• BIST 73.391
  • Altın 132,849
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • Konya 3 °C
  • Erdoğan: Biliyorum yalnızım ama...
  • Meteoroloji uyardı: Kar yağışına dikkat!
  • 'Bordo bere' için rekor başvuru
  • Erdoğan: Biliyorum yalnızım ama...
  • Meteoroloji uyardı: Kar yağışına dikkat!
  • 'Bordo bere' için rekor başvuru

Sevgiyi yitirmek

Halit Aksungur

Sevgi ve aşk sözcükleri, yüz yıllardır gerçek anlamları tartışılan, insanların dilinden düşmeyen tek sesli bir sözdür. İnsanlar bir ucundan tutarak  kendi görüşlerine  uygun anlam vermeye çalışırlar.

Herkes kendi görüşü  doğrultusunda yorumlar getirir. Bu  iki sözcük, öğretilemez, anlatılamaz, ancak yaşanarak kavranabilir ve özümsenir. Tek sesli bir sözcük olmasına karşın bütün bir evreni  üzerine yüklemişiz. İnsanın toplum içindeki tüm ilişkilerini düzenler, her birimizi yücelttiği gibi kişiliksiz bir duruma da getirebilir. Örnekleri sayılamayacak kadar çoktur.       

         Sonbaharın  ılık bir gününde, güneşin yaşama sevinci verdiği bir sırada arabasında uzun bir çiziği gören adamın tavrını düşünün. Kişiliksiz bir davranış ve sapıkça bir doyum yaşamını karartmıştır. Kaldırımda yürüyen yayanın yanından hızla geçen sürücü adamı  çamur içinde bırakıyor. Kalabalıkta yürüyen birisine niçin yan bakıyorsun diye yumruk atan kaba güce ne diyebilirsin? Kadına yapılan saldırılar günlük olaylar sırasına girmiş. Dolandırıcılık sıradan bir ustalık gibi kanıksanmış gidiyor. 

         Sevgiyi yitirdiğimiz bir çağı yaşıyoruz...

         İşte böyle bir sırada ülkenin aydınları, yetişmiş din görevlileri, yöneticiler ve saygın kişileri değişen insanı eğiten  davranışlara girmesi beklenir. Sevgisini yitiren topluma yeniden kazandırmanın yolları aranmalı, açılmalıdır. Toplumdaki bu sevgisizliği kaldırmak, halkın mutlu yaşama isteğine saygılı davranmak aslında hepimizin görevidir. Çünkü sevgi bir çok şeylerin temeli  önemli bir sorun olarak karşımızdadır… İnsanca yaşamanın ilk koşullarından önde gelenidir. Diyebiliriz ki, günümüzde insanın

 kültürün, bilginin yanı sıra “anlayışa, sevgiye” gereksinim duyuyoruz. Önce sevgiyle donatılmalı insanoğlu. Toplumda oluşan kırgınlıklar sevgiyle doldurulmalı. Toplum yaşamının tutkalıdır sevgi. O nedenle kırgınlıkları dostluğa dönüştürmeliyiz.

 Yüzyılımızda insanlardaki para ve iyi bir yere gelme gibi aşırı istek ve tutku bu tür ülküleri zayıflatmıştır. Sevgi ve hoş görme duyguları da gücünü yitirmiştir. Kiminin kendine özgü düşüncesi kalmamış, gönlüyle bile çelişkiye düşmüştür. Bu güçlüklere karşın umudumuzu kırmadan topluma sevgi aşılama yolundan  dönmemek gerekir. Yukarıda sıralanan güçlüklerin kaynağı da yine sevgisizlik olduğunu bilerek konuyu önemsemeliyiz. Kin yerine sevgiyi koymak hepimizin görevi olabilmelidir.         Günümüzde sevgisizlik ve kısır döngüler giderek büyüme eğilimindedir. Bunu yaşayan ve gören iyi niyetliler toplumun çökmesinden, adalet ve hukuk düzenin bozulmasından korkuyor. 

Yirminci yüzyılın teknoloji  ve  ekonomideki  gelişmeler  insanımızı çok etkilemiştir. Makineleşme, insanları değiştirmiş, onları çok etkilemiş bulunuyor.  Sanki kalpleri,  gönülleri  koparılmış, yaşamdan, toplumdan bir kaçış başlamış gibi yalnızlaşmışlar. Bunun önlemini de dernekleşerek çözme yoluna gitmişlerdir. Böylece kopan ilişkiler yeniden kurulma yoluna girmiştir. Çevremizi gözlemleyince ülkemizde çocuk suçluluğu oranındaki artışlar da sevgisizliğin bir sonucudur.

         On, on iki yaşlarındaki kız ve erkek çocukların parklarda sigara içmeleri aklı başında her yurttaşımızı üzmekte, gelecek kaygısı yaşatmaktadır. Diyebiliriz ki, sevgisizlik nedeniyle insanlar arasında suç nedenleri de değişmektedir. Bunlara kayıtsız kalmak hiçbir yurttaşımız için olağan bir durum değildir.

         Halkımızın sorunlarına eğilen, onları gönüllerinde taşıyan yönetici ve aydınlarımıza, komşusu

İçin ağabeylik yapan, sorunlarına eğilen halk önderlerine sevgiyle yaklaşmak  bir vefa borcudur. O nedenle hiç birimiz kırgınlıklara çanak tutmadan, yüce inancımız yolundan sapmamalıyız.  Şunu da unutmayalım ki, kaba ve  anlayışsız kimseler uzun süre Türk kültürüne emek vermiş aydınları bir anda siliverirler ki, bu tutumun yanlışlığını her ortamda dile getirmeliyiz. Kulaktan dolma yanlış duyumlarla hiç kimseyi dışlamak, doğru olamaz, insanlık değerlerine de hiç uygun  düşmez. Bu tür hizipleşmenin kaynağında sevgisizliğin yattığını bilmeliyiz. Sevginin yokluğu dostları birbirinden ayırdığı gibi, sevgi bağı güçlü olan aileleri, akrabaları bile sarsar… Bütün sevgilerin kaynağı insanın gönlüdür. Bir ozanımız, bakın neler söylemiş:      

Gözlerin kızarmış niçin ağladın ?                                                                           Bir başkasına mı gönül bağladın?     

Diyerek gönülde oluşan duygularını dile getirir. Gönüller birbirine kaynaşırsa kıskançlık kendini gösterir. Onu kimseyle paylaşmak istemez. Bütün sevgiler gönülde başlar; orada beslenir yeşerir. Suyun ağaca ağdığı gibi sevgi de  gönülden dış dünyaya ağar, yayılır. İlkbahar toprağı gibi kabarır. Çekirdeğe yaşam verir, can suyu katar. Efsanelerde yaşatılan ilkçağ aşkları mutluluk saçarlardı. Günümüzün aşkları da yozlaştı.

Akıl ve sevgi arasında bir ilişkinin olup olmadığı geçmiş devirlerden beri düşünülmüştür. Ozanlarımızın, “sevgisiz yaprak bile kımıldamaz” sözü,  kulağımıza bir küpedir. Doğal olarak sevgisiz şiir de yazılmaz, türkü de söylenmez. Bunların temel taşı da kuşkusuz bilimdir. Bilimsiz betimleme  yapamazsınız, duygularınızı yerli yerinde gösterip ortaya koyamazsınız. Bilim ve akıl doğruyla sizi buluşturur. Kendini Tanrıya adayan, Hak Ozanı Yunus Emre: “ Aşkı olmayan gönül misali taşa benzer, onun üzerinde çiçek açmaz, gözyaşı yeşermez” dizeleriyle sevgisiz kalmışları anlatır. İçlerinde karanlık olduğunu anıştırmak, anımsatmak, hatırlatmak ister…

         “İşitin ey yarenler

         Aşk bir güneşe benzer

         Aşkı olmayan kişi

         Misali taşa benzer”

         Sevgide, inancın önemli  bir yeri olduğunu unutmayalım. Sevmek, inanmanın  izlerini taşır. İnançsızlığın üzerine sevginin temeli atılabilir mi? Demek ki, sevmek için inanmak gerekir.  Sevginin sürekliliği, derinleşmesi, birbirine bağlılıkta güven ve duyguların içtenlikle yaşatılması gerekir. Değişen havaya göre sevginin yeşerdiği  görülmüş şey değildir. Sevgi de inançla yoğunluğunu, yönünü bulur. Birbirlerini besler, arındırır. Birbirinden ayrı düşünmek olası değildir. Sevgisiz  kalmayın dilekleriyle…                                                                                                                         

KÜLTÜR  VE  İNANCIMIZDA  DUA

         Türkçe sözlükler duayı, “Tanrıya yalvarma, yakarış için söylenen dinsel metin” olarak tanımlar.

Bir başka deyişle dua terim olarak insanın, Allah’ın yüceliğine, ululuğuna ve yaratıcılığına karşı kendi güçsüzlüğünü ortaya koymasıdır. Bu  kısacık tanımlama yaşamımız boyu bizlerin günlük yaşamında önemli bir yer  tutar. Halkımız, isteklerinin olması yönünde yaşam boyu  Tanrı’ya yakarır, dualarda bulunur. Dilimizdeki “duası tuttu” sözünü her zaman duymuşuzdur. Yapılan duanın haklılığı nedeniyle Tanrı’nın kabul ettiğini anlarız. Çünkü, “İbadetin, Tanrı’ya tapınmanın iliği ve özü ” olarak inancımızda yerini almıştır.

         İnsanoğlu işlediği bir suçtan pişmanlık duyarak bir daha yapmamaya karar verirse “tövbeler” olsun der ki bu da bir dua sayılır. El ve bedenimizi suyla temizlediğimiz gibi ruhumuzu da dua ve gözyaşıyla arındırırız. Böylece günahlı yaptığı kötülükten kurtulacak insanlık değeri yükselecektir. Her insan dua ederek kul olmanın gereğini yerine getirmiş olacaktır. Dualar, yanılmalarımızı, eksiklerimizi basamak yaparak ileri atılmamızı sağlar. Ruhsal açıdan olgunluğa, gönül huzuruna kavuşturur. Yüce

 yaratıcıyla insanlar arasındaki ilişki, gerçek anlamda dua sırasında yerini bulur. İnsanoğlunun dünyaya gelişinden  ölüm anına kadar her şey Tanrı’ya dayanır. Duayla yüzyüze,  içiçe gelir. Bu nedenle Ulu Tanrı “Biz insana şah damarından daha yakınız” diye buyurmuştur.   Onun için, duayla olur, Kaynaşma, birlik olma ve kavuşma dua yoluyla gerçekleşir.

         Gelişigüzel, yerli, yersiz, ulu orta istemek, duadan,  çok ayrılıklar gösterir. Çünkü dua ruhla gönülden, içten doğan duygularla yapılır.  Ruhsal bir oluştur. Duayla insanın İçi rahatlar.  Canlı ve cansız varlıklardan insana  ve Tanrı’ya uzanan bu yol görkemli bir dizge ve sistem olarak yaşatılır.

         Dikkatlice izlersek “Gökte ve yerdekiler, bunların içinde ne varsa her şey, Tanrı’yı tespih eder.

Tanrı’nın adını anarlar. Bilmedin mi gökte ve yerdekiler, havada bölük bölük uçan kuşlar gerçekte

Tanrı’yı tespih ediyorlar.  Her biri kendine özgü dua ve tespihlerini çok iyi bilmektedirler.2 kr,  Nur 41

Göklerde ve yerdekiler ve onların gölgeleri sabah akşam Tanrı’ya secde ederler. Kr. Rad, 15

         Duanın kabulü için hiçbir koşul gözetilmez.. Her an her yerde yapılabilir. Çoğunlukla ilahi gücün ortaya çıktığı yüksek yerler, kayalar, dağlar ağaçlar, dua etmek için ilgi görmüştür. Her vakit yapılabildiği gibi daha saygın olması için belirli vakitlerin seçilmesinde özen gösterilmiştir. Dua ederken ruhsal durumunu belirleyen ayakta durma, diz çökme, eğilme, secde etme, elleri havaya kaldırıp açmak veya kenetleme gibi hareketler dini çevrelerde görülen değişik davranışlardır. Asıl olan, Tanrıya yalvarmak ve yakarmaktır.. Ulusal kültürümüzde olduğu gibi yöresel kültürümüzün de vazgeçilmeyen gelenek ve kültür değerleri olarak çeşitli adlarla anılırlar. Yemek duası, yatak duası, yağmur duası, işe başlama veya işin bitirilmesi sonucu dualar yapılır. Kur’anda dua ile ilgili ayetlerde, Tanrının kullarının dualarını kabul edeceği bildirilir. Hz. Muhammet “Dua ibadetin özüdür” hadisiyle dünyamızda duanın önemini bildirmiştir. Yaşamak için yiyenlere efendimiz şöyle dua ediyor: “Muhammed ehlibeytinin rızkını günlük yiyecek miktarı olarak takdir et”3

Kerbela melunu Yezid’in dedesi Ebu Süfyan ise Hz. Ebubekrin halife seçildiği gün sokağa fırlayarak “Ey Ümeyye oğulları saltanatı ele geçirdiniz, bir daha bırakmayın, iş budur, gerisi dedikodu”4… İşte iki örnek…    

 Dar günlerimizde ona sığınır açık yüreklilikle Tanrıdan yardım isteriz.. Mutlu ve sevinçli günlerimizde yine Tanrıya şükreder kulluğumuzu sunarız….

         Ya nice  varam sana

         Niçin ağlaman gözlerim

         İsyanım  çok  yüzüm kara

         Niçin ağlaman gözlerim.

                            Aşık Ahmet.

-----------------------------------------------------

1.      Kur’an, Nur, 41

2.      Kr, Rad, 15

3.      Buhariden

4.      Kur’an-ı  Kerim ve Sünnete göre Tasavvuf. S: 283

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim