• BIST 83.048
  • Altın 146,881
  • Dolar 3,7605
  • Euro 4,0391
  • Konya -8 °C
  • Facebook'tan İslami sayfalara sansür
  • Çok kritik uyarı! Günlerce yağacak
  • İşte AK Parti'nin referandum sloganı
  • Facebook'tan İslami sayfalara sansür
  • Çok kritik uyarı! Günlerce yağacak
  • İşte AK Parti'nin referandum sloganı

Sesli kopuş - 1

Ufuk Karadavut

Ülke genelinde giderek artan toplumsal huzursuzluk ve güven bunalımı artık siyasetçiler tarafından da gizlenemez bir hal aldı. Önceden her şey yolunda denilerek üstü örtülen pek çok olayın artık üstü örtülemeyecek şekle büründü. Zaten ne yapılırsa yapılsın artık çoğu şey açık ve net bir şekilde görülüyor. Ülkemiz hızlı bir ayrışma yaşıyor. Ayrışma o hale geldi ki geriye döndürülemez bir noktaya gidiyoruz. Özellikle “açılım”dan sonra bunun daha da hızlandığını gördükten sonra bana göre bazı yerler için bu nokta aşılmıştır. Geriye dönüşü kalmamıştır.

Bunlardan biri de Hakkâri’nin Yüksekova ilçesidir. Daha önceden de çok sayıda gelişme yaşanıyordu ama terör örgütünü İmralı'dan yöneten bebek katilinin bölücülere verdiği "Yüksekova modelini geliştirin" talimatı, tüm dikkatleri ilçeye çevirdi. Bu ilçede devlet otoritesi yok edilmiş durumdadır. Genel anlamda güneydoğu da zaten devlet yoktur ama bu ilçede görüntüsü de yoktur. Protestocu gençleri büyük bir kin ile döven polisler orada teröristlere gıklarını bile çıkaramazlar. Onlar istedikleri yerleri yakar yıkar, bağırır çağırırlar. Kimse bir şey yapmaz. Yapan olursa “Kürt olduğumuz için baskı altındayız” sesleri yükselir. Aslında bu Türklere karşı yapılan bir “Kürt Baskısı”dır. Ama bu konuyu kimse görmez ve görmek istemez.

İlçede halk, resmi kurumlar yerine her türlü çözümü BDP’ de ve örgüte yakın isimlerde arıyor. Yani devlet olarak terör örgütünü ve temsilcilerini görüyor. İmralı’dan devlete meydan okuyan Öcalan da, "Demokratik ulus inşa ediyoruz. Öz savunma gücü de bunun bir ayağı" diye bağırıyor! İmralı canisinin hapisten örgüt yönetmesini normalmiş gibi seyretmekle yetinen İçişleri Bakanlığı ise Yüksekova'daki fiili durum için sessizliğe gömülüyor. Hemen her konuda açıklama yapmaktan çekinmeyenlerin bu suskunluğunu anlamakta gerçekten zorlanıyoruz.

Bebek katili Abdullah Öcalan'ın, pilot bölge olarak seçtiği Hakkâri’nin Yüksekova ilçesinde yaygınlaştırılmasını istediği “Yüksekova Modeli” örnek gösterilerek bölge genelinde yönetim fiilen olduğu gibi resmen de devletin yok edilmesi sağlanacaktır. Bu devlet içinde devlet olma anlamındadır. Bu tür bir istek aynı zamanda "devlete başkaldırıya çağrı" dır. Bu çağrı devlete karşı açık bir kalkışmanın teşvikidir. Bunu yapan kişi devletin hapishanesinde ve devletin bütün imkânlarını kullanarak bu çağrıyı yaptığını düşünmek ise “acaba ne yapılmak isteniyor” sorusunu akla getiriyor.

Yapılanlar tesadüf olmayacağına göre bilinçli bir eylemin gerçekleştiği anlaşılıyor. Ama her ne yapılıyorsa sonucunda ülkemizin kaybedeceği açıkça görülüyor. Bu istek bağımsızlık isteğinin temelini teşkil edebilir. Yüksekova gibi modellerin hepsini Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki bazı yerlere dayatmaya çalışılıyor. Baskı ile zor kullanarak yapılan şeyler artık normalmiş gibi algılanmaya başlamış. Türkiye Cumhuriyeti devleti süratli bir şekilde ayağımızın altından kayıyor ve çözülme sürecine doğru süratli bir şekilde gidiyor. Bu isteğin vatan parçasının bölünmekte olduğunun bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir.

Burada memleketini ve vatanının seven herkese çok önemli görevler düşmektedir. Aynı zamanda şu sorunun cevabını da herkesin düşünmesi gerekir; "Böyle bir ortamı kim neden hazırladı? Böyle bir sonuç kimin işine yarar? Bu kişiler kim tarafından bu kadar korunuyor, kim tarafından kollanıyor ve kim tarafından şımartılıyor? Daha da önemli bir soruda; Yüksekova ve benzeri yerlerde herhangi bir şekilde Türk hükümetinin gözü önünde kurulursa bu bölgede yaşayanların batıdaki akrabaları ne olacak? Bulundukları yerden Yüksekova’ya geri dönecekler mi? Bulundukları yerde rahatça yaşayabilecekler mi?

Türkiye Cumhuriyetinin bir bölümü sesli bir şekilde kopma yaşarken ve her gün biz ayrılıyoruz derken bu ülkenin sessizliğini anlamaya çalışıyorum. Haftaya bu konuya devam edeceğim…

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim