• BIST 99.835
  • Altın 243,334
  • Dolar 5,7445
  • Euro 6,4830
  • Konya 4 °C
  • 6 adımda oy kullanma rehberi
  • Terör örgütlerinin zillet ittifakı tescillendi
  • 31 Mart'ta çıkacak sonuca göre harekete geçecekler
  • 6 adımda oy kullanma rehberi
  • Terör örgütlerinin zillet ittifakı tescillendi
  • 31 Mart'ta çıkacak sonuca göre harekete geçecekler

Sel Gider, Kumu Kalır…

Fatma Şeref

Kalp kırıklarından yapılmış gibi geliyor akşam üzeri önünden geçtiğim plazalar, vitrinler, sarraf dükkanlarından ıslak yola vuran kesik kopuk ışık huzmeleri...

Geride dünyadan elini eteğini çekmiş bir derviş kadar sessiz ve sade tarihi mescit, duvarındaki kızıl ışıklı tabelayla ayrı alemde yaşıyor gibi. Hızla gelip geçen kırmızı ışık toplarını birleştiriyorum zihnimde "Kalp kırmak, yetmiş kere Kâbe’yi yıkmaktan daha büyük günahtır.  Hz. Muhammed (s.a.v) ...” Yazıyor ve tekrar tekrar akıyor kelimeler, baktıkça kalp-Kâbe, kırmak-yıkmak gibi sözcükler  yer değiştirip farklı kombinasyonlar oluşturuyor kafamda…

Oysa, her yer kalp kırıklarıyla dolu, her yan yıkıntı...Bunda ne kadar payım var kim bilir, bilerek, bilmeyerek kaç yetmiş günah topladım avuçlarımda. Kâbe’den yetmiş kez kutsal sayılan insan gönlüne hangi sözle hangi nazarla hoyratça dokundum.

Yoksa niye yolumu kesti bu vakitte, plazaların, vitrinlerin, işten eve gitme telaşındaki yorgun adımların doldurduğu cadde kenarında, minicik gövdesi ile bin yıldır zamana direnen mescit? Üzerindeki o uyumsuz elektronik yazı levhası… Orada küçük kırmızı noktalarla minicik yürekler gibi atan, Sevgili’den bir uyarı. Uçuşan kar taneleri gibi ürkek, su damlası kadar şeffaf, bir anda hayal gibi kaybolup giden yanık yürek çırpıntıları... Belki gereğinden çok duyduğumuzdan, bildiğimizi sandığımız ama hiç uygulamaya dönük düşünmediğimiz bir ikaz:

Kalp kırmak, yetmiş kere Kâbe’yi yıkmaktan daha büyük günahtır…

Zaten tüm dertlerimiz çok söylemek ama az yapmaktan kaynaklanıyor. Çocukken oynadığımız bir oyun vardı hatırlar mısınız? Bildiğiniz sevdiğiniz en anlamı cümleyi defalarca tekrar söyleyeceksiniz. Mesela “ben annemi çok seviyorum” cümlesi sürekli söylenecek. Peki, ne zamana kadar? Anlamını yitirene kadar! Birimiz söyleyip birimiz sayıyorduk. Kısa cümleler 35 uzun cümleler 50 tekrarda anlamını yitiriyordu yanlış hatırlamıyorsam. Bir arkadaşımla merak edip, kendimiz için en manidar cümleleri denemiştik. Gerçekten bir süre sonra hiçbir anlam ifade etmiyor hiçbir duygu hissettirmiyordu. Bu durumdan rahatsız olup o oyunu bıraktık. Aynı şeyi sevdiğiniz isimlerde yapabiliyorsunuz, sizin için en özel insan sıradanlaşıyor bir anda…

Günümüzde aynı oyunun küresel oyuncuları gibi olduğumuzu düşünüyorum. Hepimiz ağın bir ucunda bir noktasında, sayısız tekrarlar zinciri içindeyiz. Artık mana yok olduğundan kolay kolay hiçbir şey hissetmiyoruz yüreğimizde. Sadece hissetmiş gibi yapmamız gerektiğini biliyoruz. Sevmiş gibi, özlemiş gibi, üzülmüş gibi, öfkenmiş gibi… … Oysa bunu bize yaptıran akıl, mantık yüreğimiz değil. Kızılması gereken şey öğretilmiş bize zaten ona kızıyoruz ya da tam aksi. Sahici kalan tek şey gülüşlerimiz sanırım. O yüzden mizah gittikçe yükselişte … Oradan diğerlerine doğru bir sahicilik dönüşü yaparız diye umuyorum.

Ama şu an ki durumda hissetme yoksunluğu çeken hastalar gibiyiz. Bu yüzden sabah gözünü açan elindeki minik ekranda, hızla yeni uyaranlar uyarıcılar arıyor… Haber, video, mesaj ya da her ne ise… Ama asıl aradığı yüreğini uyaracak, hissettirecek bir şey… Ama her uyarıcının etkisi, bir diğerini görene kadar sürüyor. Bu yüzden yeni uyaran arama döngüsü bağımlığa dönüşerek hızla devam ediyor.

Derin düşünmeye ve bir şeyin aslını araştırmaya hiç vaktimiz olmuyor bu yüzden. Nasıl olsa biri bizim yerimize düşünmüştür sanıyoruz ama sandıklarımız bizden hiç farklı değil hatta daha kötü durumda. Bu yüzden 24 saat içinde, karşı görüşteki kardeşlerimize küfür ederek rahatlayan ahmaklar korosuna dönüşe biliyoruz. Bir toplum bu kadar kolay oyuna gelmemeli. Nerde ne olduğu, gerçekliği hiç önemli değil bizim için hemen tarafımızı seçip kavgaya geçiyoruz. Ama aslında kavgamızda gerçek değil… Gerçek olan bıraktıkları kalp kırıklığı, gönül yorgunluğu…

Seçimdir gelir geçer, biz bize lazımız sevgili dostlar. Önümüzde zor günler var. Seçimden sonra da yüz yüze bakacağız. Bırakalım herkes işinin gereğini yapsın ve hak eden kazansın…

Hayırlı Cumalar Diliyorum

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Hüseyin seyfi
15 Mart 2019 Cuma 13:16
13:16
Yaşam çoktan doğallığından koptu. Bu yüzden insan "mış" gibi görünmekte.
151.135.184.102
Zafer Şeref
15 Mart 2019 Cuma 00:20
00:20
Bahar yorgunluğu ve gündem stresi var hepimizin üzerinde
5.176.35.163
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim