• BIST 106.843
  • Altın 142,630
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Konya 26 °C
  • Fatih Terim'in dokunulmazlık zırhı!
  • Cumhurbaşkanı avukatı Gülen'in suçlarını sayarken kulaklarını kapattılar
  • FETÖ'nün Kodları: Hakan Çiçek
  • Fatih Terim'in dokunulmazlık zırhı!
  • Cumhurbaşkanı avukatı Gülen'in suçlarını sayarken kulaklarını kapattılar
  • FETÖ'nün Kodları: Hakan Çiçek

Senato Şakası

Mustafa Yiğit

Y-Muhtıra sonrası herkes siyasetin gideceği yönü merak ediyordu.

Nihayet Anayasa mahkemesinin ‘başörtü” ile ilgili verdiği karar  söylendiği üzere, bir nevi  “malumun ilanı”  oldu ve herkesin kafasındaki milli egemenlik kavramı da netleşti.

 

Netleşti mi demeyin?

Yapılan açıklamalar, tartışmalar egemenliği kimin kullanacağını bize daha iyi gösterdi.

Egemenlik yalnızca milletin değilmiş. Egemenliği kullanma hakkı da meclisin seçtiklerine ait değilmiş.

 

Onu başka kurumlar da egemenliği kullanma hakkına sahipmiş.

Ben bunu  bir zamanlar dost meclislerinde şakayla karışık söylüyordum.

Hatta siyasal sistemimizin  yaşadığı bu krize ilişkin öneriler de  getiriyordum.

Bunlardan biri de daha önceki gün meclis başkanımızın “ciddi” bir şekilde söylediği ikili meclis yapısı, yani halkın seçtiği meclisin yanı sıra  atanmışlardan oluşmuş bir senatonun olması gerektiğine dairdi.

Çünkü anlamıştık ki parlamenter sistemle bu iş olmuyor.

Madem ki,  halkın seçtiği vekillerin bu ülkeyi idare etmesi “egemenlik” açısından sorun yaratıyor.

 

Madem ki egemenlik kayıtsız şartsız milletin değil, millet egemenliği yasama, yürütme ve yargı eliyle sağlar.

O zaman yargı erkine, hatta askeri sivil bürokrasiden gelenlere de senatörlük verilerek ikinci meclis oluşturulmalı ve egemenlik tam manasıyla yaşanmalı!

Öyle örtülü, post,  “y”li,  “e”li darbelere de gerek kalmamalı diyordum.

Darpsız olmalı darbeler.

Öyle yüzümüzü gözümüzü şişirmesin, diyordum.

Ama ben bunları söylerken  şaka yapıyordum!

 “Millet egemenliğine inanmayanlar ve kabul etmeyenler var madem, onları da mutlu mesud edelim, birer meclis koltuğu verelim” demiştim kabul ediyorum.

Fakat, yemin billah şaka yapıyordum!

Tabii  “Milletin seçtiklerine, milletin kararına saygı duymuyoruz, o yüzden bu koltukları işgal ederek, demokrasinin balans ayarını yapıyoruz, daha anayasa değişikliği olmadan, mahkemeye gitmeden önünü keselim, meclisle anayasa mahkemesi arasındaki mesafe uzak, yanlışlıkla yasa başka yere gider de yürürlüğe giriverir” diyenlere  ikinci bir meclis yapıverelim olsun bitsin derken de beni ciddiye alsınlar diye söylemiyordum.

 

Benim yaptığım sadece demokrasi gülmecesiydi.

Maalesef son açıklamalardan anlaşılan o ki, birileri şakamı ciddiye almış, Anayasa Mahkemesinin yanında nur topu gibi bir senatomuz da olsun diyecek kadar ileri gitmiş. 

Benden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı senatodan bahsedince Avrupa Yakası’nın Şahikası gibi ben de  “şaşırdııım doğrusu”

Demek ki milletin egemenliği bu ülkede yeterli değil.

Buna yalnızca bürokratlar ve bu ülkeyi yıllarca yönetenler değil, muhtıra’ya maruz kalanlar da inanıyor ve benim şaka diye bahsettiğim “açılımı” onlar ciddi ciddi savunuyor.

 

Bu çaresizliğin ilanı değil midir?

“Biz pes ettik, artık siz ne derseniz o olsun” demenin başka bir şekli değil midir?

Başkanın Senato isteğinin başka bir anlamı var mıdır?

“Siz, bizi bu şekilde uzaktan denetleyince yeterli olmuyor, en iyisi mecliste denetleyin” demeye getirmiyor mu Sayın Meclis Başkanı.

Vesayetçi yönetimin başka bir adıdır teklif edilen senato aslında.

Benim şaka diye söz ettiğim, başkanın da önerdiği bu sistem, memleketimizi geçenlerde ziyaret eden kraliçenin ülkesinde uygulanıyor.

 

Gelmişken bir siyasi sistem tavsiye edelim mi demişler onu da bilmiyorum.

Ama bildiğim bir şey var ki, sistemler öyle birkaç gün içinde değişmezler.

Çünkü orada uzun bir tarihsel süreç böyle bir şeyi zorunlu kılmıştır.

Yalnızca şunu söyleyebilirim ki, benzer olan bir şey var orada da burada da.

Her ikisinde de  bir “mülkiyet” savaşı var.

Bizdeki biraz örtülü bir savaş.

İdeoloji üzerinden, din üzerinden, başörtüsü, laiklik üzerinden yapılan bir “mülkiyet” savaşı.

 

Evet, son yıllarda mülkiyetin el değiştirmesi böyle bir müdahaleyi zorunlu kılmıştır.

Kentin varoşlarından gelenler kenti ele geçirmişlerdir.

Kentsoylular da bundan rahatsızdır.

Burjuvazi kiliseyle ve aristokratlarla giriştiği  mücadeleyi kazanmış orada.

Egemenliği paylaşmak istemeyen soylular ise son bir gayretle  çift meclisli parlamento marifetiyle senatör olarak sarsılan iktidarlarının acısını bir nebze unutmuşlar.

Senatoda  önemli bürokratlar, önemli ailelerin çocukları, yüce mahkemenin  başındakiler yer alır.

 

Ve “Biz hala buradayız” derler.

Aslında bizimkiler de “Biz hala buradayız” diyorlar aldıkları bu kararlarla.

Ancak bu da kesmiyor ki,  egemenliği senato eliyle paylaşmak istiyorlar.

Buna da halkın seçtiği Meclis Başkanı ön ayak oluyor.

Bu öneri  gerçekten düşündürücü….

Hele millet adına seçilenler bunu söyleyince düşündürücüden öte vahim…

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim