• BIST 109.330
  • Altın 155,771
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • Konya 9 °C
  • Meteoroloji'den Konya için yağış müjdesi
  • Yunanistan'da DHKP-C'den Erdoğan'a suikast planı iddiası
  • TSK'da yemek duası değişti: Allahımıza hamdolsun...
  • Meteoroloji'den Konya için yağış müjdesi
  • Yunanistan'da DHKP-C'den Erdoğan'a suikast planı iddiası
  • TSK'da yemek duası değişti: Allahımıza hamdolsun...

Sen ve öteki

Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

 

 

İnsanlık tarihi boyunca bazı fert ve cemiyetler, İlahi kudretin varlığını unutunca, kendi aciz varlıklarını hiç hesaba katmadan sahte kudret sıfatına bürünebilmişlerdir. Ellerinde bulunan zenginlik, aşiret taraftarlığı ve kamu gücü sayesinde Allah’ın hür olarak yarattığı insanları köleleştirme ve sömürme yoluna gitmişlerdir. Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah’ın el-Kavî ismini gasbeden birçok sahte güçten bahsedilir. Bunlardan birisi Allah’a isyanın, tuğyanın ve her türlü zulmün sembolü olan Firavundur. Baş danışmanlarından olan Hâmân’a, gücünü ve iktidarını göstermek için “yüksek bir kule” yapma talimatında bulunur: “Firavun, ey ileri gelenler! Sizin benden başka bir ilahınız olduğunu bilmiyorum. Ey Hamân! Benim için bir ateş yakıp tuğla pişir de bana bir kule yap! Belki Musa’nın ilahına çıkar bakarım (!). Şüphesiz ben onun mutlaka yalancılardan olduğunu sanıyorum, dedi.” (28/Kasas 38).

Bu ayette geçen kule tabiri neyin sembolüdür?

İktidar gücünün semboldür.

Firavun’un sipariş verdiği bu kule, neyin simgesidir?

Başta iktidar olmak üzere; kibirlenmenin, servetin, şehvetin, şöhretin, gücün ve Allah’a meydan okumanın bir simgesidir. Maddi iktidarını putlaştıran ve kendisini de rablik makamında gören Firavun, bireysel ve sosyal hayatının tüm alanlarından Hz. Musa’nın İlahını çıkardığı gibi, insanların gönlünden de Allah inancını çıkarmak istemiştir. İnsan bir defa temellük fikrine sahip oldu mu, hayata dair ne varsa özerkleştirir ve her şeyi kendi tasarrufunda görmeye başlar. Bazen bu, iktidar gücü olur, bazen bu para gücü olur, bazen bu ilim gücü olur, bazen bu cinsiyet gücü olur. Artık onu sınırlandıran bir otorite yoktur. O, kendisini kontrolsüz bir güç olarak görür. Çünkü o, kendisini, Allah’a rağmen konumlandırmıştır.

Allah’ı hayatından çıkaran bir birey ve toplum için nihai amaç, mutlak bilgiye, servete ve iktidara sahip olmaktır. Böyle bir asi ruh, Yüce Allah’a başkaldırdıktan sonra, kendi arzularını ve projelerini ilahlaştırmış ve mutlaklaştırmıştır. Bu yüzden hariçten kendisini denetleyecek ve sınırlandıracak bir güç ya da yetkili istemez. Din, onu sınırlandırdığı oranda can sıkıcıdır. Dine, bireyin hayatında ancak özel, izafi ve sıra dışı kalmayı kabullendiği sürece müsaade edilir. Bilginin hikmet amaçlı olmaktan çıkıp güç amaçlı hale gelmesiyle, birey, Karun'un zihni tutumunu benimsemiş olur.

Tarihte Firavunlar hep halklarını icat ettikleri bir “öteki/leştirme” üzerinden denetlemeye çalışmışlardır. “Sen ve öteki” diye halkı iki kampa, sınıfa ayırmak, halkın gücünü sınırlandırmak ve zayıflatmaktır. “Böl, parçala, yönet” stratejisi, Firavun taktiğidir. Tarih boyunca eski ve yeni bütün Firavunlar, hep yönetim tarzı olarak bu taktiği uygulamışlardır.

İslam düşüncesine göre, elinde tuttuğu kamu gücünü adaletin sağlanmasında değil, zulmün koyulaşmasında kullanan her zorba, Firavun zihniyetini benimsemiştir. Onlar, sınırsız gördükleri gücü, hiç kimse ile paylaşmazlar. Bu güç, ister inanç, ister siyaset, ister servet, ister iktidar olsun fark etmez. Hepsini uhdelerinde tutarlar. Halk ise, sürü ve köle muamelesi görür. Halkın, onların nezdinde hiçbir değeri ve itibarı yoktur. Kendisini güçlü gören Firavun zihniyeti, inançlara bile ambargo koymaya kalkar. Benim belirlediğim kadar inanacaksın, der. Hem inançlara ve hem de fikirlere sınırlar çizer. Kölenin itiraz hakkı olmadığı gibi, halkların da itiraz hakkı yoktur, mantığını sergiler. Servete, maddi iktidara ve silah gücüne dayanan her zorba, kendini ilah gibi görür. Yaptıklarından hesap sorulmasını asla istemezler. Kibirlidirler. Onların gözünde halk, toprakta debelenen solucan kadar bir değere sahip değildir. Onlar, ne kimseye hesap verirler ve ne de herhangi bir kimsenin kendilerinden hesap sormalarına rıza gösterirler.

Acaba Kur’an-ı Kerim’de güç, kudret bağlamında sahip oldukları farklı pozisyonlarla dile getirilen Firavun, Karun ve Âd kavmi gibi Allahsız güçler niçin anlatılır? Bu kötülük odaklarından Müslümanlar ibret alsınlar, diye anlatılır. Her yaşanmış olaylardan ders çıkarmasını iyi bilen şuurlu Müslümanlar, Yüce Allah’ın el-Kavî gücü karşısında eriyip giden Firavunların ve Karunların hayatına ve felsefesine hiçbir zaman iltifat etmezler, özlem duymazlar. Yüce Allah’ın yenilmez ve galip gelinemez güç ve kudreti karşısında her güç ve kudret izafidir, fanidir ve anlamsızdır.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim