• BIST 81.712
  • Altın 147,398
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • Konya 1 °C
  • Sürücülere kötü haber: Yüzde 30 zam geliyor
  • CHP'liler erken seçim ipine sarıldı
  • FETÖ’ye bağlılık ‘narkoz testi’nde
  • Sürücülere kötü haber: Yüzde 30 zam geliyor
  • CHP'liler erken seçim ipine sarıldı
  • FETÖ’ye bağlılık ‘narkoz testi’nde

Selam olsun tüm peygamberlere!

Ali Akpınar

SELAM OLSUN TÜM PEYGAMBERLERE VE PEYGAMBERİMİZE!

 

Kur’ân tüm peygamberlere selam eder ve hepsini saygıyla anar. Veselâmün alel mürselîn. Selam olsun tüm peygamberlere! (38/181)

Biz Müslümanlar olarak peygamberlerin hiç birisinin arasını ayırmadan hepsine iman eder ve hepsini saygı ile anarız. (2/136,285, 3/84) Buna göre Âdem’den Hâtem’e bütün peygamberler, peygamberimizdir. Onlar bize can veren canlarımız, yolumuzu aydınlatan önderlerimizdir. Hz. İbrahim de, Hz. Musa da, Hz. İsa da, Hz. Muhammed de, diğerleri de. Aleyhimüsselâm. Her birinin hayatında hepimiz için sayısız dersler vardır.

İnsanlığın kurtuluşu için kendi rahatlarını feda eden peygamberler, tarih boyunca kendi kavimleri başta olmak üzere karşılarında duran insanlardan olmadık eziyet ve işkence görmüşler, hakarete maruz kalmışlardır. Hatta onlardan şehid edilenler bile vardır.

İnsanlık sevdalısı peygamberimiz Hz. Muhammed sallallahü aleyhi vesellem de bu meyanda olmadık hakaretlere maruz kalmış, akla hayale gelmedik işkencelerle karşılaşmıştır. Yaşadığı toplum içerisinde tüm erdemleri üzerinde taşımasına rağmen, kırk yıl Emin Muhammed diye çağrılmasına rağmen, sırf Allah’ın dinine insanları çağırdığı için yalancılıkla, sihirbazlıkla, kâhinlikle, şairlikle itham edilmiştir. İnsanlara anlattığı gerçekler “Eskilerin masalları, uydurma şeyler” diye reddedilmiştir. Taif’te taşlanmış, elli üç yıllık baba ocağı Mekke’den çıkarılmıştır. Uhud savaşında dişleri kırılmış ve yaralanmıştır. Ailesine iftiralar atılmıştır. Ama tüm peygamberler gibi, o da bunlara göğüs germiş, bunlardan yılmamış, aksine bunlar onun bu yolda bilenmesini, daha bir kararlılıkla yoluna devam etmesini sağlamıştır. Taif taşlamasından sonra kanlar içerisinde kaldığında, gönlünü Rabbine açmış ve “Ya Rab! Bunlar bilmiyorlar. Bunlara doğru yolu göster” diye dua etmiştir.

Hayatında olduğu gibi, vefatından sonra da ona sözleriyle sataşanlar, ona hakaret edenler olmuştur hep. Olacaktır da. Kur’ân, ona ve diğer peygamberlere yapılanları boşuna anlatmamıştır bizlere. Geçtiğimiz günlerde bazı Avrupa ülkelerinde yine peygamberimize hakaret içeren karikatürler yayınlandı. Ardından bir internet sitesinde yine Avrupa kaynaklı bir gösterimde güya Hz. İsa peygambere çırılçıplak bir halde, insanların ortasında şarkı söyletildiğine tanık olduk.

Burada Allah’ın tüm elçilerine inanan Müslümanlar olarak bizlerin bu aşağılık saldırılar karşısında tepkisiz kalmamız elbette düşünülemez. Ancak her şeyden önce, küçük bir köye dönüşen şu dünyada, bunca iletişim imkânlarına rağmen, Peygamberimizi layıkıyla o insanlara anlatamadığımızın ezikliğini duymalıyız. Evet, biz onu doğru bir şekilde tanısaydık, onun bize emanet ettiği hayat nizamını izzet içerisinde yaşayabilseydik ve onun kutlu mesajını doğru olarak insanlara ulaştırabilseydik, belki de bu hakaretler olmayacaktı. Bizler, bize düşenleri yapabilseydik, bu cahilane sataşmalar karşısında eziklik duymamıza bir neden de olmayacaktı. Zira Allah dostlarını, koruma kanunları değil, onların gönüllere taht kuran sevgileri korur ve yaşatır.

Ama biz onu gereği gibi tanıyamadık, onun sünnetini insanlığa örnek olacak şekilde yaşayamadık ve insanlığı onunla tanıştıramadık, hatta çoğu zaman onun yanlış tanınmasına sebep olduk. İşte bu yüzden mahcubuz ve işte bu yüzden boynumuz bükük. Ona inandığımızı söylediğimiz halde, onun hayatı, onun sireti ve sünneti ayaklar altında değil mi?

Oysa ona ilk gönül verenler, tüm imkânsızlıklara rağmen, onu cihana tanıtabilmek için ne büyük fedakârlıklara katlanmışlardı. Onlar, kütükler üzerinde doğranırken bile, onun tenine bir dikenciğin batmasına bile razı olmayacaklarını söylüyorlar ve onun uğruna can veriyorlardı. Yüz bini aşkın ashabı içerisinde Mekke ve Medine’de ölenlerin sayısı on bini geçmiyordu. Onların çoğu, dünyanın dört bir yanına dağılmışlar ve onun mesajını oralara götürmüşler ve oralarda can vermişlerdi.

Savaşlarda Müslüman şehidlerin organları kesilip müsle yapılmışken kendisine, biz de müşrik ölülerine müsle yapamlım mı, diye soranlara: “Hayır, hayır,  ben müsleci peygamber olarak gelmedim!” buyurmuştur. Evet Müslümanlar olarak bizler, doğruları yapmak zorundayız. Hiçbir konuda bizim dışımızdakiler bizim örneğimiz ve önderimiz olamaz.

Yine Peygamberimi, “Sizden biriniz ana babasına sövmesin” deyince; orada bulunanlar “kişi nasıl kendi ana babasına söver?” diye sormuşlar, o da şöyle cevap vermiştir: “Sizden biri başkasının ana babasına söver, o da kalkar onun ana babasına söver, sonuçta kişi kendi ana babasına sövmüş/sövdürmüş olur!”

Kutsal Kitabımızda şöyle bir ayet yer alır: “Onların Allah'tan başka yalvardıklarına sövmeyin ki, onlar da bilmeyerek taşkınlıkla Allah'a sövmesinler! Biz, her ümmete yaptıkları işi böyle süslü gösterdik; sonunda dönüşleri Rablerinedir. O, onlara ne yaptıklarını haber verecektir.” (6/108)

Evet, Kur’ân, Allah’tan başka tanrılar edinenlerin ilahlarına hakaret etmemizi yasaklar. Çünkü hakaret ve sövgü, çaresiz ve aciz insanların işidir. Oysa Müslüman, belge ve bilgiye dayanarak savunduğunun hakikat olduğunu ve karşı tarafın yanlışlığını ortaya koyar. Belge ve bilgiler konuşur. Belge ve bilgiden yoksun, laf anlamaz aciz ve zavallı cahiller kendisine, dinine ve mukaddes değerlerine sataşınca ise, onlara selam der geçer Kur’ân adamları. (25/63, 28/55) Tabiî ki bu deyiş, haksızlıklara karşı meşru tepkilerini göstermesine engel değildir onların.

Burada herkes üzerine düşeni yapmalıdır. Yetkililer gerekli diplomatik girişimlerde bulunmalıdır. Peygamberlere hakaret edenlerin malları boykot edilecekse, yetkili oda ve kuruluşlar, bu ülkelerin mallarının ne olduğunu ve boykot işinin nasıl yapılırsa, Müslümanlığa, Müslümanlara ve ülkemize zarar vermeden gerçekleşebileceğini açıklamalıdırlar. En önemlisi ise bu gibi olaylar bizim peygamberimize olan bağlılığımızın artmasına vesile olmalıdır. Bunun için de onun siret ve suretini bir kez daha yeniden okuyup, ona ne kadar benzediğimizi es etmemiz kaçınılmazdır.

Veselâmün alel mürselîn. Selam olsun tüm peygamberlere! Ve salat olsun selam olsun son peygambere!

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim