bu meyveden böbrek taşı döker ve kışın turşu olarak da faydalanırız. Son yıllarda bu meyveye talep artışı olduğunu duydum. Demek ki insanlar faydalanıyor da talep ediyorlar. Bu meyve, toprağımızın özelliğinden midir, hiç emek çekmeden yetişir, kendi kendine çoğalır, kalabalık kökenli fındığa benzer bir özelliği vardır.

Bugün yazımı burada noktalıyorum. İlerleyen günlerde konuya devam ederiz inşallah…

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim